Sabah ezanının üzerinden üç beş dakika geçmişti. O anda algılayamadığınız bir sarsıntı önce bacaklarınıza sonra da tüm bedeninize yayıldığında bir rahatsızlık geçirdiğinizi düşünüyorsunuz. 

Ancak bu duruma sallanan avizeler, köpek ve kuş sesleri de eşlik edince deprem olduğunu anlıyorsunuz.

Tıpkı yıllar öncesinde yaşadığım Ankara’nın Bala ve Akyurt ilçeleri, daha gerisinde Çorum ve tabii ki Marmara Bölgesi depremleri gibi. Bu kez 3 şiddetinde dün sabah 05.07’de oldu…

Uzmanlar daha iyi açıklar ama Mamak depremi dik fay kırılması. Eğer Marmara depremi gibi yatay fay hattı kayması olsaydı o zaman sonuçları farklı olurdu. Marmara bölgesinde olacağı öne sürülen olası depremin kaygı vermesi de bu nedenden kaynaklanıyor.

Mamak depreminin şaşırtıcı yönü deprem açısından sıfır risk taşıdığı öne sürülen Ankara’nın merkezinde olması. Çünkü deprem haritalarında Mamak ve diğer metropol ilçeleri için bir deprem hattı gösterilmiyor. Bala’daki depreminde de bölgede kısa bir fay hattı olduğu ortaya çıkmış ve sallantılar günlerce sürmüştü. Umarız herhangi bir fay hattının üzerinde veya başında, sonunda olmayan Mamak bölgesi için aynısı yaşanmaz ve diğer ana fayları tetiklemez..

Mamak depreminin Marmara depreminin 20 yıl sonrasına, aynı tarihlere tesadüf etmesi bir yana olası depreme hazırlıklı olmak, depremin sırasında ve sonrasında ne yapılacağını unuttuğumuzu ortaya çıkıyor.

Geçmek bilmeyen saatler gibi uzadıkça uzayan o kısa zaman içinde korkmak, paniklemek, bulunduğunuz yere çakılıp kalmak deprem kadar doğal olsa da ilk hamlede ne yapacağınız hatırlamaya çalışmak bir o kadar doğal değil.

Bu konuda iki de bir sigaranın tehlikelerini anlatan ve etkisini kaybeden spot filimler yerine biraz da deprem konusunda insanlara eğitim verilmeli.

Marmara depreminden sonra olası depremlere karşı onlarca önlem alınmıştı. İlk başta toplanma yerleri, yardım merkezleri oluşturulması, çürük binaların yıkılması, yeni yapılacak binaların malzeme açısından sıkı kontrolleri, Kızılay çadırlarının değiştirilmesi gibi uygulamaların zaman içinde gevşediğini, gevşetildiğini duyuyoruz, görüyoruz. Okullarda depremden korunma tatbikatları bile yapılmıyor.

NE KADAR ÇOK BİNA…

Tüm insanlarımız için Mamak depremi bu konuda ne yapılacağı konusunda yeni bir uyarıcı olmalı ama bunu kim yapacak, kim bu işi üstlenecek?

Depremin yıkıcı ve felaket sonuçları yine “efendim Türkiye deprem bölgesini üzerine kurulu. Bu tür depremlerin yaşanması, her an deprem olması normal” deyip geçiştirilecek. Önlemler konusunda birinci sorumlu olan Çevre Bakanlığı plastik poşet peşinden koşmaya, dağa taşa çok katlı apartman yapılmasına izin versin.

Şimdi gel de rahmetli Prof. Dr Ahmet Mete Işıkara’yı aranma! Marmara depreminde Kandilli Rasathanesi Müdürü olan ve yaptığı çalışmalarla Deprem Dede olarak anılan Işıkara, memleketi adım adım gezerek herkesi deprem konusunda eğitmeye çalışmıştı.

Bugün ise yaşanan karmaşaya bakın. AFAD ve Kandili Mamak depremiyle ilgili farklı ölçümler veriyor. Daha depremin büyüklüğü konusunda anlaşamayan kurumların sonuçları ağır olacak bir olası depremde nasıl bir karışıklık yaşanacağını kestirmek güç değil.

Diğer doğa felaketlerinde olduğu gibi yaptığımız en iyi iş ya sorumluluktan kaçıp başkalarını suçlamak ya da örneğin deprem nedenini “ne kadar bina o kadar zina” gibi en saçma yoruma bağlamak. “Yaradan yaşadığımız felaketlerin beterinden korusun” demekten başka çare yok.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz