GÖSTERMELİK ACILAR…

6 Şubat geldi çattı. Kimilerine göre yüz binlerce canımızı yitirdiğimiz, binlerce insanımızın yaralandığı, ampute edildiği, evlere düşen ateşin kesinlikle sönmeyeceği 6 Şubat… O gün, çalıştığım televizyon kanalında canlı yayındaydım ve yaklaşık 12 saat canlı yayın yaptım. Haber merkezine gelen ve asla izleyiciye gösteremediğimiz görüntüleri ilk ben gördüm. Çekmeyen telefonlarla iletişim kurmaya gayret edip en azından iyi bir haber vermek için yırtındığım anları bugün gibi hatırlıyorum ve ömrümün sonuna kadar da hep hatırlayacağım sanırım.

Peki, ülke olarak neler yaşadık? İlk önce sosyal medyada yalan yanlış bilgiler peyda oldu hatırlayın. İnsanlar bir umutlandı bir dibe çöktü. “Ben enkazdayım gelin beni şuradan kurtarın” diyen ama o sırada evinde çay içen bir ton haysiyetsiz de vardı hatırladınız mı? Bu haysiyetsizlerin sadece etkileşim peşinde olduğunu çok sonra anladık. Yardım kampanyalarını hatırladınız mı peki? İnsanların kime göndersek gerçekten bölgeye ulaşır diye güvenilir kurumlar aradığı günleri… Peki, o yardım kolilerinin içine gece kıyafeti, kırık oyuncak, bantlanmış tabak çanak koyan vicdansızlar hatırınızda mı? Her şeyi geçtim, tam da o andaki siyaset çabası zihninizde kaldı mı? İktidarı destekleyenler “ deprem öldürmez, ihmal öldürür” düsturunu hiçe sayarak tüm organizasyonsuzluğu ve eksikliği görmezden geliyor, muhalefet, olayın vahameti giderek artarken iktidara yüklenip oy devşirmeye çalışıyordu.

Gariban vatandaşa IBAN gönderen hükümeti unuttuk mu? Televizyonda toplanan ve insanların kendi reklamlarını yapmak için sözde bağışlayacaklarını açıkladıkları paranın milyonlarcasının hiç ödenmediğini biliyor musunuz? Toplanabilen paraların da akıbeti belirsiz kaldı. 99 depreminden sonra toplanan paralar gibi oy getiren hizmetlere mi harcandı ya da harcanacak mı bilemiyoruz. Yücelerin yücesi, hepimizin bağışlarıyla sadece bu anlarda yanımızda olmasını beklediğimiz Kızılayımızın yaptıklarını hatırladınız mı? İşe yarayan her organizasyonu dağıtma huyumuzun kaçınılmaz hazzı sayesinde kapatılan AKUT, ne kadar da faydalı olurdu bu depremde hiç düşündünüz mü? Ya da arama kurtarma konusunda dünyanın en yetkin insanları olan madencilerimiz günlerce havaalanında bekletilmeseydi yitirdiğimiz kaç vatandaşımız aramızda olurdu?

Birbirinden değerli protokolümüzün şehirlere rahat girebilmesi adına, yardım tırlarını şehir dışında park ettirip, protokolümüzün şehirlere rahat etmesinin sağlandığını unuttunuz mu? Her ay yüzlerce lira ödediğimiz ve lafa geldi mi ülkenin en ücra köşelerinde bile şahane hizmet verebildiğini bangır bangır kafamıza kakan GSM şirketleri hatırınızda mı? Bugün hala, depremden en az etkilenen illerden olan Gaziantep`te bile düzgün çalışmıyor hatlar. Deprem anında çöken şebekeler yüzünden iletişim sadece twitter üzerinden sağlanıyordu anımsıyor musunuz? Peki, tam da o anlarda bant daraltma uygulamasının yapıldığını anımsadınız mı? Olaydan sadece birkaç saat sonra enkazlara girip milletin altınını çalan şerefsizler ve o şerefsizler yüzünden enkaz kaldırma işlemlerine yardımcı olacak güvenlik görevlilerinin, sokaklarda nöbet tutmaya başlamak zorunda kalmasının ayıbı bize ömürler boyu yetmez mi? Peki, iktidara yakın televizyonların mikrofonlarına acılarını haykıran vatandaşlar varken, arkasını dönüp giden muhabirler, yayını kesen yöneticiler aklınızın bir köşesinde yer etti mi?

Mehmetçiklerin bölgeye özellikle gönderilmediği iddiası, sadece devlet büyüklerinin uğrayacağı yerlerde temizlik ve asfalt çalışmalarının yapılması, insanların sevdiklerinin cenazeleriyle, gömecek mezarlık bulunamadıkları için günlerce dolaşmaları, kefen olmadığı için, ineklerin yem torbalarına konulup defnedilenler, bir senedir kayıp olan, bulunamayanlar, 300 gün sonra hala enkazlardan çıkan naaşlar, asbestli hafriyatın döküldüğü tarım arazileri, depremler devam ederken atılmaya çalışılan temeller, tutulmasının mümkün olmayacağının çocuklar tarafından bile bilindiği, verilen sözler… Daha neler neler...

Şimdi herkes 6 Şubat Salı günü sosyal medyadan deprem ve depremin acısına dair paylaşımlar yapacak. Sizden ricam bu paylaşımı yapanların birkaç gün öncesinde ve sonrasında neler paylaştığına dikkat etmeniz. Dün, gece kulüplerinde eller havaya dans eden, yediğini içtiğini paylaşan, sevgilisinin hediyelerini gözümüze sokan binlerce insan, sadece o gün hamaset kusacak. Nereden mi biliyorum; her 17 Ağustos tarihinde hala yaşananlardan biliyorum. Becerebilirseniz sağlıcakla kalın… Zira ben kalamıyorum.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Besim Kavukçu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Sonsöz Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Sonsöz Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Sonsöz Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Sonsöz Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.