Milli olmak önce ekonomiden başlar. Partinin İdari ve Mali İşlerini devraldığım hafta bir gazeteci sordu, ”Bazı partiler Hazine yardımı olarak aldıkları paralarını dövize yatırmışlar. Sizde böyle bir şey yaptınız mı?”

Biz CHP olarak hesaplarımızı Türk Lirası mevduat olarak değerlendirmeyi tercih etmiştik. Döviz mevduatımız yoktu. “Hayır” dedim “Biz milli, milliyetçi bir partiyiz. Paramızı da milli para, yani TL olarak değerlendirdik.”

Milli olmak önce ekonomiden başlar.ki aslında verdiğim cevap, siyasiydi fakat gerçekte de cuk oturmuştu. Çünkü bizim gibi gelişmekte olan ülkelerin en önemli sorunu milli para ve döviz açmazıdır.

Mülkiye’nin İktisat ve Maliye Bölümünü bitirdiğimde paranın bir mübadele aracı olduğunu öğrenmiştim ama küresel rezerv paranın siyasi önemini ve daha ötesi hayati derecede önemli olduğunu öğrenmem çok zaman aldı.

Sonraları gördüm ki Amerikan hegemonyasının en az askeri gücü kadar önemli gücü parasının yani doların gücü imiş. Küresel mücadele, doların dünya rezerv parası kalıp-kalmaması üzerine yapılıyormuş.

Dünya ticareti dolar veya ABD’nin kontrolünde olan bir para ile yapılmaz ise Amerika ayakta kalamazmış…

Ünlü ekonomistlerin kitaplarında anlatmadıkları bir konu var;

Çift paralı ekonomi.

Biz gelişme yolunda olan bir ülke olarak çift para kullanıyoruz. ABD, AB gibi ülkelerde olduğu gibi tek paramız yok.

Hem kendi milli paramıza, hem de yabancı paraya, yani dövize ihtiyacımız var.

Tasarruflarımız yeterli olmadığı için, dışarıdan mal alabilmek için dövize gereksinim duyuyoruz.

Aldığımız sattığımızdan fazla değerde olduğu için döviz borçlanıyoruz. Döviz kullanmak ve borçlanmak ise gelişmekte olan bir ekonomideki en riskli olay…

Bizim tüm ekonomik krizlerimiz döviz ihtiyacımızı karşılayamama durumunda ortaya çıkmış.

Yani ekonomik kriz veya finansal kriz dediğimiz olay aslında döviz tedarik edememe krizi.

Milli parayla ilgili bir sorun yok. Gerektiğinde basıyorsun tedarik ediyorsun. Ancak döviz bulmak öyle değil.

Döviz bulmak ve dövizle alım-satım yapmak, döviz hareketleri nerede ise tümüyle ABD’nin kontrolünde. Döviz bulabilmek için de ABD’nin daha doğrusu sana borç verenlerin koyduğu kurallara uymak zorundasın.

Bize döviz borcu verecek olan, yani Hazine kağıtlarımıza, borsamıza ve şirketlerimize yatırım yapacak olan yabancılar ekonomik dengelerimizi bilmek istiyor.

Ne kadar gelirimiz, giderimiz, cari, bütçe ve dış ticaret açığımız olacağını görmek ve Türkiye’ye yatırdıkları paranın mümkün olduğunca riskli olmamasını arzu ediyorlar.

Bunlar bildiğimiz konular ama hatırlatmakta yarar gördüm.

Ancak hiç unutmamamız gereken bir husus var: Eğer çift paralı bir ekonomi iseniz milli paranızı mümkün olduğunca çok, dövizi ise mümkün olduğunca az işleme tabi tutacaksınız.

Yani, tüm ticaretinizi, alış-verişlerinizi, tasarruflarınızı, yatırımlarınızı, kiradan resmi ihalelere kadar tüm sözleşmelerinizi yani para nerede kullanılıyor ise mümkün olduğunca çok işleminizi milli paranızla yapacaksınız.

Gerçekten milli olmak, gerçek milliyetçi olmak bunu gerektirir. Halbuki biz özellikle son 10 yıldır nerede ise özellikle kamuda dövize geçtik.

Herkesin döviz bulundurmasını teşvik ettik, döviz geliri olmayan işletmelerin dövizle borçlanmasının önünü açtık, resmi ihalelerimizi bile dövizle yaptık.

KÖİ sözleşmelerini ve karayolu ihalelerini dövize bağlamamız ise tedbirsizliğin son safhasıydı. Nerede ise devlet eliyle döviz teşvik edildi ve şimdi ceremesini hep birlikte çekeceğiz. Kurtuluş yok…

Kısaca, Milliyetçi olmak her şeyden önce milli para kullanmayı gerektirir sözüm çok doğru. Bu gerçeğin yanı sıra bir noktayı daha işaret edip bitireyim.

Türkiye yakın zamana kadar bir döviz dar boğazına girmişti. Bakın kriz demedim dar boğaz dedim.

Kolayca aşılabilecek bir sorundu.

Ancak, neden bilemiyorum İktidar gereken tedbirleri almadı. Tedbirlerin ne olduğunun bilinmemesi mümkün değil ama tedbir almadı.

Şimdi bir finans krizi yaşıyoruz ve yaşayacağız. Yeni ekonomik dengelerin oluşması ve yeni yol haritası bize pahalıya mal olacak.

İktidarın tedbir almamasının tek bir açıklaması yok fakat ben en büyük ihtimali servet transferi nedenine veriyorum.

Sanırım İktidar bu arada iflas eden banka ve büyük şirketleri kendi yandaşlarına vermeyi düşünüyor. Muhtemelen yandaş şirketler döviz biriktirdiler.

Türkiye’de krizle birlikte sermayenin el değişimini yaşayacağız. Tabi bu arada esnaf, kobiler, çiftçiler, çalışanlar ve tüm vatandaşlar zarar görecek. Türkiye servetinin önemli bir bölümünü kaybedecek…

Bakalım İktidar krizden tasarladığı gibi kazançlı mı çıkacak yoksa tam krizden çıktığında yorgunluktan boğulacak mı?

Bu siyasi bir konu değil öncelikle hepimizin meselesi. Bir an önce gereken tedbirleri almalarını diliyorum.

Bayramınızı kutluyorum, umarım iyi değerlendirirsiniz…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz