KORUMASI GEREKENLERİN KIYDIĞI DOĞA, ÇEVRE ve ANNELER…

Çok uzun yıllardır hem kamu yönetimlerinde çalıştım, emekli oldum, hem de gönüllü kuruluşların içinde yaşadım. Ancak gönüllü çalışmalardan, gazetecilikten ve yazarlıktan asla emekli olmadım.

Bunca uzun yıllar içinde insan, hayvan ve doğa katliamlarını izledim. Tümünün kaynağı da insan soyu. Anneleri ağlatan, her yeri canlıların kanları, annelerin gözyaşları ile adeta sulayan, erkek ağırlıklı insan soyu, insan türü.

12 Mayıs 2024 Pazar, Dünya Anneler Günü idi. Bu yazıyı hazırladığım gün, kim bilir (bilenler var, ağlatanlar) nerelerde ve kaç anne ağlıyor, hıçkırıyor, ağıt yakıyordu.

Bazen, 80 değil, sanki 240 yıl yaşamış gibiyim. Nefret, sigara ve yorgunluk nedir bilmiyorum. Gençlik ve Spor Bakanlığı, şimdi Spor Genel Müdürlüğü olan Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü ve Orta Doğu Teknik Üniversitesinde basınla ilişkiler konusunda çeşitli görevlerde bulunduğum yıllarda ülkemi, doğasını ve insanlarını çok daha iyi tanıma fırsatı buldum.

Türkiye Amatör Spor Kulüpleri Konfederasyonu’nda (1974-1995) ve Türkiye Gençlik Federasyonu’nda (1997-2014)  kurucu Genel Başkanı olarak gönüllü görevler üstlendiğim yıllarda, yeşil ve temiz Türkiye için çok uğraş verdim. Şimdi de Şiddetsiz Toplum Derneği Başkanı olarak (2015-…) aynı uğraşların içindeyim.

Matematiksel olarak değil, duygusal olarak, 240  yıl yaşadığıma inandığım bir ömür içinde, Rize, Pazar, Apso köyü gibi cennet topraklarda doğmuş ve çocukluğunuzu yaşamış bir insansanız, doğal süreçte, doğanın ve doğada  bulunan canlı cansız tüm varlıkların dostu oluyorsunuz. Doğa denince de elbette gözlerimizde canlanan; temiz su, temiz çevre, temiz hava, temiz topraktır. Kim koruyacak bu temiz değerleri diye sormuyorum, elbette insan, ancak temiz insan.

Temiz ve yeşil topraklarda gözlerinizi açıyorsunuz, kendinizi yerin üstündeki cennette yaşıyor sanıyorsunuz, çocukluk yıllarında, mutlu ve umut dolu olarak. Meyveyi ve sebzeyi, tertemiz ana-baba toprağında, ağacında, bahçesinde yiyorsunuz, pırıl pırıl sularını içiyorsunuz, kimi avuçlarınızla, kimi geniş yaprakları kullanarak.

Sanıyorsunuz ki yerin üstü, Ankara ve diğer yerleşim yerleri de hep böyle birer cennet parçası. İnsanları tanıyorsunuz, o yıllarda, yerin üstündeki melekler çoğunlukla. Bayramlar, özel günler, büyüklerde, yaşıtlarda ve küçüklerde gördüğünüz içten davranışlar sizlerde, kesin bir algı ve hayal oluşturuyor. Türkiye’nin ve Dünya’nın her yeri böyle, insanlar da her yerde aynı güzellikte.

Büyüdükçe, yaşlandıkça, yıllar geçtikçe, annelerin ağlatıldığını, yerleşim yerlerinin, suyun, toprağın ve havanın kirletildiğini, tarım ve orman alanlarının betonlaştırıldığını, hayvanların yok edildiğini veya göçe zorlanarak dar alanlara sıkıştırıldığını görüyorsunuz, yaşıyorsunuz. Gözlerimiz fal taşı gibi açılıyor diyeceğim de, benim içim, kalbim fal taşı gibi açılmaya, canım çok acımaya başladı o yıllarda.  Fal taşı gibi açılma ve canımın yanması sürüyor, giderek artıyor. Çünkü, çağımız ve günümüz insanı vahşileşti, doğaya, hayvanlara ve hatta kendi soyuna karşı. Anneler ağlıyor, ağlatılıyor.

Evim bildiğim Türkiye’yi, insan, doğa ve hayvan katliamları, annelerin ağlatılması ile ilgili olarak yerin üstündeki ilk sıraya koyuyorum. Hem de, hiçbir matematiksel değere, özür dilerim ne değeri, ölçüye bakmadan.

Kanal İstanbul gibi çok tehlikeli ve gereksiz bir proje için kıyılan topraklar, köyler, tarım alanları, annelerin, köylülerin acıları, çırpınışları, gözyaşları. Maden, altın ve insanlarca değerli taşlar diye nitelenenleri çıkarmak için yağmalanan, üstü kazılan, çıplak hale getirilen, ağaçlardan, bitkilerden, çiçeklerden, hayvanlardan ve insanlardan koparılan topraklar.

Bu vahşetlere izin ve onay veren siyasetçiler, Bakanlar, kamu yöneticileri, yerel yönetimler, vahşetleri yalanlarla süslemeye çalışan bazı iletişimciler, bilim insanları, mimarlar, mühendisler, hukukçular, gazeteciler, …

Tarım ve Orman Bakanlığı’nın örgüt şemasına bakar mısınız? Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü var. Orman Genel Müdürlüğü var. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın örgüt şemasına baktığınızda, Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü’nü, Çölleşme ve Erozyonla Mücadele Genel Müdürlüğü’nü ve Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü’nü görürsünüz.

Milli Eğitim Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Adalet Bakanlığı, İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu, daha sayısız kamu birimi var. Bunlara karşın, çoğunlukla da bu kuruluşlardan bazılarının onayları ve izinleri, kesinlikle diyorum ki, destekleri ile doğaya kıyım, vahşet uygulanıyor. Üniversiteler yok sanki, sesleri çıkmıyor, çok yazık.

Doğayı, Türkiye’yi koruması, halkı yanlarına alması gereken kamu yönetimleri kıyımlara, katliamlara izin veriyor, şiddetsiz yöntemlerle tepki gösteren köylülerin, kentlilerin, kadınların, annelerin, kısaca, yanına alması gereken halkın karşısına coplu, kalkanlı polisleri veya jandarmaları çıkarıyor, canlar yanıyor, o topraklar, o yeşillikler gözyaşları ile sulanıyor. Gözyaşı dökenlerin karşısına, onların ödediği vergilerden oluşan bütçeyi kullanarak kolluk güçlerini çıkarmak hiç yakışmıyor, hatta tam bir şiddet uygulanıyor.

Yerin üstündeki cenneti cehenneme çevirmekten, anneleri ağlatmaktan vazgeçin, ey siyasetçiler, ey kamu ve yerel yönetimler, ey üstündeki tüm canlıları koruması ve temiz tutması gerekenler.

Annelere sesleniyorum bir kez daha.  Silahsız ve şiddetsiz yöntemlerle, her yerde ve her zaman birlikte olmalısınız. Erkeklerin, babaların arasında çok melek kişilikler var, onlarla işbirliği yapmalısınız.

Dünya anneleri, ağlamamak ve ağlatmamak için birleşiniz.

KORUMASI GEREKENLERİN KIYDIĞI DOĞA, ÇEVRE ve ANNELER…

 

KORUMASI GEREKENLERİN KIYDIĞI DOĞA, ÇEVRE ve ANNELER…
KORUMASI GEREKENLERİN KIYDIĞI DOĞA, ÇEVRE ve ANNELER…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Rıza SÜMER - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Sonsöz Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Sonsöz Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Sonsöz Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Sonsöz Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.