Ağustos ayı enflasyon oranlarının ardından Merkez Bankası açıklama yaptı. Açıklamaya göre, enflasyonda risk artıyor ve buna tepki verilecek. İşin Türkçesi faiz artırımına gidilecek. Ne zaman 13 Eylül’deki planlı Para Politikası Kurulu toplantısında.

Mübarek sanırız ABD Federal Bankası, yıl içinde şu kadar faiz artırımı yapacağız diye piyasaları hazırlıyorlar. Açıklama sonrasında bizim piyasalarında döviz kurlarının hızla aşağıya ineceği beklendi, ama yaprak bile kıpırdamadı.

Geçmişte, Merkez Bankası’nın (MB) sadece sözlü uyarılarla kurlar aşağı inebiliyordu. Ama şimdi görülüyor ki Merkez Bankası’nın bu açıklamasını kimse “tınmadı”. Nedeni; beklenirlerin büyük olması ya da sonuçlarının kestirilememesi. Tamam, faiz artıracağı kesin de artış ne oranda artış olacak? Üç beş puan mı yoksa yine dostlar alışverişte görsün misali yüzde birler civarında artış mı?

Dahası bu artış kurları dizginlemek mi yoksa enflasyonla mücadele için mi? Arjantin örneğinde olduğu gibi çok yüksek bir artışla ekonomiyi “şoklama” olabilir mi?

Kesin olan şu var. Faiz oranı ne olursa olsun ekonominin çok büyük tutarlarda ucuz para girdisine ihtiyacı var. Bu para gelmedikçe veya bulunmadıkça (tabii kaynağı da çok önemli) faiz artırımları sıcak para girişini sağlayamayacağı, istenilen sonucu veremeyeceği gibi ekonominin daha da durmasına neden olacaktır.

Her türlü faiz artımı kredi faizlerini yukarı çekeceğinden ve riskler artacağından piyasaların fonlanması zorlaşacaktır.
MB, keşke dün 13 Eylül’ü beklemeden faiz artırımına gitseydi ve diğer araçları devreye soksaydı? En azından piyasaların tepkisi görme fırsatı olurdu ve “patron benim” diyebilirdi. Ama bir bildikleri var ki beklemeyi tercih ettiler ama beklerken de MB’nin ağırlığı da güveni de kayboluyor, inandırıcılığı da.

BALIKÇILIK LOBİSİ İŞBAŞINDA

Son günlerde şarbon hastalığına bağlı şikayetlerin artmasında görüldü ki hayvan sağlığında koruyucu önemler yokmuş. Vatandaş eskiden yokluğundan şimdi de korkudan etten tamamen uzaklaşıyor.
Etsiz olmuyor diyenleri de uzmanlar uyarıyorlar. Uyarılar, sağlam markalı olsa bile etlerin çok ama çok iyi pişirilerek yenilmesi yönünde. Bununla bağlantılı olarak süt ürünlerinde de riski azaltmak için (örneğin en büyük risk çiğ sütten yapılan dondurmada varmış) sütün çok iyi pastörize edilmesi yani en az 15 dakika kaynatılması isteniliyor.
Bu tür durumlarda kamu yönetimi halkı yeterince bilgilendirmediğinden fısıltılar, yalan yanlış bilgiler ortalığa doluyor. Buna biz de katkı yapalım: Aklımıza ilk gelen, bu işin arkasında balıkçılık lobisinin olma ihtimali. Tesadüf, balıkçılık mevsiminin açılmasının hemen ardına rastlıyor bu kırmızı etteki hastalık haberleri. Balıkçılar, “ette hastalık var” diye acaba balık tüketimini dolaysıyla fiyatların artmasına zemin mi hazırlıyorlar? Kümes hayvanı üretenler de bu işin içinde olabilir.
Burası Türkiye. Her an bunun gibi her türlü saçma sapan komplo teorileriyle karşılaşabiliriz. Bu işin tek faydası kısa süreli de olsa et fiyatlarını, dolaysıyla enflasyonu geriletebilir.

FACEBOOK YORUMLARI