GÖZ, DİL, EL ve DÖRT KARDEŞE KARŞI SEVGİ…

Çalıştığınız iş yerinden, evinizin balkon veya penceresinden kapı önüne, bahçeye, sokağa bakar mısınız?

Sokakta, caddede, parkta iseniz yere, çevrenize bakar mısınız?

Ne veya neler görüyorsunuz diye sorsam?

Her türlü çöp, bazılarında dudak boyası da bulunan sigara izmaritleri” diye  yanıtlar mısınız sorumu? Yoksa, “Yerler temiz, çöp, izmarit yok” diyebilir misiniz?

Umarım, evin, iş yerinin, okul veya dershanenin önünden, balkonundan,  kumsalda, piknik, gezinti ve yürüyüş alanlarında, parkta veya sokakta oturduğunuz, hareket halinde olduğunuz yerden, yerlere çöp ve izmarit atanlardan değilsiniz.

Sevgide de, şiddette de önce göz vardır, kulak vardır, el vardır mutlaka. Görürsünüz, duyarsınız, dilinizi, elinizi  katarsınız sürece.

Çevreyi, suyu, toprağı ve havayı kirletmenin iki anahtar kelimesi  EL ŞİDDETİ…

Gazete okuyorsanız, televizyon izliyorsanız, radyo dinliyorsanız veya sosyal medya denen dünyada gezinti yapıyorsanız, yalan, iftira, hakaret, kin, nefret, düşmanlık ve tehdit dolu sözleri, konuşan değil, bağıran dilleri duyuyor musunuz, insana yakışmayacak şekilde şimşek çakan gözleri görüyor musunuz?

İnsana hiç yakışmayan bu durumun  iki anahtar kelimesi DİL ŞİDDETİ…

Acaba, “El Şiddeti…Dil Şiddeti…” demek yeterli mi? Benim için yeterli değil.

Zaten, insan soyunun, insan türünün ürettiği tüm şiddet çeşitlerinde kullanılan iki araç, iki organ var, El ve Dil…Şiddet çeşitlerinin hemen hemen tümünde mutlaka el ve dil kullanılır. El v e dil organlarının önderliğinde, bıçak, tabanca, bomba ve diğer silah çeşitleri, tekme, tokat, yumruk taş, sopalarla şiddet çeşitleri uygulanabilir, uygulanıyor.

Oysa, dil ve el,  insan beyninden, insanın kalbinden güç alarak hareket eder.

İnsanın beyin ve yürek yapısı, “iyi insan” olmayı başarmışların bedenlerinde  şiddeti değil, sevgiyi, saygıyı, şefkati, hoşgörüyü ve dostluğu üretir. Elin dokunuşları, sarılmaları, tokalaşmaları, dilin, gözlerle birlikte kullandığı sözcükler, beyin ve yüreğin desteğinde sevgiyi, saniyeler içinde çınar ağacı gibi görkemli bir canlıya çevirir.

Sevgi çınarları…Sevgi pınarları… Sevgi ırmakları…Sevgi nehirleri…Sevgi şelaleleri… Sevgi ovaları…Sevgi ormanları… Sevgi sıra dağları…Sevgi insanları…sevgi canlıları…Sevgi toplulukları…

İnsandan; insana, hayvana, tüm canlı cansız varlıklara, çevreye, doğaya yönelik sevgi…Salt  bir kadından bir erkeğe, bir erkekten bir kadına yönelik olmayan, ancak, kadın-erkek sevgisini, aşkını da  içeren SEVGİ…

Ankara’da Söğütözü Caddesine doğru yürüyorum. Sağımda, yüksek binalarla, yürüdüğüm cadde arasında  duvarlar var. Duvarlarda,  kar ve yağmur sularının kolayca boşalmasını sağlayan borular.

Aman Tanrım… Evet aman Tanrım… İnsan boyunun yetişebileceği yerlere aralıklarla yerleştirilmiş boruların  tümü tıkalı. Oradan geçen insanlar, borulara her çeşit çöpü, atığı yerleştirmiş. Sanki duvardaki çöp kutuları…

Halkın bir bölümü, yaşadığı yerleri, cennet temizliği anlayışında koruması gerekirken ülkesini ancak bu kadar küllüğe ve çöplüğe çevirebilir.

Nerede Milli Eğitim Bakanlığı, nerede Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, nerede İçişleri Bakanlığı, nerede Adalet Bakanlığı, nerede Kültür ve Turizm Bakanlığı, nerede belediye başkanlıkları, valilikler, nerede üniversiteler, nerede Diyanet İşleri Başkanlığı, hani “temizlik imandan gelir” söylemine uygun yapılması gerekenler?

Bazen yere izmarit ve çöp atan öğrencileri, öğretmenleri, polisleri, askerleri ve adı çok duyulan mesleklerin temsilcilerini görüyorum, ülkem ve insanlık anlayışı adına üzülüyorum. Acaba, böyle davrananların arasında din görevlileri, imamlar, hacılar var mıdır? Umarım yoktur.  Tamam da, ülkemizin çöplük ve küllük olmasını engellemede hiçbir etkileri, katkıları neden yoktur?

Çalışma saati bitiminde, kamu ve yerel yönetimlerin Ankara ve diğer kentlerdeki binalarından çıkan o kalabalıklar, inanıyorum ki geride temiz masalar, sandalyeler ve koltuklar bırakmışlardır. Ülkelerinin temiz ve yeşil kalması için  yaptıkları, yapabildikleri, yapmadıkları veya yapamadıkları konusunda vicdanları rahat mı? Yoksa, onlar da işlerinden ayrıldıklarında ülkeyi çöplüğe ve küllüğe çevirenlerden mi?

Buradan temiz, şiddetsiz, sevgi ve dostluk içinde yaşanması gereken siyasete geçeyim, şimdilik kısaca.

Türkiye, 14 Mayıs 2023 tarihinde milletvekili ve Cumhurbaşkanlığı seçimini yaşadı. 14 Mayıs’ta sonuç alınamayınca 28 Mayıs 2023 tarihinde Cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci turu  için sandıklara gidildi.

31 Mart 2024 tarihinde, Mahalli İdareler seçiminde, Belediye Başkanları, Belediye Meclis üyeleri ve muhtarlar belirlendi güzel ülkem, evim, yurdum Türkiye’de.

Ne yazık ki, hem 2023 yılı Mayıs ayındaki seçimlerde, hem de 31 Mart 2024 seçiminde sevgi, saygı, dostluk ve barışın düşmanı “4 Kardeşler” yine gözlerimizi ve kulaklarımızı rahatsız etti.

Etkileri keşke iki organla sınırlı olsaydı. Korkuttu, kaygılandırdı, utandırdı, çocuklarımız, torunlarımız ve gelecekte doğacaklar adına. Yüreklerimizi, bedenlerimizi sarstı, canımızı yaktı.

Yalan, İftira, Hakaret, Tehdit…“Dost Dili” köşesine sıkça alıyorum, bu dört kardeşi.

31 Mart 2024 seçimlerinde de, utanılası bu dört kardeşi her gün gördük, duyduk. Başta, Hükümeti oluşturan Adalet ve Kalkınma Partisi ile Hükümeti destekleyen Milliyetçi Hareket Partisi’nin sözcüleri ve adayları, dil şiddetinin hemen hemen her çeşidini ürettiler. Cumhur İttifakı’nın temsilcileri ve adayları, kamu olanaklarını kullandılar. Partili Cumhurbaşkanı tarafından atanmış, devletten maaş alan 17 Bakan, muhalefet partilerinin adaylarına karşı, açıkça, Cumhur İttifakının, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin adaylarını desteklediler.

Yine de, beklemedikleri şekilde başarısız oldular,  az kazandılar, çok kaybettiler.

Akıl ve vicdanla beslenmesi gereken “Adalet” kavramı ile “İletişim” bilimi, eğer canlı varlıklar olsalardı, mutlaka hıçkırıklarla gözyaşı dökerlerdi.

“Yalan, İftira, Hakaret, Tehdit”  adındaki kardeşlerin karşılarına, ellerinde silah, kesici, yaralayıcı alet ve niyetlerinde asla şiddet olmayan 4 melek kardeşi çıkarıyorum, insana yakışmayan 4 kardeşin sadece iyileşmelerine katkı yapmaları için.

Sevgi, Saygı, Hoşgörü ve Dostluk… Bu dört kardeşin aslında ana adı SEVGİ…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Rıza SÜMER - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Sonsöz Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Sonsöz Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Sonsöz Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Sonsöz Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.