DİJİTAL ŞİDDET, KADINLAR, GENÇLER ve GELİNCİK MERKEZİ… (2)

Önceki yazımda, Ankara Barosu Gelincik Merkezi’nin, 2 Nisan 2024 Salı günü, 13. Kuruluş yıldönümü nedeniyle Türkiye Barolar Birliği’nde, “Dijital Şiddet” konulu bir söyleşi  düzenlediğine değinmiş,  konuşmacıların sözlerini özet olarak paylaşmaya çalışacağımı belirtmiştim.

Bilindiği gibi, Ankara Barosu Gelincik Merkezi Başkanı, Av. Nazlı Özlem Atmaca’nın yönlendirdiği söyleşiye, Araştırmacı yazar ve bilişimci Orhan Toker, tiyatro sanatçısı Nazife Aksoy, Başkent Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim üyelerinden Doç. Dr. Fatma Senem Güngör ile TOBB ETÜ öğretim üyesi Prof. Dr. Olgun Değirmenci konuşmacı olarak katılmışlardı.

Av. Nazlı Özlem Atmaca, şu görüşleri paylaştı.

“Dijital şiddetin farkında değiliz. Şiddete maruz kalanlarda yalnızlık duygusu oluşuyor, onun için mücadeleye devam. Çocuklara sosyal medyanın nasıl kullanılması gerektiği anlatılmalı.”

Doç. Dr. Fatma Senem Güngör, “Dijital Şiddet ve Etkili İletişim” konulu  konuşmasında özetle şunları söyledi.

“Dijital şiddette nefret söyleminin ağırlıklı olduğunu söyleyebiliriz. Dünyanın her yerinde dijital şiddete karşı çalışmalar ve mücadeleler var. Engelliyoruz, blok koyuyoruz veya şikayet ediyoruz. Başka şeyler yapmalıyız.

Eğitim düzeyi artıkça dijital şiddet de artıyor. Yargılama ve eleştirme yerine iletişim kurmalıyız. Sohbet etmeyi ve konuşmayı unuttuk. Anlamaya çalışmayı bıraktık. Yazarak iletişim kuruyoruz. Dinlemeliyiz. Olumlu dil kullanmalı, farkındalık kazandırabilmeliyiz.”

Nazife Aksoy’un konuşmasından ise özetleyebildiklerim şunlar.

“İş yerinde şiddeti şikayet edince mobbinge maruz kalıyorsunuz. “Şakadır, yanlış anlamışsınızdır” deniyor. Dava açmamanız için tehditler alıyorsunuz. Baskılar görüyorsunuz, sosyal medyada saldırıya uğruyorsunuz, küfür ve hakaretlerle karşılaşıyorsunuz.

Sessiz kalmadıkça, davalar açmaya başladıkça, şiddete direnen cesur kadınların çoğaldığını, güçlendiğimizi görüyoruz. Davalar artıkça, diğer kadınlara da cesaret geldi. Çoğunlukla şiddeti kadınlar yaşıyor. Elbette şiddet gören erkekler de var.”

Orhan Toker, “Çocuklara Yönelik Dijital Şiddet” konusunda şunları dillendirdi.

“Dijital şiddet, cep telefonları, uygulamalar, internet, e-postalardan yapılıyor. Fenomenlerin neden olduğu baskı. Fenomenlere takipçileri tarafından yapılan baskı. Sosyal medya ile yapılan zorbalık, gençlerin başına en çok gelen dijital şiddet türü.

Bu şiddet türleri çocuklara örnek oluyor. Çocuklara yönelik şantaj örnekleri de çok fazla. Şantaj suçtur. Gençler kandırılıyor. Aileler, çocuklara ve gençlere anlatarak, konuşarak onların bilgi ve duyarlılık düzeylerini artırmalıdır.

Sosyal medyada, çocuklara, bedenlerine zarar veren cinsel paylaşımlar var. Çocukların sosyal medya bağımlısı olmaması için ailelere önemli görevler düşüyor. Aileler iyi örnek olmalı. Sosyal medyanın yanlış kullanılması halinde yapabileceği zararlar çocuklara anlatılmalı.

Medyada, sosyal medyada gösterilen savaş, deprem ve benzeri felaketler, çocuklarda kaygı yaratıyor. Anne ve babaların ağır sorunları çocukların yanında konuşmaları ve tartışmaları da aynı etkiyi yaratıyor. Çocuklarda, ailelere ve arkadaşlara karşı güven azalıyor.”

Prof. Dr. Olgun Değirmenci, “ Şiddete Uğrayan Kişilerin Hukuk Yolları” konulu konuşmasında şunları paylaştı.

“Dijital şiddette bir zarar mutlaka vardır veya zarar olasılıkları güçlüdür. İftira, taciz, siber taciz, hakaret, tehdit, korkutmak, ifşa etmek, başkalarının hesaplarını ele geçirmek, teması olmayan cinsel tacizde bulunmak dijital şiddet kapsamındadır.

Siber suçlarda da artış var. Dijital şiddetin artarak sürdüğünü gözlemliyoruz. Kadınlar cinsiyetlerinden, erkekler siyasal görüşlerinden dolayı şiddet görüyorlar. Ateistler de şiddet görenler arasında.”

Şiddetsiz Toplum Derneği’nin gönüllüleri ve uzmanları, her fırsatta, “Her şey ailede başlar, sevgi öğretilebilir, şiddet önlenebilir” diyor.

Doğru. Doğru da, aile acaba, 24 saat, sadece bir evdeki anne, baba, çocuklar ve aile büyüklerinden mi oluşur? Elbette ana aile bu.

Ancak, aile bireylerinin okulları, iş yerleri, üniversiteleri, odaları, baroları, sendikaları, dernek, federasyon, konfederasyon ve benzeri demokratik kitle örgütleri yok mu?

İnsanlar, oralarda bulundukları süre içinde birer aile bireyi gibi yaşayamazlar mı, davranamazlar mı?

Çok mu zor, insanların sürekli veya geçici olarak bulundukları yerlerde aile anlayışı içinde olmaları, yaşamaları, mutlaka kan bağı mı gerekli?

Oralarda da aile içi iletişim, demokrasi, adalet ve güvenlik konuları, yüz yüze, göz göze konuşulmalı. Çocuklar ve gençler, hatta, kadın- erkek herkes, yaşadıklarını, görüşlerini, çekinmeden cesurca anlatabilmeli. Karşılığında tepki veya küçük de olsa şiddet görmemeli, sorun varsa, birlikte, yasalara uygun ve yakışır çözümler üretilmeli.

Gazeteci Bekir Coşkun, bir yazısında “Anneler, babalar okul olun” demişti.

Milli Eğitim Bakanlığına bağlı okulların durumunu, ders programlarını, sadece bir dinin sadece bir öğretisini anlatmaya çalışan, önce çocukları, sonra da Türkiye’yi “yalan egemen”  ve insanlık anlayışına aykırı bir cehenneme götürmek isteyenleri gördükçe, evlerimizin okul, her birimizin çağdaş, saygılı, hoşgörülü ve laik anlayışlı öğretmen olması zorunlu. (Son)

 

Fotoğraf altı

Soldan, Av. Nazlı Özlem Atmaca, Orhan Toker, Nazife Aksoy, Doç. Dr. Fatma Senem Güngör ve Prof. Dr. Olgun Değirmenci.

 

 

DİJİTAL ŞİDDET, KADINLAR, GENÇLER ve GELİNCİK MERKEZİ… (2)

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Rıza SÜMER - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Sonsöz Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Sonsöz Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Sonsöz Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Sonsöz Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.