Kanal İstanbul projesini hayata geçirmek için AKP iktidarının öne sürdüğü iki temel gerekçe olan Montrö Anlaşması yüzünden para kazanamıyoruz, gemiler bedava geçiyor, kanal yaparak gemileri buradan geçireceğiz, para kazanacağız ve bir kanal inşa ederek gemi kazalarını önleyeceğiz iddialarının gerçekler ile bağdaşmadığını önceki makalelerimde açık ve net olarak ortaya koymuştum, arzu edenler Sonsöz Gazetesi’nin internet üzerindeki arşivinden okuyabilir.

Peki iktidarın kanal yapmaktaki bu ısrarının sebebi ne olabilir?

Çoğu kişi bu projeden asıl gelirin inşaat rantı ile elde edileceğini söylüyor.

ÇED Raporuna göre Kanal İstanbul çevresindeki 350 bin dönüm rezerv yapı alanlarında 166,7 milyon metrekare imar düzenlemesi yapılacak. Bu da Gayrimenkul Gelirlerinin yeni yapılaşma ile karşılanacağını anlamına geliyor.

Bahsekonu ÇED raporunda, yapılan finansal fizibilite çalışmasına konu olan gelir kalemleri şöyle sıralanıyor:

Gelirler:

1) Gayrimenkul gelirleri

2) Kanal kullanım/kiralama gelirleri

3) Kanal işletme gelirleri

4) Entegre tesis işletme gelirleri

5) Konteyner limanı gelirleri

Buradan da görüleceği gibi aslında yapılacak kanalın gelirleri birincil gelir kalemi değil birincil gelir kalemi Gayrimenkul gelirleri olarak belirlenmiş.

Elbette gayrimenkul geliştirme yatırımları ile önemli bir zenginlik yaratılabilinir, lakin burada oluşacak rantın adil ve kamu yararı gözetilerek dağıtılması gerekir. AKP iktidarı boyunca sık sık gördüğümüz kişiye tahsisli rant yaratmak toplumda infiale sebep olan haksız ve adaletsiz bir uygulamadır.

Gayrimenkul geliştirme projeleri hakkından önceden ve içeriden bilgi sahibi olanların gariban köylüden tarlalarını üç kuruşa toplayıp imar değişiklikleri ve proje sonrasında oluşacak rantı ceplerine atması sadece adaletsizlik değil, haksız zenginleşme ve “insider trading” yani “içerden öğrenenlerin ticareti”suçu kapsamında değerlendirilmelidir.

Peki kanalın finansmanında kullanılacak gayrimenkul gelirlerini kim nasıl elde edecek ve bu gelirler nasıl kullanılacak?

Kanal güzergahındaki arsalar devletin elinde ise belki bu arsaları yahut da bu arsalar üzerine inşa edilecek binaları satarak bir gayrimenkul geliri elde etmek ve bu geliri kanalın inşası için gerekli finansman kaynağı olarak kullanmak mümkün olurdu. Lakin kanal güzergahındaki arsaların önemli bir kısmının devletin elinde olmadığı biliniyor. Devletin elinde olmayan arsalardan nasıl gelir ede edebileceği ise açıklanamıyor.

ÇED raporunda bu kanalın maliyetinin 75 milyar Türk Lirası olacağı söyleniyor, bu çok büyük bir meblağdır ve bu kadar çok parayı gayrimenkul rantından elde edebilmek ne kadar olasılık dahilindedir ondan emin değilim.

Kanal güzergahı İstanbul merkezinden epeyce uzak ve sapa bir bölgede sadece bir kanal inşa ederek kısa bir sürede insanları bu bölgeye çekmek ve ciddi miktarda rant yaratmak benim için pek olasılık dahilinde görülmüyor. Ciddi bir gayrimenkul rantı yaratabilmek için para ödeyebilecek güçteki insanların iştahını kabartacak bir yatırım gerekir. Gayrimenkul rantı sadece kupon araziler üzerinde, yüksek sanatsal yahut da teknolojik değeri olan inşaatlar ile elde edilebilir.45 – 50 kilometre boyunca uzanan ve etrafında fazla bir yapılaşma bulunmayan bu kadar geniş bir arazide rant yaratmak umulduğu kadar kolay olmayacaktır.

Diğer yandan sadece binaların sanatsal ve teknolojik özellikleri ile etraflarındaki doğal ya da yapay güzellikler para ödeyebilecek güçteki insanları bölgeye çekmeye yetmez. Bölgenin siyasi, hukuki, ekonomik, toplumsal yapısı da çok belirleyicidir. Mesela hiçbir zengin ülkenin ya da bölgenin kaderini tek bir adamın belirlediği bir bölgeye yatırım yapmaz ve özelikle de böyle bir bölgeden gayrimenkul almaz, çünkü siyasi, askeri yahut da ekonomik krizlerde gayrimenkul insanın başına bela olur, atsan atılmaz satsan satılmaz, taşısan taşınmaz bir kriz anında çok büyük zarar yazar.

Netice olarak iktidar bu projenin nasıl gelir ve kar elde edeceğini kamuoyuna net ve somut verilere dayanarak açıklamak ile mükelleftir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz