Dün “Dünya Basın Özgürlüğü Günü” kutlandı… Türkiye’de değil tabii ki… Çünkü olmayan bir şey kutlanamaz… Hele uluslararası sivil toplum kuruluşu Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü’nün tarafından yayınlanan Küresel Basın Özgürlüğü Endeksi’nde Türkiye’nin “180 ülke içerisinde 157’nci sırada” yer alıp, daha da gerilediği ortaya çıkmışken…

Raporda “Türkiye’nin gazeteciler için dünyanın en büyük hapishanesi konumunda olduğundan” söz ediliyor ve örnekler veriliyor…
“Bir yıldan uzun süre yargılama olmaksızın gözaltında tutulan gazeteciler topluca yargılandı ve Temmuz 2016’daki darbe girişimiyle bağlantılı olmakla suçlandılar. Neredeyse iki yıldır yürürlükte olan olağanüstü hâl yönetimi sayesinde yetkililer çok sesliliği neredeyse tamamen ortadan kaldırmış durumda. Bu sayede anayasa değişikliğinin ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın iktidarını sağlamlaştırmasının önü açıldı. Artık ülkede hukukun üstünlüğü bir hatıradan ibaret. Ocak 2018’de Anayasa Mahkemesi’nin iki gazetecinin tahliye edilmesi yönünde karar almasına rağmen bu kararın uygulanmamış olması da, durumu özetliyor.”
Peki, ne oldu da Türkiye bu noktaya geldi.
Kesin olan “kendiliğinden” olmadığı tabii… Ama medyanın gücünü kullanmak isteyen iş adamlarının ortaya çıkmasının her şeyi başlattığını unutmamak gerek…

Onlar başarının “mümkün olduğunca az masrafla, mümkün olduğunca çok para kazanmak” diye tanımlandığı bir çevreden geliyorlardı… Medya organlarını da bu sistemle yönetmeye çalıştılar ve kötüye gidiş başlamış oldu…
Günümüz Türkiye’sinde basın çalışanları üçe ayrılıyor…
Aralarında en talihsiz olanları, “gerçek gazeteciler gurubuna” girenler… Mevcut durumu değiştirmek için yapabilecekleri tek şey, sokaklara dökülüp slogan atmak… Çoğunun işi yok…
Gazeteciliği “eğitimini alarak” öğrenen ve küçük bir ücret karşılığı çalışmak zorunda kalanlar da, bir başka grup… Yaşamak için çalışmaları şart ve bu her isteneni yapmalarını şart haline getiriyor…
Üçüncü grup ise sadece kendini düşünenler…
Onlar iş dünyasında geçerli olan “yöneticilere yüksek maaş” prensibinin üstüne atlayıp, her şeyi yapmaya hazır olanlar… Ne yazık ki, her şeyin içine, yıllarca birlikte dirsek çürüttükleri arkadaşlarını, geçmişte birlikte dertlenip birlikte direndiği Kafkalarını yemek de var…
…Ve artık kimse, “bu çok önemli bir haber, mutlaka verilmesi gerek” diye düşünmüyor…
Peki, gelecek yıl yayınlanacak Küresel Basın Özgürlüğü Endeksi’nde Türkiye’nin yeri “180 ülke içerisinde sonuncu” olursa şaşırır mısınız..?

Facebook Yorumları

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz