“MASALLAR, GÜZEL BİR DÜNYAYA AÇILAN KAPININ EŞİĞİDİR”

0
15

Öykü ve masal yazarı aynı zamanda masal anlatıcısı ve okuyucusu Mehtap İnan, masal yazmanın ve onu yaşayarak çocukların anlayabileceği şekilde anlatmanın, çocuklar üzerindeki etkileri hakkında gazetemize konuştu.

Esma ALTIN/ANKARA

Öykü ve masal yazarı aynı zamanda masal anlatıcısı ve okuyucusu Mehtap İnan, masalların temelde ne denli önemli olduklarına ve çocukların gelişimine nasıl etki ettikleri hakkında gazetemize konuştu. Yazmak kadar anlatabilmenin de büyük bir çaba ve uğraş gerektirdiğini dile getiren İnan; “Kendi cümlelerinizle, imgelerinizle, içinize sindire sindire süslüyorsunuz. İskeletin her yanını sizin söz sihrinizle kaplayıp et ve deri oluşturarak gizlenmesine imkân veriyorsunuz. O artık dinleyen için sizin izinizi taşıyor, yazarının imzasını. Böyle can veriliyor masala.” dedi.

- Reklam -

‘YAZDIKÇA GÜVENDEYDİM’

Edebiyat ile nasıl tanıştığını ve en son masal yazmaya nasıl başladığını anlatan İnan sözlerine şöyle devam etti; “Aslen Malatyalıyım. Bunu belirtmemin sebebi; masal yazarlığı ve anlatıcılığı alanında toprağımın bereketini vurgulamak. Ankara doğumluyum. Çocukluğumdan beri yazmaya meylim vardı. Önce günlüklerle başladı bu macera, sonra yarışmalar, şiir. Evet, çok uzun süre şiirle uğraştığımı söyleyebilirim. Birkaç dergide çıktı şiirlerim. Büyümeye başladıkça, farklı ilgi alanları, farklı meslekler, kurum ve kuruluşlarla yaşantım zenginleşti. Her farklı alan kendi içinde bir başka yazılar, cümleler barındırıyordu. Yazdıkça güvendeydim. Günlük tutmalarım azaldı, ama iş içerisinde tuttuğum ajandalar onların yerini aldı. Aile bağlarımız ve gelenekçi yapı engel olduğu gibi bazen de çok korumacı olabiliyor. Ailemle olmasaydım daha özgür şeyler yazacağıma inanmışımdır. Yazmanın sağaltan, içinize fısıldayan şifasını yok sayamam. Sonraları kısa öyküler izledi, anılar ve yine dergiler, yarışmalar. Beni kendime bıraksalar, gazeteci olurdum. Hem de cevval, araştırmayı seven, usanmadan yazan bir gazeteci. Nihayet masalda karar vermiş olmamla emin olun tüm dünyam değişti. Bugün yaşantımın o mecaz penceresini nerden açarsam açayım, yolum masala çıkıyor. Kendimi ifade şekli sayıyorum bir yerde masalı.”

Kaleme aldı edebi türler hakkında bilgi veren İnan şunları kaydetti; “Öykü, masal, anı, efsane, derleme, şiir ve tekerleme alanlarında yazıyorum. Yaşanmış hikâyeleri biriktiriyorum. Dünya bunu ‘cantadora’ kelimesi ile adlandırıyor. Türkiye’de bunun karşılığı sanırım yok. Biz bunları konuşurken birileri bir ad verdi ise onu da çok yakın takip etmiyorum. Kişilerin hikâyeleri ilgimi çekiyor. Nerde, kim, ne zaman, yaşanılan olayın kime ders, kime anı kazandırdığı üzerinde duruyorum. İki yüzden fazla yaşanılmış hikâye uygun zamanı, uygun yayınevini bekliyor.”

‘MASALLAR TILSIMLI BİR BAHÇE’

Kaleme aldığı türlerin kendisi için neler ifade ettiğinden söz eden İnan şunları dile getirdi; “Şiirler. Ah şiirler. Kadının dışının erkeğin içinin şiir olduğuna inanıyorum. Gören gözün sayfasında his alfabesinde yazıya dökülendir şiir. Gün gelir demi tutar; bir bakmışsınız ki birileri fısıldıyor kulaktan kulağa. ‘Anılar.’ Yazdığım anıyla mansiyon kazanmışlığım var. Çalıştığım kurumlardan birinden ayrılınca bir dernek oluşturan insanların çabasıyla düzenlenmiş, çok güzel bir yarışmada dereceye girmeseydim yazarlık için cesaret bulabilir miydim, hala düşünürüm. Bahsettiğim dernek Telekomcular Derneği yarışma da Anı Yarışması. ‘Efsane’ler de bana çok özel gelir. Doğrusunun asla sorgulanmadığı, aynı hikâyenin her bölgeye uyarlanabildiği, varyantını oluştursanız kimsenin araştırmayacağı oldukça lezzetli bir alandır edebiyatta. Hem sözlü hem yazılı olması da ayrı güzellik. Bazı efsaneleri, yöresi tabiatı sebebi ile başka yerde görseniz inanamazsınız.”

Özellikle masalın kendisinde ne gibi duyguların kaplarını açtığı hakkında konuşan İnan şunları belirtti; “Masallar ise tılsımlı bir bahçe. Tekerlemeler de bahçenin mine çiçekleri. Göze çok görünmeyen; yerden çok fazla boy vermeyen, ama oranın yerli bitkisi. Bahçeye giren herkesin onu görünce tanıdık bir yerde olduğuna inancını pekiştirip güven veren. Kişi, masala aşina olmasa bile o tekerleme ile tanıdıktır. Can kulağı ile dinlenmesini sağlar. Masala gelince bahçe dediğime bakmayın; benim için dünyanın kendisi. Adaletsiz kralları, iyilikler yapan perileri, ansızın oluveren mucizeleri, akla yakın uzak olayları, uçan halısı, renkli kuşları, temiz kalpli insanları,  yılda bir meyve veren ağaçları ile; bazen de dervişi, ak sakallı dedesi, kurdu, kuzusu, köyü, Kafdağı’yla dünyam. Sahiplenseniz herkesin dünyası aslında. O dünyaya uğramadan gelmiş bir çocuk olduğunu sanmıyorum. Her şeyin olabilitesi ile aklınızı kaçırmadan yaşama nedeni bence. Jack Zipes’in öyküler için söylediği cümleyi ben masallar için kurardım. Hani demiş ya ‘Öyküler nefes almaz, ama hayat verir.’ Diye. Ben gerçekten de ilk kitabımı yazarken, çocukları şefkatle uyandırmaya çalıştım. O dönem kişisel gelişimle de çok yakın ilgileniyordum. Tüm cümlelerimi özenle seçtim. İçinde olumsuz kelime olmasın istedim. Aile birliği gönül birliğidir. Yıllarca ayrı kalınsa da kin olmasın, çocuk kalbi kırılmasın diye yazdım.”

‘GÜZEL BİR DÜNYAYA AÇILAN KAPININ EŞİĞİ’

Kendisini yazmaya iten nedenlere dikkat çeken İnan şunları aktardı; “Önceleri kendim için yazıyor ve anlatıyordum. Yazdıklarım gerçek, anlattıklarım masaldı. Yazdıklarım, içinde kır çiçekleri kuruttuğum defterlerdeydi. Masallarım iş gücünden yararlanmayı umdukları benden küçük tüm akraba çocuklarının gülümseyen yüzünde. Yazları memlekete giderdik. O çocuklara birilerinin bakması beklenirdi. En başta onları masallar anlatarak, durdukları yerde tutabileceğimi keşfettim. Bunun bendeki etkisi o an için gerçekten büyük bir sihirdi. Madem ben çocukları böyle etkileyebiliyorum, onlar kırılınca hemen bir ‘Siz kardeşsiniz’ masalı ile onlara kendimi dinletip barışmalarına ve bir şeyleri görmelerine vesile oluyorum bunları yazayım dedim. Güzel bir dünyaya açılan kapının eşiği olarak görüyorum masalları. Öyküler ise kendilerini zorla yazdırıyor. Beni yazmaya yönlendiren sanırım içimdeki iyi ve kötü dengesindeki terazi. Biraz metaforik oldu. Dengeyi kurmak için yazıyorum, diyebilirim. Kahramanın yolculuğunda mutlaka ki ‘yazan’ da olay örgüsündeki karakter kadar kahraman. Herkes hissesine düşeni alınca hisleriniz ak pak oluyor. Anlatabilme şekli.  Derdiyle dertlenebilir, mucizelere inanabilir ve sağ salim o devin avucundan çıkabilir, aklınızı kullanıp peri padişahının kızına ulaşabilirsiniz. İnsan romantik olunca kolektif bilinç dışından, simgeden imgeden bahsedebiliyor. Masalın yazarlık kısmı da, edebiyatta yer aldığı için birbirinden kopmuş değiller. Bu da işin güzelliği.”

Masalların çocuklar dışında büyüklere de hitap edebileceğini vurgulayan İnan; “Herkes de masal deyince çocukları düşünüyor. İhtiyarlamış insanların elinde masal kitapları ile torun sevindiriyorlar. İlk akla bu geliyor. Ben de en çok çocukluktan bahsettim gerçi ama özüme dönmek gerekirse büyüklere olan masalları daha çok seviyorum. Büyükler için edebi dili olan, onların çocukluk yaralarının üzerine inşa edilmiş hayatın depremini yaratmayı ve her şeyi açığa çıkarabilmeyi seviyorum. Büyüklerin öyle ihtiyacı var ki kendisine bir masalda rastlamaya, kafasını dağıtmaya, olmayacak şeylerin olmasına. Simgeleri ile iç dünyasını, kahramanın kararıyla kendisini özdeşleştirmeye, tüm sonuç tatlıya bağlanınca omzundan dünyanın yükünün kalkmasına.” dedi.

‘İHTİYACIM OLAN GÜÇLÜ BİR BAĞ KURMAK’

Öykü ve masallarını oluştururken nasıl bir yol izlediğini ve neleri göz önünde bulundurduğunu dile getiren İnan şunları söyledi; “Masal ve öykü yazmak için benim ihtiyacım olan güçlü bir bağ kurmak. Kimi insan kurguyla yazar, bende kalem kendisi yazıyor. Kurguladığım şeyi yazdığım çok enderdir. Öykülerde yapabiliyorum ama masalda ilginç bir şekilde altı dakika serbest yazınca kendisi gelen duygu ve düşünceler vardır ya, işte onlar yazıyor adeta. Önceleri çok sıkılıyordum. Yoldan ayrılıyorum, yörüngeden çıkıyorum gibi bir duygu. Size gelen ‘beni yaz’ diyen bir şeyler var ve sizde oradan alıp, aktarıyorsunuz. Yazmazsanız hastalanmak geliyor sanki. Bir solukta yazdıklarım, bir gecede çıkanlar genelde böyle yazıldı. Derin bir duygusal bağ, artık kendini nereye sıkıca bağlayıp düş ve düşünceme daldıysa kâğıda düşenler onlar. Öykü içinde etkilendiğim bir olay üzerinde kurgu yapıp yazabiliyorum. Onda da esas olmazsa olmazım duygu, düşünce. Yazdıklarımın güzel gönüllere düşmesine, okuyana şifa olmasına, bulana uğur getirmesine güçlü bir şekilde niyet ederim.”

Yazmakla beraber masal anlatıcılığı da yapan İnan, yazmak ve anlatmak arasında nasıl bir ilişki olduğunu açıkladı ve sözlerine şöyle devam etti; “Yazmak ve anlatmak ikisi de kendi kulvarlarında çok özel işler. Yazmak anlatmaktan biraz daha emekli.  Anlatmak duygusal bağı kurup, anlatacağınızı içselleştirmeyi gerektiriyor. Anlattığınızla biraz da oynuyorsunuz. Bildiğiniz masalı, elinize alıp önce onu her şeyinden arındırıp temizliyorsunuz. Buradan masallar kirlidir sonucuna ulaşmayalım tabii ki. Masallar size dolu olarak geliyor. Sözü bütün süsünden, mekânı önemsizse mekânından, üzerinden atılınca değişmeyecek hangi hali varsa o aksesuarından arındırıyorsunuz ki size hoş gelen kısmı her ne ise açığa çıksın. Onu gördükten, hemhal olduktan sonra anlatıcılık başlıyor. Kendi cümlelerinizle, imgelerinizle, içinize sindire sindire süslüyorsunuz. İskeletin her yanını sizin söz sihrinizle kaplayıp et ve deri oluşturarak gizlenmesine imkân veriyorsunuz. O artık dinleyen için sizin izinizi taşıyor, yazarının imzasını. Böyle can veriliyor masala. Herkes bu kadar işlemi kaleme alamıyor. Sebebini bilmiyorum. Belki de kendilerini yazılı olarak açığa çıkarmaktan hoşlanmıyorlardır. Sonuçta söz uçar, yazı kalır. Bazıları da o yaptığı masalı o kadar güzel yeniden vücuda getiriyor ki o artık onun sahibi oluyor. Derleme masallar için de yazarının kim olduğu, nerden geldiği, etik olarak söylenmeli diye ortak bir düşüncemiz var. Masal bilindik masal, ama herkeste aynı tatta değil.”

‘MASALLAR ÇOCUKLARIN ANLAYACAĞI ŞEKİLDE OLMALI’         

Öykü ve masalların aynı zamanda verdikleri mesajlar ile çocuklar için eğiti-öğretici nitelikleri taşıdığından söz eden İnan bu konu hakkında şu ifadeleri kullandı; “Ben değişimi kabul etmiş birisiyim. Örneğin masalda kral denilince her çocuk anlıyor. Hakan deyince bilmiyor. O yüzden ne anlatırsanız anlatın yaşa göre olması gerekiyor. Anlayacağı şekilde olmalı. Öğreticiliği zaten bilinen bir gerçek ki artık Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) da bir masal okulu açtı ve çok değerli öğretmenlerle masal anlatıcılığını eğitime dahil etti. Takdir ettiğim olaydır. Seçme bir ekiple de atasözleri, doğru davranışlar, kurallar, değerler veriliyor. Kendi görüşüm bunu desteklediği gibi; çocuğa masalla öğreteceğiz diye de çok sıkmamak. Öğrenci bunu anlamamalı. Bazen sırf dinlemiş olmak için masallar da anlatılır.”

Masal anlatıcılığı ile beraber masal okumaları yaptığını ve bazı masalların yetişkinler için uygun olduğunu belirten İnan şunları dile getirdi; “Masal okumaları da yapıyorum. Bin Bir Gece Masalları ilk kez Sultan Abdülmecit zamanında Ahmet Nazif Efendi tarafından ağır bir üslupla 6-7 ciltlik Türkçeye çevrilmiş olsa da, sonrasında ilk ve tam metnini iki cilt olarak sadeleştirerek 1949 yılında yayınlamış bir yayınevinin kitabını buldum. Sahafçıdan alıp kültür hizmeti olsun diye seslendirdim. Çok ilgi çekiciydi, ücretsiz olarak da halka açık dinlenebiliyor. O masallar kesinlikle büyükler için. Ders çıkarılası masallar da değil. Dinleyicilerden gelen geri dönüşlerden çok sevildiğini anlıyorum. Kültürel olarak bilinmesinde yarar olduğunu düşünüyorum. Diğer masal seslendirmelerim daha çok gönüllülük esasına dayalı olarak yaptığım işler.”

MASALLARIN EVRENSELLİĞİNE DEĞİNDİ

Dünya masallarından konuları bakımından örnek veren İnan; “Kuzey ülkesinin masalları karanlığın doğasından gelirken cin, peri daha sevilirken Türk masalları cesaret destansı kahramanlıklar ve akılla doludur. Hint masallarında tanrılardan çok bahseder, Afrika masallarında doğadan, La Fontain hayvanlardan. Son zamanlarda da daha çok sürreel öykülere benzeyen masallar ve modern masallar var. Hepsinin ortak özelliğidir atasözü ve deyim. Tekerlemeler daha çok bizde var. Ben de mümkün oldukça benden öncekilerin yollarından gidiyorum. Değişimse kaçınılmaz. Mesela; benim masallarımdan birinin sonunu paylaşayım sizinle; ‘Onlar ermiş muradına, biz çıkalım su kaplumbağalarının yumurta bıraktığı sahillere. Kimimiz şişeleri toplasın, kimimiz kâğıtları. Sonra başka bir masal için tertemiz bir dünyaya kapı açalım. Gökten elma düşüren düşürene. Biri masal kızlarına, biri ne peri ne prens olmayan yağız delikanlılara, birini de yıkadım soydum masalsız uyumayan çocuklara bağışladım.’ Yani bir bilinç verilecekse tekerlemesinde bile verilebilir çocuğa. Yeter ki masaldır deyip küçümsemeyin.” ifadelerini kullandı.

Masalların dünya genelinde evrensel bir olgu olduğunun altını çizen İnan şunlara dikkat çekti; “Masallar hiç kuşkusuz evrensel. Kolektif bir bilinç dışı bence de var. Hiçbir şekilde Dede Korkut’u dinlemediğimi biliyorum. Fakat Altunga masalımı yazarken aynı ortamı görüp de yazmış gibiydim. Sindrella belki Sindrella değildi, Keloğlan Keloğlan değildi. Eğer aynı masal ülke ülke bir yolculukla taşınmışsa neden adları ulaşmamış? Benzer o kadar çok masal sayabilirim ki. Masalı hiç bilmeseniz bile hiçbirisine uzak değilsiniz inanın bana. Masallar o evrensel akışın söze bürünmüş halidir diyebilirim.”

‘ÖNCE ÇOK ÇALIŞMAK GEREKİR’

Masal anlatıcılığı yapabilmek için bir çaba harcanması, kişinin kendini geliştirmesi ve çok okuması gerektiğini ifade eden İnan şunları aktardı; “Eğitim şart sloganıyla önce eğitimi çok desteklediğimi söylemeliyim. Kimi vardır bal gibi anlatır. Dinlersiniz. Büyülenirsiniz adeta. Basit bir Nasrettin Hoca fıkrasını elli kişi anlatmış, elli yerde okumuşsunuzdur. Bir gün bir anlatıcı gelir, hocayı, yoğurdu, mayayı kullandığı gölü öyle bir anlatır, öyle bir yüz ifadesi ile bitirir ki bildiğiniz halde yüz kez de aşina olduğunuz halde karnınızı tutarak gülersiniz. Anlatırken de ‘Ben bunu biliyorum’ diyemezsiniz, dinlersiniz. İşte böyle bir anlatıcı olmak istiyorsanız önce çalışacaksınız. Çok okuyarak kendinize bir temel yapacaksınız. Kelimelere aşina olacaksınız. Nerede ne anlatacağınızı bilecek olgunluğa ulaşmış olmanız da gerekiyor. Çünkü politikacılara anlatmanız gerekirse bir prenses masalı ilgilerini çekmez. Hastaya anlatacağınız masalda şifalı objelerden bahsedin, nasıl gözleri umutlanır. Yani zemin olmadan diğerleri sizi seçilen yapmaz.”

İyi bir masal anlatıcı olabilmek için eğitimin de önemine değinen İnan şunları belirtti; “İyi bir anlatıcılığın yarısı doğal yetenek, yarısı ise eğitimdir. Mükemmel eğitim veren yerler var. İstanbul’da uluslararası bir bağlantıyla dünyaya da açılan SEİBA, Ankara’da Masal Ankara ve Kırk Oda var. Zaten MEB Masal Okullarından bahsettim. Her dakika da bu okullar çoğalıyor. Kamplı olanları, P4C eğitimi verenleri, drama, ritim, kukla ve origami, müzik atölyeleri ile çeşitli seçenekler de sunuyorlar. Masal anlatıcılığı da tüm meslekler gibi profesyonellik gerektiriyor. İyi olmak istiyorsanız eğitimlerinizi çoğaltacak, dünyaya kapınızı açacak, kelimelerinizin anlamlarına çalışacak, etimolojik sözlükler kullanacak, deyimleri, atasözlerini baş tacı edecek, kafiyeli cümleler kurabileceksiniz. Cebinizde nerden baksanız yüz elliden fazla masalınız, öykünüz olacak. Ortama göre masalı giydirebileceksiniz. Yeteneğiniz doğrultusunda kendinizi tanıyacak, gerekirse ortamınızı hazırlayacak, performansınıza hazır olacaksınız. Bu alanda herkese elbette yer var. Sahne sanatı bir yerde. Yakın zamanda gözlemlediğim kadarıyla tatlı ve iddiasız bir rekabet de var. Önemli olan kendi dilinden dökülen masalın akılda adınızla kalması bence.  Sonrası iyilik, güzellik.”

‘MASALLAR GÜÇLÜ BİR ARAÇTIR’

Masalların işlevleri bakımından geniş bir yelpazesinin olduğunu söyleyen İnan şunlara değindi; “Masallar içlerinde öyle işlevler barındırır ki; derler ya ‘Ne var ise alemde o var Ademde’ ademde olmayan hiçbir şey masalda yoktur. Ahlaki, psikolojik, ekonomik, sosyolojik iletilerle doludur. Yalan, dürüstlük, namus, umut, kıskançlık, korku, zeka, sağduyu, aile, hukuk, yönetim, paranın gücü, yöneticiler, bağışlayıcılık, dostluk, şans, ne ararsanız bulabilirsiniz. Fazlası vardır eksiği yok. Bu yüzden masallar güçlü bir araçtır. Güzel kullanıldığında o küçücük bedenler, şu hayatta her mücadeleyi verecek ruh olgunluğuna erişirler. Tabii çocuğa göre olmasını atlamamak şartıyla. Büyükler için de şunu söyleyebilirim; masallar, iyilerin ve iyiliklerin olduğunu içinizde bir yerlere fısıldar. Kötülüğün de cezası olduğunu, aşkın sizi sizden edebileceğini ve mucizelerin hayatı değiştirebileceğini. Yani bir çocuğun ne kadar ihtiyacı varsa masala bir büyüğün de o kadar ihtiyacı var diye düşünüyorum.”

Son olarak pandemi sürecinde ailelerin çocukları ile kitap okuma, birbirlerine ya da daha okuma yaşında olmayan küçük çocuklara hikayeler masallar anlatmanın ne denli önemli olduğuna dikkat çeken İnan; “Aileler belki bana kızacaktır. Benim gözlemlediğim kadarıyla kitap gerçekten çok. Okuyanı az. Kendileri okusunlar ki çocukları da okusun. En güzel tavsiye örnek olmak bence. Dört saat dizilerin sürdüğü bir sistemde bir gün televizyon kapatsalar kaç kitap biter. Pandemi boyunca ben de diğer arkadaşlarım gibi, çocuklara ve büyüklere mümkün oldukça sosyal medya üzerinden, zoom programı yoluyla, internet radyoculuğu ile ya da okulların eTwinning projeleri ile ulaşmaya çalıştım. Azımsanmayacak rakamları da gördük. Ailelerin çocukları ile nasıl bağ kurmaları gerektiğini dilimiz döndükçe anlattık. Çocuklara yakın olmak aslında bir yerde çok iyi geldi. Onlara daha çok sarılmalı bence. Çoğu çocuk dokunsal olmasa bile ailesinin kendisine sevgisini gösterme şekli olarak dokunmasını seviyor. Saçını okşayın, başını dizinize dayayın ve onu da ilgilendiren bir masalla başlayın. ‘Biliyor musun sen doğduğunda şu tahta kaşık kadardın. Mürdüm eriği gibiydi ten rengin. Ama o kadar güzel kokuyordun ki, o zaman kulağına bir masal anlatmıştım, hemen ağlamayı kesmiştin, minicik gözlerinle tam gözbebeklerime bakıp dinlemeye başlamıştın.’ diye başlayan hikâyeler, masallar anlatın. Masalları bilmeseniz de olur. Yemek yaparken meyveleri konuşturun. Çorbası hazırsa ‘Mercimek mercimek, ne güzel ne hoş yemek’ gibi basit tekerlemelerle servis edin. Oyuncaksız oyunlar bulun. Toprağa elleri değsin. Suya elleri değsin. Doğa bilinciyle, hayvan sevgisiyle, insani değerlerle onun hayatını kurtarın. Pandemi bence insanoğlunun kalan nesli için suni tenefüsle hayata döndürüldüğü gerçek bir tenefüstü. “ şeklinde ebeveynlere tavsiyelerde bulundu. 

- Reklam -