Kuru sabit tutma derdine düşen Merkez Bankası’nın rezervleri güneş görmüş kar gibi eriyor, böyle giderse çok kısa bir süre sonra ortada kar mar kalmayacak, altındaki çamur ortaya çıkacak demedi demeyin. Alttan çıkacak çamura dair ilk işaret fişeği iktidara yakın bir yazardan geldi bile.

Yapılan son resmi açıklamaya göre Merkez Bankası’nın resmi rezerv varlıkları, haziran ayında bir önceki aya göre yüzde 5 azalarak 86.3 milyar dolara geriledi.

Bu elbette brüt rezerv swap hariç net rezervin çok uzun zamandır ekside olduğu biliniyor.

Bu konuda işaret fişeği olarak da değerlendirilebilecek iktidara yakın bir yazarın makalesi çok dikkatimi çekti.

İktidara yakınlığı ile bilinen Okan Müderrisoğlu 21 Temmuz 2020 günü Sabah gazetesinde yayınlanan makalesinde:

“Türkiye’nin döviz rezervlerine dair tartışmalara değinelim. Bilhassa net rezerv tutarı veya rezervlerin negatife düştüğü söylemlerine odaklanalım. Rezervlere, sadece Merkez Bankası stokları üzerinden bakmakla ülkenin tüm kurum ve kuruluşlarının ortak paydasındaki kaynaklar bütünü olarak bakmak arasında bir tercihle karşı karşıya olduğumuzu düşünelim.
Günün sonunda esas olan nedir?
Türkiye’nin rezervleridir.
Karşılaşacağımız herhangi bir problemi, Merkez Bankası’nın sorunu olarak mı göreceğiz, yoksa Türkiye bilançosunun müşterek sorunu olarak mı?
Konuyu, Merkez Bankası’nın net rezervlerine odaklamak, “Koronavirüs akciğere yerleşmiş. Bu, solunum sisteminin problemidir, diğer organların değil” demek gibi bir şey. Oysa organizmanın bütünü tehdit altında ise refleks de ona göre gelişmek durumundadır.
Tabii ki Merkez Bankası’nın doğrudan sahip olduğu döviz stoku önemlidir ve her türlü dış şoka veya operasyona karşı ilk savunma hattı olmak zorundadır. Lakin ekonominin tamamını denkleme sokan anlar ya da olaylar tekil kurumsal yapıya indirgenemeyecek kadar ciddi ise muhakeme ve çıktıları da ona göre olmalıdır.
Albayrak, yerleşik ekonomi öğretisini ve Türkiye’yi kritik zamanlarda köşeye sıkıştırmaya dönük işleyişini veri kabul etmek yerine, alternatif çözümler üretmeye çabalamaktadır.”
diyor.

Bunun tercümesi evet Merkez Bankasının rezervlerinde sıkıntı var, ama ben bu ülkede bulunan başkalarına ait altın ve döviz rezervlerini gerekli gördüğüm zaman dilediğim gibi tasarruf etme hakkına sahibim, gerekirse bunu yaparım demektir.

Bu çok ciddi ekonomik sıkıntılar doğuracak, Türk ekonomisi ve bankacılık sistemine olan güveni dinamitleyecek bir söylemdir.

Umarım bu görüş ekonomi yönetimi tarafından benimsenerek Okan Müderrisoğlu’na yazdırılan “resmi” bir görüş değildir, Okan Müderrisoğlu’nun kendi hüsnü kuruntusudur, yok eğer ekonomi yönetiminin resmi görüşü ise bu çok vahim bir durumdur.

Kasada bulunan komşusuna ait emanet döviz ile kapıya icra dayanıp sıkışınca komşusundan izin almadan kasadaki emanet parayı kullanarak döviz borcunu ödemeye kalkan esnaf durumuna düşer insan, sonu ya mahkemede biter ya da karakolda.

Peki iktidar neden kurları kontrol altında tutmaya bu kadar önem veriyor?

Kurlar bizim ülkemizde vatandaşın kriz algısını oluşturan temel enstrümandır, işsizlik ve hatta enflasyon gibi rakamlar ile oynayabilirsiniz, insanlar zaten hep pahalılıktan ve işsizlikten şikayet eder lakin bu kriz algısını oluşturmaz ülkemizde kriz algısı daima kur sıçramaları ile oluşur.

İktidar kriz algısı yükseldikçe oy oranının düştüğünün farkında ve bu yüzdende kriz algısını kontrol altında tutma stratejisi izliyor. Fakat bu strateji sürdürülebilir bir şey değildir, kamu bankalarına açığa döviz sattırarak ve Merkez Bankası rezervlerini eriterek nereye kadar gidebilirsiniz?

Hastalığı arttırmak ve ilerletmek pahasına tedaviyi geciktirmek, acı ilacı içmekten kaçınmak doğru mudur?

İşin açığı bu ülkede rezerv sorunu Merkez Bankasının ve Hazinenin sorunudur, ben sıkışırsam nasılsa başkalarına ait rezervleri de dilediğim gibi kullanabilirim anlayışı ile hareket etmek en hafif tabiri ile sorumsuzluktur.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz