17 Eylül 1990 tarihinde Adnan Menderes’in cenazesi İstanbul’a nakledildi demokrasimizin ağır bir yara aldığı 27 Mayıs 1960 darbesinin ardından idam edilen eski Başbakan Adnan Menderes ile eski bakanlar Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan yıllar sonra anıt mezara defnedildi.

Dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın girişimiyle, 11 Nisan 1990‘da TBMM tarafından kabul edilen 3623 sayılı kanunla Adnan Menderes ve birlikte idam edilen arkadaşlarının itibarları Devlet töreni ile iade edildi.

Ali Adnan Ertekin, 1899 yılında Aydın’da varlıklı bir çiftçinin oğlu olarak dünyaya geldi. Okul hayatına, İzmir İttihat ve Terakki Mektebi’nde başlayan Menderes, eğitimini daha sonra İzmir Amerikan Koleji’nde devam ettirdi. 1931 yılında CHP Aydın milletvekili seçildikten sonra ise Ankara Hukuk Fakültesi’ne girerek, 1935 yılında mezun oldu. Kurtuluş Savaşı’nda gösterdiği başarılardan ötürü İstiklal Madalyası almıştı.

Merhum Menderes ve arkadaşlarını idama götüren suçlamalar şöyleydi:
Bazı muhalefet milletvekillerinin ve muhalefet liderinin seyahat özgürlüğünü kısıtlamak,
Kanuna aykırı olarak üniversite basmak ve halka ateş açtırtmak,
Devlet radyosunu siyasi çıkarları için kullanmak,
Kırşehir’in haksız olarak ilçe yapılması,
Yargı bağımsızlığının ihlali,
Halkı Demokrat İzmir gazetesinin matbaasını tahrip etmeye teşvik etmek
1957 seçimlerinin erkene alınarak kanuna aykırı olarak tarihinin değiştirilmesi,
CHP’nin mallarına “haksız” yere el konulduğu iddiaları,

Tahkikat Komisyonu’nun kurulup olağanüstü yetkilerle donatılması,
İstanbul’da Bulvar ve yol açmak için pek çok vatandaşın evini, parasını geciktirerek ya da hiç ödemeden istimlak etmek.

Hasan Pulur’dan alıntı yapalım:

Cımbız davası:
Örtülü ödenek dosyasında bir cımbız faturası bulunmuş, “İşte, sevgilisine örtülü ödenekten cımbız aldırıyor”
Talat Asal şöyle diyor:
“Cımbızı kim kullanır? Daha çok, kadınlar; hepsi arasında bir illiyet rabıtası kurulmak istenmiş, kurulmuş. Cımbız allanmış, pullanmış, gazetelerin manşetlerine, köşelerine yerleştirilmiş. Yazarların kalemlerinden kan damlamıştır.
Cımbız niçin alınmış biliyor musunuz?
Başbakanlığın aşçıbaşısına, tavuğun kıllarını temizlemesi için alınmış.”
Köpek davası :
Bu dava o devrin cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın davası…
Afganistan Kralı, Celal Bayar’a çok değerli köpek “Afgan tazısı” hediye eder.
Hayvana bir süre, devlet çiftliğinde bakılır, sonra Celal Bayar bu köpeği hayvanat bahçesine 20 bin liraya satar. Bu 20 bin lirayla da Musalar köyünde çeşme yapılacaktır.
Bayar, “Bunda benim ne menfaatim var?” diye sorunca, mahkeme başkanı şöyle der:
“Demokrat Parti hizmetlerine sarf edilecekse, dolayısıyla menfaatiniz var demektir. Hiç bir menfaatiniz yoksa uzak yakın bir menfaatiniz yoksa köpeği hayvanat bahçesine vermeliydiniz.”

Adnan Menderes ve hükümetinin hataları olduğunu kabul etsek bile, yargılandıkları davaların hiçbirinin elle tutulur tarafı yoktur. Ve asla sonucu İdam olmamalıydı.

Demokrasi tarihimize kara leke olarak geçmiş ve maalesef Darbe geleneği başlatılmıştır. 12 Mart 1971, 12 Eylül 1980, 28 Şubat ve diğer adı konmamış darbe çeşitleri hayatımıza girmiştir.

Merhum Menderes’in son mektubu da şöyleydi:

‘’Sizlere dargın değilim. Sizin ve diğer zevatın iplerinin hangi efendiler tarafından idare edildiğini biliyorum. Onlara da dargın değilim. Kellemi onlara götürdüğünüzde deyiniz ki, Adnan Menderes hürriyet uğruna koyduğu başını 17 sene evvel almadığınız için sizlere müteşekkirdir. İdam edilmek için ortada hiçbir sebep yok. Ölüme kadar metanetle gittiğimi, silahların gölgesinde yaşayan kahraman efendilerinize acaba söyleyebilecek misiniz? Şunu da söyleyeyim ki, milletçe kazanılacak hürriyet mücadelesinde sizi ve efendinizi yine de 1950’de olduğu gibi kurtarabilirdim. Dirimden korkmayacaktınız. Ama şimdi milletle el ele vererek Adnan Menderes’in ölüsü ebediyete kadar sizi takip edecek ve bir gün sizi silip süpürecektir. Ama buna rağmen duam [bu kelimenin üzeri çizilip merhametim yapılmıştır] sizlerle beraberdir.”

1993 yılında vefat eden merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal‘ın kabri de bu üç demokrasi şehidinin hemen yanı başında bulunuyor.

Bu noktada, çok az yakınımın bildiği bir anımı anlatmak istiyorum;

Merhum babam Turgut Özal’ın vefatından yaklaşık 2 ay kadar önce, gece saat 12.30 sularında, Cumhurbaşkanlığı arabasında, İstanbul’a geldiğinde ikamet ettiği Harbiye ordu evine gidiyorduk. Vatan caddesi üzerinde, merhum Menderes ve arkadaşlarının anıt mezarı önünden geçerken, Rahmetli şoföre ‘’Dur ‘’ dedi.

Tabii, tüm koruma arabaları ile beraber Vatan caddesinin sağ tarafında durduk. Rahmetli babam arabadan çıkmadan, bana dönüp ‘’ben öldüğüm zaman beni şuraya defnedin’’ diyerek, bugün yattığı noktayı bana işaret ederek gösterdi.

Gösterdiği yer merhum Menderes ve arkadaşlarının yattığı yerin yan tarafıydı.

‘’Allah geçinden versin, böyle bu saate niye konuşuyorsun’’ diyerek üzüldüğümü ifade etmeye çalıştım.

Ve 2 ay sonra babam Turgut Özal’ı tam istediği yere defin ettik. Menderes, Polatkan, Zorlu ve Özal şu anda beraber yatmaktadır.

Tüm şehitlerimize Allah rahmet eylesin, mekanları cennet olsun.

Menderes idam edildikten bir gün sonra, evinin kapısına iki kâğıt asılmıştı. Kağıtlardan birinde Menderes’in neden asıldığı açıklanırken, diğerinde ise cellada ödenen para miktarı yazılıydı. Aile, cellada verilen parayı devlete ödemişti.

Facebook Comments

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz