‘METAVERSE ÇİFTLİKLERİ ANADOLU’NUN TARIM MİRASI İÇİN BÜYÜK FIRSAT’

0
158

Tarım Yazarı/Fütürist Mine Ataman, tarımsal üretiminde biyoçeşitlilik ve biyoticaret ile tarım ürünlerinin pazarlanmasında metaverse çiftlik uygulamalarına geçilmesine ilişkin gazetemize konuk oldu.

ESMA ALTIN- Tarım Yazarı ve Fütürist Mine Ataman, tarımsal üretimin ayakta kalması ve gelecek nesillere de ulaşabilmesi için biyoçeşitlilik konusuna dikkat çekti. Her alanda olduğu gibi tarımda ve tarımsal ürünlerin pazarlanmasında da teknolojinin önemli bir yer tuttuğunu belirten Ataman, metaverse çiftlikleri kurularak dünyanın her yerinden her insanın gıda maddelerini deneyimleyebilme uygulamalarına geçilmesi gerektiğini savundu. Ataman: “Hayatta doymadığımız her şey, istediğimiz her şey sanal gerçeklik gözlüğü taktığımız zaman önümüze seriliyor ve onları yaşayabiliyoruz. Aynı şey metaverse için de geçerli. Sanal gerçeklik dediğimiz alemde gözlüğü takar takmaz gerçek hayattaki bütün o yokluklarımızı, yoksunluklarımızı, açlıklarımızı giderebiliyoruz. Şu anda ülkeler tarım teknolojilerini, tarımda ülkelerin yaptığı stratejileri, atılımları özellikle Z ve alfa kuşağına anlatabilmek için metaverse oyunları yayınlıyorlar. Bu oyunlarla ülkede neler yapıldığını anlatabiliyorlar. Örneğin; Güney Kore’de bununla ilgili bir çalışma başlatıldı. Resmi olarak Tarım Bakanlığı bir oyun yayınlandı. O oyun içerisinde gençler giriyor ve tarım bakanlığı şöyle şeyler yapıyormuş, tarım stratejilerinde şöyle şeyler varmış deyip onları öğrenebiliyor.” dedi.
‘GELECEK TARIM MADENCİLİĞİNDE’
Geleceğin tarım madenciliğinde olduğunu ve dünyanın şu anda bu kavram üzerinde çalışmaya başladığını belirten Ataman, sözlerine şöyle devam etti; “Daha düne kadar Türkiye gibi ülkeler özellikle dört mevsimi daha sağlıklı yaşıyorlardı ve her mevsimde yetiştirilebilen çeşitli meyveler, sebzeler, tahıllar gibi çok geniş bir tarımsal ürün ağı vardı. Buralarda her yıl ortalama 1,5 derece havanın ısınması, aynı şekilde her yıl yağışların azalması, düzensiz olması, farklı iklim olaylarından sebep özellikle Kanada, Çin’in kuzeyi, Rusya gibi ülkeler daha avantajlı duruma geldi. Bu ülkelerde daha önce iklim uygun olmadığı için tarımsal üretimin yapılamıyordu, şu anda buralarda üretim yapılabiliyor. Bu yüzden de Türkiye bunu çok ciddiye almalı. Nasıl ki Rusya şu an tahılda 80-90 milyonu zorluyor ve artık dünyada tahıl konusunda çok önemli bir güç haline gelmeye doğru ilerliyor, aynı şey sebze ve meyvede de söz konusu. Şu anda Ruslar Türkiye’den özellikle Doğu Akdeniz Bölgesi’nde örtü altı dediğimiz seracılıkta yetişen birçok meyveyi, sebzeyi kurmaya başladı, üretmeye başladı. Bizden tohumculuk anlamında da pek çok şey alabildiler. Türkiye zaten giderek unda kan kaybediyor, Kuzey Irak’a bağlı bir ihracatımız var ve oradaki olaylardan etkileniyor. Aslında çok düşük fiyata da ihracat yapıyoruz. Bir taraftan da yaş sebze ve meyvede Rusya’ya olan ticaretimizin büyük bir bölümü oraya sağlanıyordu, orada ciddi bir problem var. Elimizde aslında katma değerli ürün dediğimiz ürünler kalıyor. Bunlar da dünyanın tarım madenciliği dediği daha çok baharatları odun dışı dediğimiz ürünler, kökler, mantarlardır. Bunlar hem zengin biyoçeşitlilik açısından çok kıymetli hem o ülkelerdeki diğer tohumları çalışırken, geliştirirken çok önemli.”
Biyoticaret konusunun ülke kalkınması açısından önemine dikkat çeken Ataman, şunları dile getirdi; “Biyoticaretin içerisinde kozmetik sanayi, sağlık, fonksiyonel gıdalar var. Bu üç başlık için tıbbi aromatiklere, odun dışı ürünlere ve mantarlara ihtiyaç var. Bunların merkezi de Anadolu. Anadolu bu konuda çok zengin, verimli ama biz bunları değerlendiremiyoruz. Örneğin; geçen sene Türkiye’de üretilen defnenin neredeyse yüzde 90’ı çok cüzi miktarlara ihracat edildi. Onu alan ülkeler 20-30 katı fiyatlarla o ürünü katma değerli ürüne dönüştürerek onu satabiliyorlar.”
‘HER ŞEY İYİ BİLE GİTSE ÜRETİMDE YÜZDE 20-30 ORANINDA DÜŞÜŞ YAŞANACAK’
2022 yılı tarımsal üretim faaliyetleri ile ilgili öngörülerini aktaran Ataman, şunları söyledi; “Hep iklim krizi ile ilgili çalışmalar yapılıyor. Ama bir taraftan da baktığınızda daha geçen sene buğdayda yaşadığımız sıkıntıdan dolayı yüksek miktarda ithal etmek zorunda kalmıştık. Sebebi, kuraklığın olması, düşük verim, rekolte kaybıydı. Bu yıl sadece tescilli tohum yüzde 25 oranında az satıldı, gübre yüzde 30’a varan oranla daha az satıldı. Bu, her şey iyi bile gitse bu seneki üretim muhtemeldir ki yüzde 20-30 daha düşük olacak demektir. Bu bizim öngörümüz. İklim ile ilgili yapılan simülasyonlarda her yıl ortalama 1 derecenin üzerinde hava ısısı artıyor, yağmurlar azalıyor. Bununla ilgili hala bir şey yok. Türkiye hep palyatif olarak, yaz geliyor, hasat ediliyor, rekolte düşükmüş, hemen ithalat yapalım diyor. Piyasayı hep fiyat ile terbiye etmeye çalışıyoruz. Hâlbuki onun yerine, başından önlemleri alsak daha etkili ve faydalı olacak. Almanya, Hollanda, Rusya tarım teknolojileri ile kendi tarımını iklim krizinden olabildiğince arındırmaya çalışıyor. Kısacası sadece çiftçilere destek ödeyerek değil, sürdürülebilir doğru fiyatlı tarımsal üretimin gerçekleştirilebileceği bir altyapı sistemi oluşturulmalı.”
Katma değerli ürün politikasının benimsenmesinin ülke ekonomisi için ciddi bir ayaklanma sağlayacağını vurgulayan Ataman, şunları ekledi; “Türkiye’nin ihracattaki kilogram fiyatının karşılığı 1,36 dolar. Hollanda ve Japonya’nın yaklaşık 4 doların üzerinde. Diğer Avrupa ülkelerine baktığımızda da 3-3,5 seviyesinde. Ama Türkiye bundan daha 10 yıl önce 1,80 doları görmüşken, bugün 1,36 hatta bazı ürünlerde, un mamullerinde 1,09 dolar ile neredeyse 1 doların altına düşmek üzere. Çünkü pahalıya mal ediyor ve yüksek fiyattan dünyaya da satamıyor. Bu nedenle büyük bir risk varken bizim kurtuluşumuz katma değerli ürün. Tarım madenciliğini ülkemizde bir an önce yapmamız gerekiyor, önümüzdeki dönemlerde dünya piyasalarında neyi satıp, neyi satamayacağımıza bakmamız gerekiyor. Buna yönelik bütün planımızı, programımızı yapıp hemen başlamamız gerekiyor. Çünkü sağlıklı nesiller yetiştirmenin en önemli koşullarından biri de sağlıklı tarımsal ürünler yetiştirmektir.”
‘EKMEK BU GİDİŞLE YOKSULLARIN SOFRASINDA OLMAYACAK’
Biyoticarette fonksiyonel gıdaların üretilmesi konusunda ciddi teknolojik gelişmeler olduğunu ifade eden Ataman, şunları kaydetti; “Un kurdundan tutun, mikroplar, tek hücreli canlılar, algler şu anda zaten hayvan gıdası olarak kullanılabiliyordu. Avrupa Birliği (AB) Gıda Komitesi bununla ilgili bir sürü izinler çıkarmaya başladı. Şimdi de daha nasıl protein değeri, vitamin değeri yüksek ürünler yapabiliriz anlamında gıda teknolojilerini de bir taraftan geliştirmeye çalışıyorlar. Hem tarımı güçlendirdiler hem gıdayı güçlendirdiler. Sonuç, hem ihracat yapabiliyorlar, hem çiftçi mutlu, o ülkede yaşayanlar planlı, programlı bir tarım altyapısı olduğu için doğru fiyattan gıdaları satın alıp tüketebiliyor ve böylece sağlıklı bir toplum meydana gelmiş oluyor.”
Ekmeğin geleceği ile ilgili öngörülerini paylaşan Ataman, gelecek yıllarda ekmeğin artık her kesim insanın ulaşabileceği kolay bir gıda maddesi olmayacağını söyleyerek, şunlara vurgu yaptı; “Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde önümüzdeki yıl ciddi anlamda ekmeğin bile yoksulun besini olmaktan çıkacağını düşünüyorum. Geçen sene ekmek 5 lira olacak dediğimiz zaman yok canım demişlerdi. Ama şu anda da şunu söylüyorum; önümüzdeki yıl yazın ortalarında kışa doğru tarımsal rekolteleri gördükten sonra artık ekmek muhtemeldir ki daha orta gelir grubu ve zenginlerin sofrasında olacak. Bu gidişle maalesef yoksulların sofrasında olamayacak. Çünkü bir taraftan da israf dediğimiz çok ciddi bir sıkıntı yaşıyoruz. Bu yüzden oraya mutlaka bir çözüm üretmemiz gerekiyor. Yoksa ekmek artık zenginin masasına terfi ediyor. Yoksul artık ekmeği bana göre çok zor bulacak. Bu bir taraftan da ciddi bir daralma demek.”
‘METAVERSE İLE HER ŞEYİ DENEYİMLEYEBİLECEĞİZ’
Sanal gerçeklik uygulamaları ile sadece tarım alanında değil, her alanda insanların ürünleri deneyimleyebileceği, haz duygularını tatmin edebileceğini belirten Ataman, tarımsal ürünler için de metaverse çiftliklerin kurulmasının artık günümüz teknolojileri için gerekli olduğunun altını çizerek sözlerine şöyle devam etti; “Hayatta doymadığımız her şey, istediğimiz her şey sanal gerçeklik gözlüğü taktığımız zaman önümüze seriliyor ve onları yaşayabiliyoruz. Önümüzde 10-20 yıl içerisinde tahmin ediyorum ki kuponlar alacağız, gözlüklerimizi takacağız, gerçek hayatta yaşayamadığımız zenginlikler, sahip olamadığımız evler, arabalar, görüp de gidemediğimiz ülkeler, yemek isteyip de yiyemediğimiz yiyecekleri işte o gözlükleri taktığımız zaman yiyebileceğiz. Artık bilimsel olarak koku transferi yapılabildiğini biliyoruz. O duyguyu hissedebiliyoruz. Çünkü artık avatarlarımız eş zamanlı. Bugün başka bir yerde işim var deyip toplantıya avatarımı gönderebiliyorum. Aynı şey metaverse için de geçerli. Sanal gerçeklik dediğimiz alemde gözlüğü takar takmaz gerçek hayattaki bütün o yokluklarımızı, yoksunluklarımızı, açlıklarımızı giderebiliyoruz.
Şu anda ülkeler tarım teknolojilerini, tarımda ülkelerin yaptığı stratejileri, atılımları özellikle Z ve alfa kuşağına anlatabilmek için metaverse oyunları yayınlıyorlar. Bu oyunlarla ülkede neler yapıldığını anlatabiliyorlar. Örneğin; Güney Kore’de bununla ilgili bir çalışma başlatıldı. Resmi olarak Tarım Bakanlığı bir oyun yayınlandı. O oyun içerisinde gençler giriyor ve tarım bakanlığı şöyle şeyler yapıyormuş, tarım stratejilerinde şöyle şeyler varmış deyip onları öğrenebiliyor.”
‘METAVERSE ÇİFTLİKLERİ ANADOLU’NUN TARIM MİRASI İÇİN BÜYÜK FIRSAT’
Metaverse ile ilgili ilk adımı atarak kurdukları sanal çiftlik ile öncülük ettiklerini belirten Ataman; “Mezopotamya Metaverse Çiftliği’ni kurduk şu anda. Bununla ilgili çalışmalarımız devam ediyor. Anadolu’nun tarımsal zenginliğini, ürünlerini, ekoturizm, agroturizm ile ilgili ritüelleri, süreçleri dünyanın bir ucundaki birine hiç buraya gelmeden metaverse sayesinde Anadolu’ya gelecekler, Göbeklitepe’de buğday hasadına katılacaklar, Ceylanpınar’a gidecekler ceylanlara ellerinden su içirecekler, Karadeniz’e gidip çay hasadına katılacaklar, o çay hasadına katıldıkları çayı sipariş verip Türkiye’den kendi ülkelerine sipariş gitmiş olacak. Aslında bu olay Anadolu’nun tarım mirası için de inanılmaz bir fırsat. Türkiye’nin kendini tanıtma, ürünlerini tanıtma, ürünlerini başka pazarlara açması açısından çok büyük bir imkan. Çünkü gerçek hayatta Anadolu’daki herhangi bir domatesi Amerika pazarına satmak çok güçtür. Ama metaverse ilgi duyan ilgililerin gözlüğü takar takmaz karşısına o dünyayı çıkardığınız zaman da onun hemen siparişini veriyor, daha sonra Türkiye’ye ayrıca gelmek istiyor. bunu uluslararası büyük modacılar yapmaya başladılar. Çeşitli temalar belirliyorlar. Bizim önerimiz Tarım Bakanlığı’nın Anadolu Metaverse Farm’ı kurarak bu ülkenin tarımsal ritüellerini, mirasını ve ürünlerini önce orada tanıtmak ve bu sayede bütün dünyaya açabilmek.” şeklinde konuştu.

- Reklam -