Meğerse Sisifos Söyleninin filmi çekilmiş

0
28

Hepimizin üzerine sağlık dilediğimiz ,azimle mücadele ettiğimiz COVID-19 günlerinde yegâne sanatsal ulaşımımız sinemalar oluyor. Kıskandırmak gibi olmasın ama İstanbul Film Festivali bayağı doyurucu program uyguluyor. Aykırı yönetmen David Lynch filmleri Festivali’nin başyapıtları arasında yer aldı.

Seyrettiğin birkaç tanesinden aşağıda bahsedeceğim ama The Straight Story beni benden aldı 16 yaşıma götürdü…Lisede yaşamın saçmalığına uyanmamı sağlayan, zaman içinde pirimiz üstadımız olan Albert Camus’nün hatmettiğim Yabancı adlı romanı ile Sisifos Söyleni başlıklı denemesi uyumsuz bir duyarlılıktan hareketle insanlara dünyanın saçmalığını göstermesi açısından 20. Yüzyıl felsefe tarihinin en önemli yapıtlarından kabul edilir. Her iki metin de yaşamın anlamsızlığı, varoluşumuzun saçmalığı, dünyaya karşı eksiksiz bir aldırmazlık, çağdaş insan üzerindeki nihilizm büyüsü gibi konuları saçma kavramından hareketle sorunsallaştırır.

Sisifos tanrılar tarafından lanetlenip cezaya çarptırılmış ilk insanoğludur mitolojide, cezası da bir kayayı her sabah Olimpos dağının eteklerinden iterek yukarıya çıkartmaktır ama her gece kaya tekrar dağın eteklerine düşmektedir ve bu şekilde Sisifos da bu kısır döngüyü her gün yaşamaktadır. David Lynch’in The Straight Story filminin adı gibi çektiği çok sade bir yol hikayesi gibi gözüksede, aslında yaşlı bir amcanın çim biçme makinasıyla kalp krizi geçirmiş kardeşini görmek için seyahat etmesi Sisifos’un geri yuvarlanacağını bile bile kayayı zirveye itelemesinin sinemasal anlatımından başka bir şey değildir.

Amerikalı yönetmen, ressam David Lynch  kendisi pek fazla kullanmasa da mobilya tasarımı da yapar. Pennsylvania Güzel Sanatlar Akademisi ve American Film Institute’de eğitim aldı. Festivalde izlediğim üç filminden 1977 yapımı siyah-beyaz filmi Eraserhead /Silici Kafa” ile tanındı. Atmosferi, anlamlı sessizlikleri ve kimi grotesk tiplemeleriyle sarsıcı film. Baştan sona kadar mantık ihtiva eden bir tane aktivite bile yok. Dğer Lynch filmlerine oranla, seyirciyi abandone etme isteğinin yanı sıra, seyircinin sabrının sınırını zorlama deneyleri de gözlemleniyor; Özellikle ses bandı ve yaratık şeklinde ki veledin(!) zırlaması çileden çıkarıyor izleyenini. İstemeden, yanlışlıkla yapmıyor Lynch bunları bilakis kafamızı uzatıp hayat denen bok çukurunu koklamamızı istiyor.

Kabuslar, sinir bozucu sesler, keşke olmasaydı dedirten durumlar vesairelerle dolu bir film. 1990’lı yılların sonunda yönettiği, adeta alıveririm aklınızı dediği aile boyu kaos filmi  Kayıp Otoban (Lost Highway) ile başarısı doruğa ulaştı. Bunun ardından gelen Mulholland Çıkmazı  (Mulholland Drive) her David Lynch filmi gibi, karmaşık, içsel bir film. Baştan sona rüya sekansı olan, zaman, kurgu bütünlüğü aramaktan çok imgelem güzelliği bulmaya çalıştığımız bir sinematik divan edebiyatı. Filmlerinde kısık sesli gürültüler, çürümüş nesneler, bozulmuş karakterler ve polarize edilmiş karanlık dünyalar kurgulaması ile dikkatleri üzerine çekmiştir. Kariyeri boyunca aykırı fikirlerini kendine özgü, nesnellikten uzak ve sembolik anlatımıyla cesurca sinema perdesine yansıtan yönetmenin özellikle 2002 sonrasındaki son dönem filmleri, fazla kişisel olmakla eleştirilmiştir.

Lynch, Amerikan sinemasının en önemli yönetmenlerinden ve Film Noir  akımının önde gelen temsilcilerinden biridir. Lynch’in filmlerinde hiçbir şey göründüğü gibi değildir. İşlediği temalar, anlatım tekniği ve sık kullanılan rüya/kâbus sekansları “bilinçdışının yönetmeni” olarak nitelendirilmesine neden olmuş ve eserleri daha çok psikanalitik açıdan incelenmiştir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz