ATATÜRK’E SÖVEN ŞEVKİ EFENDİ…

Memlekette bir taife var ki bunlar eline mikrofonu alır almaz Atatürk’e sövmenin dayanılmaz hafifliğine kapılıyor; başlıyorlar sövüp sayıp, saçmalamaya.

Peki, bir insan Mustafa Kemal Atatürk’e neden söver?

-Emperyalist hayaller peşinde koşan, Anadolu’yu işgal edip Megali İdea’yı  gerçekleştirmek isteyen Yunan ve Rum faşistleri sövse anlarım…
-Çanakkale’de donanması denizin dibini boylayan, Conk Bayırında toprağa gömülen, Konstantinapolis hayalleri suya düşen İngiliz olsa onu da anlarım…
-Lozan’da Büyük Ermenistan hayalleri çöpe atılan Ermeni faşistlerini de anlamak mümkündür…
-Türkiye Cumhuriyetini bölüp Kürdistan kurma hayali peşinde koşan bölücü teröristlerin sövmesi de doğaldır…Eh Osmanlı Hanedanı mensubu olup tacı tahtı başına geçirilenlerden olsan kuyruk acısı ile sövüyor derim hak vermiyor olsam da onları dahi anlarım…

Fakat bu gün Türkiye cumhuriyeti vatandaşı olup Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde yürütülen Milli Mücadele sonucunda egemenlik hak ve özgürlüklerine kavuşan, yurt sahibi ve yurttaş olma imtiyazını elde eden sıradan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını anlamak hiçbir şekilde mümkün değildir!

Tuhaf ve anlaşılmaz ama böyle bir güruh ne yazık ki var önde gelen örnekler ise Kadir Mısıroğlu, Şevki Yılmaz ve Halil Konakçıdır.

Atatürk’e sövmekten imtina etmeyen Şevki Efendi ve şürekâsı gibi zevat Mustafa Kemal Atatürk’e söverken iki hususu özellikle kullanır:

-Mustafa Kemal’in şeriat ve hilafeti kaldırması yerine anayasal demokratik bir düzen kurması konusu.
-Mustafa Kemal’in saltanatı kaldırıp yerine Cumhuriyet kurması.

Birinci husus aslında çok ama çok tartışmalıdır; tartışmalıdır çünkü Osmanlı’nın halife olduğu iddiası zaten zamanında resmiyet kazanmamış ve Müslüman dünyada da ciddi bir karşılık bulmamış tamamen içi boş bir iddiadır. Bunun ispatı da Vahdettin İngiliz savaş gemisi Malaya ile Konstantinapolis’den kaçtıktan sonra halifelik iddiasını sürdürmek için çok uğraşmış ve lakin kimse kendine itibar edip halife olarak tanımamıştır zaten tanısaydı gider o zamanlar bir İngiliz sömürgesi olan Mısır’a yerleşir Kahire’de oturup Hilafetine İngiliz korumasında devam ederdi. Şunuda belirtmem gerekir ki İngilizler bu yönde çok büyük bir gayret sarf etmiştir ve lakin Müslümanlar özellikle de Araplar kabul etmemiştir. 

Şeriatın kaldırılması meselesine gelince şeriat zaten son derecede yetersiz ve çağımızda geçerliliğini yitirmiş arkaik ve adaletsiz bir hukuk sistemidir Osmanlı’da düzen kuramamış böyle bir sistemin çağdaş bir cumhuriyette işlemeyeceği zaten aşikârdır. Birinin şeriat istemesi bu yüzden zaten mantıksızdır.

Eğer birisi kalkıp ta Mustafa Kemal Atatürk dine karşıydı derse o zaman Diyanet işlerini kurup Kuran’ı kimin tercüme ettirip halk anlasın diye dağıttırdığını söyleyin yetecektir.

Doğru Atatürk dini temelde bir devlet kurmamıştır ve lakin onun kurduğu laik demokratik düzende bu ülkede yaşayan herkes dini inancını serbestçe yaşamış her türlü ibadetini rahatça yapmıştır. Bu yüzden Atatürk’e din üzerinden sövmek zaten çok büyük bir haksızlıktır.

İkinci hususa gelince birinin cumhuriyet yerine her türlü egemenlik hak ve özgürlüğünden vaz geçerek saltanatı tercih etmesi eğer saltanat hakkı olan bir hanedan üyesi değilse tamamen akıl ve izan dışı bir tercihtir.

Osmanlı gibi bir ailenin ve hatta onun tek bir ferdinin hükümran ve egemen olduğu geri kalan tüm halkın kul ya da köle olduğu bir monarşi düzeninin savunusunu yapmak için insanın aklını peynir ekmekle yiyip yalayıp yutmuş olması gerekir.

Eğer ezberletilmiş yalan yanlış, romantik bir takım bilgilerden hareket edilerek Osmanlı savunuculuğu yapılıyorsa bu açık ve net bir cehalettir…

Yok, ekmek parası deyip üç beş kuruş menfaat için böyle bir savunu yapılıyorsa buna da rezalet denir…

Amma ve lakin düşmanımın düşmanı dostumdur diye Cumhuriyete karşı Osmanlıcılık yapılıyorsa işte bunun adı ihanettir, suçtur ve anayasal rejimimize ihanetin cezası da bellidir…

Savcıların harekete geçip sadece bu hakaret suçunu takip etmesi işte bu yüzden yetmez asıl ihanet suçunu soruşturmak gerekir…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Murat Özbülbül - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Sonsöz Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Sonsöz Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Sonsöz Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Sonsöz Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.