Kur Depremi

1
76

Ekonomi ve Hazine Bakanı Sayın Berat Albayrak “rekabetçi kur” söylemine geçtiğinden beri döviz kurları rekor kırıp durmaktadır. Son olarak dolar psikolojik seviye olan 7.50 Türk Lirası sınırını da geçmiş bulunuyor.

Zamanında iktidarın en tepesindeki isimler tarafından döviz alanın eli yanar deniyordu, şimdi Türk Lirasında kalıp negatif faize razı olanın parası, serveti, yatırımı güneş görmüş kar gibi eriyor.

Neyse ki Türk milleti pek yöneticileri dinlemeye eğilimli değildir “he, he beğim” der bildiğini okur yatırımını döviz, altın ve gayrı menkulde tutmayı tercih eder. Elbette bu seferde böyle oldu, vatandaş iktidar her ne derse desin bildiğini okudu dövizden, altından vazgeçmedi.

Aslında rekabetçi kur söylemi; Türk Lirasını savunma gücü kalmayan ekonomi yönetiminin olayları akışına bırakma, kaderine razı olma söylemidir.

Bir kağıt paranın değerini belirleyen o kağıt parayı basan devletin sahip olduğu üretim gücüdür. Ali Cengiz oyunları ile bir kağıt paranın değerini belirli bir seviyede tutmaya çalışmak beyhudedir, nafile çabadır, ekonomi tarihi boyunca bunu başarabilen hiç kimse olmamıştır.

Bırakın kağıt parayı altın paranın değerini bile keyfinizce sabit tutamazsınız. Örneğin bolluk yıllarında 1 altın liraya 1 teneke buğday alabilirken, kıtlık yıllarında ancak 2 belki 3 altın lira verip bir teneke buğday alabilirsiniz. Ne oldu altın paranın bile satın alma gücü değişti, hayat pahalandı, ekonomi tabiri ile enflasyon oldu.

İktidarın başı enflasyonun sebebi olarak faizleri gösteriyordu peki faizler düştü enflasyon düştü mü? Elbette hayır, düşmedi düşmez de.

Ekonomiyi üretim fonksiyonundan ari, sadece parasal işlemler üzerinden algılamaya çalışmak boşa kürek çekmektir, ekonomi borsa, faiz, döviz üçgeninden ibaret değildir. Borsa, faiz ve döviz ekonomi ile ilgili önemli göstergeler midir? Elbette ekonominin durumu ile ilgili çok önemli göstergelerdir. Bu göstergelere suni olarak müdahale etmek ekonomiyi rayına sokar mı? Elbette sokmaz. Arabanız hararet yaptıysa, yahut yakıt deponuzda benzin bitip, gösterge sıfırladıysa bu göstergeler ile oynamak sorunu çözer mi? Elbette çözmez.

Çok uzun bir zamandır iktidarda, ve ekonomi yönetiminin başında bulunan arkadaşlara Türkiye’nin yapısal sorununun üretim eksikliği olduğunu, tükettiğimizden azını üretebildiğimizi anlatmaya çalışıp duruyorum.

Tamam belli ki beni ve benim gibi üretim söylemini paylaşan ekonomist arkadaşları duymuşlar, ciddiye de almışlar, bu yüzden olmalı bu aralar hemen hepsinin dilinden üretim kelimesi düşmüyor, hep üreteceğiz diyorlar ve bu konuda oldukça geniş hayaller kuruyorlar, lakin bir türlü hedefleri gerçekleşmiyor, neden?

Çünkü Türkiye’nin üretim sorununun kaynağını yanlış teşhis edip, yanlış tedavileri uygulamaya çalıştıkları için sorunu bir türlü çözemiyorlar.

Türkiye’nin üretim sorununa yol açan eksiği sermaye ya da tasarruf eksiği değildir, Türkiye’nin temel eksiği bilgidir; Türkiye’de üretim bilgisi, teknoloji, know-how ve tasarım bilgisi eksiktir. Küresel ölçekte rekabete dahil olabilecek böyle bir bilgiye haiz gerçek ya da tüzel kişiler ülkemizde hemen hemen hiç yoktur.

Es kaza böyle bir bilgiye sahip olan gerçek ya da tüzel kişiler ise Türkiye’de siyasi, ekonomik ve toplumsal iklim üretim yapmaya uygun olmadığı için ya üretim yapmaktan kaçınmaktadırlar ve yahut da üretim yapabilecekleri daha uygun iklimlere göç etmektedirler.

Topluma bilgi kazandırmak ve toplumsal iklimi üretim yapmaya uygun bir hale getirmek ise bir iktidarın en temel görevidir, hatta iktidarlar varlığını bu temel görev ve gereksinime borçludur.

Bir topluma üretime uygun iklim kazandırmak ve bilgi sahibi nitelikli nesiller yetiştirmek elbette kolay ve kısa vadede pansuman tedbirler ile çözülebilecek bir sorun değildir. İktidar bu konuda ders almak istiyorsa Türk devrim tarihini okuyup, burada hangi tedbirlere başvurulduğunu öğrenip, bu deneyimden faydalanabilir. Lakin Türk devrimlerine düşman bir kafanın cumhuriyetin çağdaşları ile rekabet edebilecek düzeyde fenni, sınai, entegre üretim yapabilecek bir toplum yaratma ütopyasını idrak edebilmesi hiçbir şekilde mümkün olmamaktadır.

İktidara iki tavsiyem var:

1- Derhal insan hak ve özgürlükleri ile demokrasi ve hukukun egemen olduğu bir siyasi iklimin önünü açın.

2- Derhal bilim, sanat ve spor eğitimini öncelleyen bir eğitim sistemine geçin.

Bu iki tedbiri almakta tamamı ile iktidarın elindedir. Bu tedbirler acilen alınmazsa muhtaç olduğumuz dönüşüm gerçekleşemez ve bir üretim toplumu yaratılamaz, o ekonomik krizden bu ekonomik krize debelenmekten kurtulunmaz, demedi demeyin.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz