Merkez bankasının faiz indirimi akabinde, kamu bankaları kredi faizlerini % 0.99’ a indirdi. Özel bankalar bu derece kredi faizlerini indirmeye yanaşmadı.

Vatandaşların ve şirketlerin bankalardaki ve artan yastık altı döviz birikimleri, doların aşırı ve sürekli baskı altında tutulması ve ucuzlamaya devam ettiği sebebi ile ellerindeki dövizleri bozdurmadığı gibi döviz alımına devam ettiği görülüyor.

Hükümetin ön gördüğü senaryo olmadı.

Dövize yönelen vatandaşlar, muhtemelen doları 6.10 TL ile 6.25 TL arasında almıştır. Ve dolar aldığı fiyatın üstüne çıkmadan asla satmaz.

Kimse aptal değil.’’ Sabır eden derviş muradına ermiş’’ der ve bu millet sabırla ve metanetle bekler.

Dövizler TL’ye çevrilmeden konuta talep olmaz.

Faiz indirimi sonrası hükümetin beklediği konut talebi gelmedi. Unutmuş olabilirler, halkın satın alma gücü zaten yok.

Bu arada, hükümetin 2. İstanbul yaklaşımı ne oldu? 400 milyar TL tutarındaki destek paketi ile ilgili yeni hiçbir yol ve yöntem duymadık.

Gelmek istediğim nokta şu;

Enflasyon haziran, temmuz, ağustos ve eylül aylarında baz etkisi nedeni ve yaz şartları nedeniyle düşmüş ancak eylül sonrası artacağı bellidir. Ekonomin, üretimin, yatırımın olmadığı, dış politika ve iç siyasette yaşadığımız belirsizlikler ile hiç kimse yatırım yapmaz ve konut almaya cesaret edemez.

İşsizliğin 2001 krizinin üstünde ve artmaya devam edeceği görülüyor.

Ve son çare olarak;

Bugün sürpriz bir şekilde, Cumhurbaşkanı Erdoğan 7 Ağustos tarihli Resmî Gazetede yayınlanan 43 sayılı kararname ile “Hazineye Cumhurbaşkanı kararı ile yurtiçindeki ya da yurtdışındaki şirketlere iştirak etme imkanı sağlandı”

Murat Yetkin, her ne kadar iyi niyetli bir girişim olduğunu hassas bir dille anlatmaya özen göstermişse de şöyle demiş:

 ‘’Bu girişimin arka planında AK Parti iktidarının ekonomideki lokomotifi sayılan inşaat sektörünün, konut fazlası ve talep düşmesi nedeniyle durgunluğa girmesi yatıyor. Kredi faizlerinin düşürülmesine rağmen konut sektöründe (sadece onda değil, örneğin otomobil satışlarında da) gerilemenin devam ettiği gözleniyor.’’

Yazının başında izah etmeye çalıştığım meseleyi Murat Yetkin üst metinde özetlemiş.

Faizleri düşürmek, dövizi baskı altında tutmak ve halkı dövizini bozdurmaya zorlamak ile inşaat şirketlerinin problemi çö-zül-mez. Nokta.

Ekonomik meseleleri, üniversitede “Ekonomiye Giriş 101” dersinden iyi not almış ama ekonomik teoriler ile gerçek hayatın içindeki parametreleri denklem içine nasıl alacağını bilmeyen, karışık formüller barındıran problemleri hiç yaşamamış ve uluslararası hiç tecrübesi ve ağırlığı olmayan kişilere bırakılması olumlu sonuçlar vermez.

Sayın Cumhurbaşkanına önerim;

Bu kararları alan yetkili bürokratların  (CV ) öz geçmişlerini uluslararası şirketlere iş müracaatı için gönderin. Eğer, bunlara mülakat için bile randevu vermiyorlarsa, onları hemen yanınızdan atın. Türkiye için bunu yapın lütfen.

SOCİALİZATİON DE LAS PERDİDAS DE SECTOR PRİVADO,

Cumhurbaşkanlığının Hazine ve Maliye Bakanlığına şirket kurma veya şirketlere ortak olma kararı, Latin Amerika’da denemiş “Socialization De Las Perdidas De Sector Privado” denilen modelin bir benzeridir. Tercümesi; Özel sektör borçlarının kamulaştırılmasıdır

Bu Kararnamenin ülkemizde uygulanması ne sonuçlar getirebilir?

Sıkıntıda olan, inşaat şirketleri ve enerji şirketlerinin borç miktarı yaklaşık 440 milyar liradır Bu borçlara ortaklık yapısı dolayısı ile hazine garantisi gelmiş oluyor.

Özel sektörün borcu devletin de borcu oluyor.

Oluşan zaralar hazine tarafından ödenmesi halinde, esasında ödeyenin vatandaş olacağı kesin.

Şirketlere, haciz, takip kredi kapatma gibi işlemler yapılması kolay olmayacak. Yani bankalar sıkıntılar ile daha fazla boğuşmak zorunda kalacaklar ve sermaye arttırma çalışmalarına yarın sabah başlamaları gerekecek.

Şirketlere suni bir rahatlama gelecek. Zarar etsek bile artık devlet bize ortak olur düşüncesi hakim olacak.

Mecburi istikamet Devletçilik mi?

“Özelleştirme” dünyada ve Türkiye’de 1980’ler sonrası devletlerin en önemli hedefi iken Sayın Erdoğan 1920’li yıllardaki “devletleştirme” modeline mi dönüyor…

CHP’yi altı ok ile biliriz. Devletçilik bu oklardan bir tanesidir. CHP’nin kurulduğu yıllarda, devletçilik önemli ve gerekli bir kavramdı. Yeni kurulmuş Cumhuriyeti, ancak devlet eli ile büyütmek mümkündü.

Ekonomide devletçilik artık dünyada yok gibi. Türkiye’de Milli gelirin büyük kısmı özel sektör kaynaklıdır.

Devletin ekonomide düzenleyici vasfı vardır. Onun dışında hiçbir ekonomik görevi verimli yapması mümkün değildir. Kamu İktisadi Teşekküllerinin, yıllardır zararları ile uğraşmış ülkemiz bunu çok iyi anlamıştır.

Şimdi acaba, Ak Parti hükümeti CHP’nin kuruluş felsefesindeki devletçilik anlayışına doğru yelken mi açıyor? Ama CHP’nin ekonomide devletçilik modelinin çok eskide kaldığının bilincinde olduğunu ve bu anlayışın bu çağda başarılı olmayacağını, hatta ülkeye zarar vereceğini düşünmelerini öneririm…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz