Menderes’in İdamının 60. Yılı

2
26
Prof. Dr. Yılmaz Kurt
Sonsöz Gazetesi Yazarı Prof. Dr. Yılmaz Kurt
- Reklam -

27 Mayıs bir ihtilaldir. 27 Mayıs bir hükümet darbesidir. Silahlı kuvvetlerden bir grup küçük rütbeli subayın seçimle iş başına gelmiş meşru hükümeti silah zoruyla görevden uzaklaştırması ve millet adına hükümet etmesidir. Siz bunun adına “asayiş hareketi” de deseniz, “Ak Devrim” de deseniz bu bir ihtilaldir. Hem de sonunda Başbakan ve iki bakanın günahsız yere idam edildiği bir ihtilal. İntihar eden sanıkların öldürüldüğüne dair ciddi iddiaları bir yana bırakıyorum.


İhtilali yapan genç subaylardan en öne çıkanı ve ihtilalin bildirisini okuyan Alparslan Türkeş 13 arkadaşı ile birlikte yurt dışına sürüldüğünde yapılan harekette nasıl oyuna getirildiklerini anlamıştı. Kendisiyle birlikte hareket eden yarbay, binbaşı ve üsteğmen rütbesindeki genç subayların da istediği belli bir partiyi iktidara taşımaya aracılık etmek değildi. Ama tarihte olayları geriye sarmak ve yeniden başlatmak da mümkün değildi.

- Reklam -


Milli Birlik Komitesi (MBK) 15 Eylül 1961 tarihinde kararı açıkladı. Yüksek Adalet Divanı (Yassıada Divanı) 15 seçilmiş siyasî için idam cezası vermişti. 14 hükümlü elleri arkadan bağlı infaz için İmralı adasına getirildiler. Başvekil Menderes intihara teşebbüs ettiği için Yassıada’da revirde idi. 31 kişi de müebbet hapis cezasına çarptırılmıştı.


İdam sandalyesine ilk olarak çıkan Hasan Polatkan oldu. Kendisi aslen Kırım Tatarlarından olan Polatkan 10 yıldan beri maliye bakanı idi. Saat 03.00’de, ezandan önce idam edildiğinde henüz 46 yaşının içerisindeydi.
Fatin Rüştü Zorlu’yu idam sandalyesinin başına getirdiklerinde görevlilerin celladı titriyordu. Fatin Rüştü cellada döndü ve:
*- “Oğlum ne titreyip duruyorsun, ilmik senin boynuna değil benim boynuma geçecek”, dedi. Masanın üzerindeki sandalyeye çıktı ve cellada iş düşürmeden sandalyeye tekmeyi vurdu.
Son isteği sorulduğunda ailesine mektup yazmak istediğini söylemişti. “Çok kısa olmak şartıyla” istediği izni lütuf ettiler. Ekmek kırıklarıyla dolu masanın bir kenarında şunları yazdı:


*- Sevgili Anneciğim, Emelciğim,
Şimdi Cenab-ı Hakk’ın huzuruna çıkıyorum. Sakinim. Huzur içindeyim. Benim için üzülmeyin. Bir ve beraber olun. Allah’ın takdiri böyleymiş. Hizmet ettim ve şerefimi daima muhafaza ettim. ..Allah memleketi korusun.
Fatin Rüştü, Yassıada Komutanı Tarık Güryay’a vasiyette bulunmuştu. Güryay, annesine gidecek ve oğlunun eğilmeden bükülmeden, zerre kadar korkmadan idam sehpasına yürüdüğünü anlatacaktı. Ama yapmadı. Gitmedi veya gidemedi. O kadının gözlerine bakmaya cesaret edemedi. Sadece yıllar sonra yayınladığı anılarında anlatabildi bunları (Nazlı Ilıcak, 15 Yıl Sonra 27 Mayıs Yargılanıyor, c.2, Kervan Yayınları, İstanbul 1975).
Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın idam cezası yaş haddinden dolayı MBK tarafından müebbete çevrildi. Menderes ise 16 Eylül 1961 tarihinde, bitik bir vaziyette idam sehpasına adeta sürüklenerek getirildi. Aşılarla, iğnelerle ayakta durabilecek hale getirmişlerdi. Ve onu da 16 Eylül’de idama gönderdiler.


Menderes’in soz sözü: Devletime ve milletime ebedi saadetler dilerim, olmuştu.
Peki bu seçilmiş insanları idama götüren sebepler ne idi?
Sabık iktidar, taraftarlarını silahlandırmak için ordudan 37.000 tüfek istenilmişti…
Buzhanelerden toplu halde cesetler çıktı. Bu cesetlerden çoğu gösterilerde ölen üniversite öğrencilerine aitti..
Eyüp ve Üsküdar’da mezarlıklara ikişer, üçer gömülmüş yeni cesetler bulundu…
Öğrencileri kıyma makinelerinden geçirdiler.
Kasa tamtakırdı..


Harp Okulu’nun imha planları açıklanmıştı..
Dönemin basın yayın organlarının çoğu bu şekilde üretilmiş haberleri hiçbir inceleme yapmadan sayfalarına taşımakta hiçbir sakınca görmüyorlardı.
Dönemin ünlü spor spikeri Halit Kıvanç bile Celal Bayar’ın 103 milyonluk gayrımeşru servetinin ne kadar büyük olduğunu anlatmak için çaba sarf ediyordu. Ancak haberin doğru olup olmadığını araştırmak için hiçbir gayret göstermiyor; “Dediklerine göre doğrudur.. Bunlar yaparlar…” mantığı ile hareket ediyordu.
Aslında ihtilal hazırlıkları 1960’dan çok önce başlamıştı. Meşhur Harp Okulu komutanı Talat Aydemir, Alparslan Türkeş’e ihtilal fikirlerini açıkladığı zaman ondan destek görememişti. 27 Mayıs içerisinde kendisine aktif bir yer bulamayan Talat Aydemir bundan sonra 2 defa daha ihtilal yapmaya kalkışacaktır. Birincisinde inanılmaz bir cömertlikle af edilecek ama ikincisinde hak ettiği cezayı alacaktır.


Çok partili Demokrasi dönemine damgasını vuran Demokrat Parti, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasının ve Serbest Fırka’nın yapamadığını yapmış ve sandıkta CHP’nin karşısına dikilmişti. 1946 seçimlerini “açık oy- gizli tasnif” oyunu yüzünden kayıp etmiş olan DP, 1950’de iktidarı tek başına kazanmış ama hiçbir zaman gerçek anlamda iktidar olamamıştır.
1952’de başına Ticanîler davasını sardılar ve sonunda Atatürk’ü Koruma Kanunu’nu DP çıkarmak zorunda kaldı. DP’den beklenen yol yapması, köprü yapması, belediye hizmetleri ile uğraşması idi. Devletin yönetimine karışması kendisinden beklenmiyordu. Devletin kuranlar devleti korumakla zaten görevli idiler.


Tek Parti döneminde “kız gibi meclis”te, muhalefetsiz bir iktidara alışmış olanlar uzun süre muhalefette kalamıyorlardı. Bu yüzden biz her 10 yılda bir ihtilalle uyandık. 1960, 1971, 1980, 1990 ihtilallerini veya askeri darbelerini gördük. En son yaşadığımız 15 Temmuz’un son darbe teşebbüsü olmasını diliyoruz.

- Reklam -

2 YORUMLAR

  1. İhtilali yapan genç subaylardan en öne çıkanı ve ihtilalin bildirisini okuyan Alparslan Türkeş 13 arkadaşı ile birlikte yurt dışına sürüldüğünde yapılan harekette nasıl oyuna getirildiklerini anlamıştı. Kendisiyle birlikte hareket eden yarbay, binbaşı ve üsteğmen rütbesindeki genç subayların da istediği belli bir partiyi iktidara taşımaya aracılık etmek değildi. Ama tarihte olayları geriye sarmak ve yeniden başlatmak da mümkün değildi.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz