Ana Sayfa Öne Çıkan Korkmayın Gelin Bize Destek Olun

Korkmayın Gelin Bize Destek Olun

-

Ankara Şizofreni ile Yaşamayı Öğrenme ve Destekleme Derneği(AŞDER) üyelerinden Ezgi Soğukpınar’ın şizofreni hastalarına ön yargıyla yaklaşanlara bir mesajı var. “Korkmayın gelin, bize destek olun.”


Şizofreni toplumumuzda çok fazla bilinmeyen bir hastalık. Bu hastalık bilinmediği gibi hastalarına da oldukça fazla ön yargı ile yaklaşılıyor. Hastalığın, bilimsel çerçeve içerisinde kalarak toplum tarafından anlaşılmasını sağlamak, önyargıların, damgalanmaların aşılabilmesi için çalışmalar yapmak, hastalığın aile içerisinde yarattığı olumsuzlukları, tahribatı dayanışma ve paylaşım anlayışı içerisinde en aza indirerek hastaları topluma kazandırmak amacıyla 2007 yılında kurulan Ankara Şizofreni ile Yaşamayı Öğrenme ve Destekleme Derneği(AŞDER), hastaların her sağlıklı birey gibi sanat, kültür, ve bilim alanında üretimlerde bulunabileceğini, iş yaşamında sorumluluklar yüklenebileceklerini gösterebilmek amacıyla edebiyat, tiyatro, resim, felsefe, şiir, müzik gibi dallarda sıkça faaliyetlerde bulunuyor.

Derneğin AŞDER Türk Halk Müziği adında bir de korosu var ve belirli aralıklarla Nurgül Ateş Kızılgöz’ün şefliğinde konserler düzenliyorlar. Bu konserler derneğin şizofreni hastalığı yüzünden toplumdan soyutlananları, tekrar topluma kazandırmalarında ki önemli rolünü ortaya koyuyor.

Geçtiğimiz günlerde tekrar sevenleriyle buluşan AŞDER Türk Halk Müziği korosu Nurgül Ateş Kızılgöz’ün şefliğinde konsere gelenlere müzik ziyafeti yaşattı. 23 korist güzel sesleriyle geceye renk kattı. Toplamda 20 türküyü seslendiren koro, konseri dinlemeye gelenleri her yöreye bir yolculuğa çıkarttı.

Koronun her verdikleri konserin bir ismi de bulunuyor. Bu konserin ismi ise ‘Türkü Rüzgarı’ oldu. Konser isimlerine ise koristler karar veriyor. Önerilen isimler oylanıyor ve en çok oy alan isim konserin adını oluşturuyor.

Şefliğini Nurgül Ateş Kızılgöz’ün, sunuculuğunu ise Şenay Ceberut’un yaptığı AŞDER Türk Halk Müziği korosu koristleri: Özlem Koçer, Süleyman Koçer, Hakan Yazıcı, Gülsen Yazıcı, Barış Erdoğan, Cevahir Yıldızoğlu, Sabiha Duran, Gülsel Karabıyık, Yiğit Karabıyık, Haydar Güler, Serdar Meral, Yunus Şahin, Müjgan İpekoğlu, Hasan Tahsin Tekin, Fatoş Elmas, Yüksel Kızılkaya, Ülkü Sağcan, Şükrü Yıldırım, Mehmet Çelik, İsmail Çelik, Ferhan Yeni, Hamdi Zehir, Abbas Koluaçık.

‘KORO, DERNEĞİMİZİN DIŞ YÜZÜ’

Konserden önce konuşan derneğin yönetim kurulu başkanı Coşar Şarer, “Bahara merhaba dediğimiz şu günlerde her zaman olduğu gibi bizleri yalnız bırakmadığınız için canı yürekten hepinize çok teşekkür ediyorum.

Derneğimizin kuruluş tarihi olan 16 Mart 2007 itibariyle çalışmalarını istikrarlı ve disiplinli bir şekilde sürdüren AŞDER Türk Halk Müziği korosu aynı zamanda derneğimizin topluma dönük dış yüzünü oluşturmaktadır. Yani dışa açılan penceredir” dedi.

Korunun gönüllü destekçilerden, hasta yakınlarından ve şizofreni hastalarından oluştuğunu söyleyen Şarer, “Konserlerde genellikle ilke olarak solo icralarını şizofrenisini yaşayan bireylere yaptırmaktayız. Amacımız onları sizlere takdim etmek, neleri başarabileceklerini anlamınıza yardımcı olabilmektir.

Şimdiye kadar gerçekleştirdiğimiz yaklaşık 18 konserin isimleri koroda yer alan korist arkadaşlarımızın önerileri arasından oylanarak seçilmiştir. ‘Türkü Rüzgarı’nın isim babalığını Hakan Yazıcı arkadaşımız haketmiştir. Kendisini kutluyoruz” ifadelerinde bulundu.

‘DÜZENLİ OLARAK TİYATROYA GİDİYORUZ’

Dernek faaliyetlerinden de bahseden Şarer, ” Dernek faaliyetlerimizi dört başlıkta toplamamız mümkün. AŞDER Türk Halk Müziği koro çalışmaları, AŞDER Sümer Şarer Resim Atölyesi, Drama Atölyesi ve Öykü Atölyesidir. Bunlara ilaveten ODTÜ Psikoloji Bölümü 4’üncü sınıf öğrencilerinin staj kapsamında yaptıkları konu başlıklı paylaşım toplantılarından söz edebiliriz.

Resim, tiyatro sanatı gibi bu dünyaya dair sanatçılarımızı derneğimizde konuk etmekteyiz. Edebiyat dünyasına ait sayısız öykü yazarlarını şairleri konuk etmenin kıvancını çoğu kez yaşadık. Genelde gezi organizasyonları kapsamında il- ilçe günübirlik gezilerimizi ayrıca Eymir göl çevresi bisiklet turlarımızı söyleyebiliriz.

Yılda bir kez çıkarabildiğimiz ‘Şizofreni ile Yüzleşme’ isimli dergimizde bizim toplumla buluştuğumuz kendimizi ifade ettiğimiz bir yayın organı olmaktadır. Her ay bir tiyatro oyununa topluca gitmekteyiz. Şimdiye kadar yaklaşık 60- 70 eseri izlemişiz.

Dernek olarak kurumsal kimliğimizi de oluşturma gayreti içerisindeyiz. Mali sistemimiz şeffaf, izlenilebilir, hesap verilebilir. Birazda bizim işimiz güven ortamı yaratmak olmalı, derneğimize giren bağış, aidat gibi gelirlerimiz hepsi kuruş dahil kayıt altına alınmaktadır. Harcamalarımızı da amacı doğrultusunda yaptığımızı ifade edebilirim” şeklinde konuştu.

ÖN YARGILARLA YETERİ KADAR MÜCADELE EDEMEDİK

Şarer konuşmasında öz eleştiri de yaparak şu ifadelere yer verdi: “Çok önemsediğimiz fakat önemsediğimiz ölçüde sesimizi duyuramadığımız bir konuda şizofreni ile ilgili toplumda var olan ön yargı ve damgalama(stigma) ile yeteri kadar mücadele ortaya koyamadık. Biz dernek yönetimi olarak toplumu bilgilendirmek, farkındalığı artırmak, oluşturmak amacıyla bir bildirge yayınladık. Sosyal medyada bunu paylaştık. Önümüzdeki süreçte bu konuyla ilgili çalışmalarımızı başlatmak istiyoruz.

Bu tür etkinliklerde her zaman yanımızda olan konserimiz için bulunduğumuz salonu tahsis eden, müzik düzenini kuran Çankaya Halk Eğitim Merkezi’ne, koromuzun bugünlere gelmesinde emeği çok olan değerli hocamız Nurgül Ateş’e, Şükrü Yıldırım hocamıza, Tansel Savi, Şenay Ceberut arkadaşımıza gönül dolusu teşekkürlerimizi sunuyoruz” dedi.

‘AŞDER İKİNCİ AİLEM OLDU’

AŞDER’in yıllık olarak çıkarttığı ‘Şizofreni ile Yüzleşme’ dergisinin kapağında şiirleri ile yer alan Ezgi Soğukpınar, kendisine konulan teşhis sürecini ve dernek ile birlikte kat ettiği yoldan bahsetti.

Soğukpınar, ” 27 yaşındayım, 12 sene önce teşhisim konuldu, şizofreni hastasıyım. Annem ve ablamla yaşıyorum, AŞDER ise ikinci ailem oldu. AŞDER sayesinde şiir kitabı çıkarttım. O bana çok büyük bir kazanç oldu. Ayrıca derneğimize gelen psikologlardan bilgi edinme şansı buldum” diyor.

Küçüklüğünden beri şiir yazdığını ifade eden Soğukpınar derneğin çıkartmış olduğu dergiden de bahsetti. “Küçüklüğümden beri yazdığım şiirler birikti. Az önce de ifade ettiğim gibi tüm bu birikimleri kitap haline getirme şansı buldum. Bu kitap haricinde şiirlerimi derneğimizin ‘Şizofreni ile Yüzleşme’ dergisinde de yayınlama fırsatı buldum. Daha önceki sayılarda da şiirlerim yer almıştı. Dergimizde genel olarak hastalar yazıyor, hasta yakınları yazıyor. Uzman kişilerin röportajları yer alıyor.”

Soğukpınar’ın şizofreni hastalarına ön yargı ile yaklaşanlara birde mesajı var: “Korkmayın gelin, bize destek olun.”

Derneğin yönetim kurulu başkanı Şarer ile daha önce yaptığımız röportajda bize hastalığın tanımından ve teşhisinden bahsetmişti. Hatırlayacak olursak:

ŞİZOFRENİ NEDİR?

Şarer: Genel anlamda şizofreni psikoteknik hastalıklar şemsiyesi altında ki hastalıklardan bir tanesi. Gerçekleri ayırt edememe, değerlendirememe hastalığı da diyebiliriz. Bazı doktorlar şizofreniyi bir mantık hastalığı olarak tanımlıyorlar. Mantıkları zayıf olduğu için gerçekleri tayin edemiyorlar. Gerçeklerle, hayal dünyaları iç içe geçiyor.

ŞİZOFRENİ TEŞHİSİ ZOR KONULAN BİR HASTALIK MI?

Şarer: Teşhisi zor konulan bir hastalık değil. Hastalık kendini belli ediyor. Bir şizofren hastasının kendisini saklaması mümkün değil. Ağır bir hastalık ve biyolojik bir rahatsızlık. Beyinde dopomin ve serotoni üreten beyin hücrelerinin hasar görmesi, işlevini yapamamasından kaynaklanan bir şey. Normalden fazla üretilince şizofren, az üretilince de perkinson hastalığına neden oluyor.

Hastalığın nedeni ve kaynağı bilinmiyor. Yaklaşımlar yapılıyor. Tarihte bize gösteriyor şizofren birçok sanatçı, ünlü var. Birçok üretken insan şizofren hastası. Onların duyarlılıkları daha açık, daha hassaslar, olaylar karşısında daha çabuk etkileniyorlar.

İngiliz bir şizofren derneğinde danışmanlık yapan dünyaca ünlü bir moleküler kimyacı ‘eğer şizofren olmasaydık maymun kalacaktık’ diyor. Baktığımızda aslında bu bir açılım. Sanatta, kültürde. Mitolojiye de baktığımızda yarısı insan, yarısı hayvan figürler görüyoruz bunlarda şizofrenik mitler.

Kimse tek başına hastalığın üstesinden gelemez. O yüzden bir araya gelerek, kafa kafaya vererek, ortak aklı yaratarak böyle bir örgütlenme ve yapı içerisinde sosyal faaliyetleri de katarak bugünlere geldik. Karanlıkta nasıl çarpa çarpa yol bulursanız, bizde bu hastalığı öyle tanıdık.

ŞİZOFRENİ TOPLUMDA NASIL KARŞILANIYOR?

Şarer: Şizofreni hastalığının toplumumuzda ki karşılığı pek iyi değil. Bunun tarihsel süreçte karşılığı var. Eskiden ilaçlar bu kadar iyi değildi, tıp bu kadar ileri seviye değildi. Şizofreni karakter bölünmesi anlamına geliyor. Bu da doğru değil onların karakterlerinde, kişiliklerinde bir bölünme söz konusu değil. Onların karakterleri bir bütün. Özetleyecek olursak şizofren hastalığının nam-ı iyi değil.

Yeni ilaçlar çıktıktan sonra daha fazla kontrol altına alınabiliyor. Bu tür derneklerde yaptıkları etkinliklerle daha aktif olabiliyorlar, özgüvenleri daha fazla yerine geliyor ve kendilerini daha iyi ifade edebiliyorlar.

Maalesef toplumumuzda hatta bazı hastanelerimizde hastalarından utanma gibi bir durum söz konusu. Onların konuşmalarına, kendilerini ifade etmelerine izin vermiyorlar. Ailelerde böyle hastalarından utanıyorlar ve hep arka planda tutmaya çalışıyorlar.

Sen bende var dediğinde başka biri daha bende de var diyecektir. Bir örnek vereyim dergimizi birisi gördü ve ilgilendi yani belli bir hastası var ama dile getiremiyor. Bir türlü arka plandaki hastayı ön plana çıkaramıyor.

Ön yargılar almış başını gidiyor. Bu ön yargılara bilmeden çanak tutan maalesef bir medya var. Örnek verecek olursak basında haberler çıkıyor ‘şizofren genç annesini öldürdü’ bu şekilde bir kaç haber çıktığı zaman sanki şizofrenlerin tamamı katil algısı oluşuyor. Bütün şiddet eğilimli hastalara genelde şizofren diyorlar. Bipolar olabilir, psikolojisi bozuk olabilir, depresyonda olabilir. Bunları dile getirmiyorlar direk şizofren olarak nitelendiriyorlar. Medyanın kendini disiplinize etmesi gerekiyor. Yani kendi içlerinde bir eğitimden geçmesi gerekiyor.

Biz elimizden geldiği kadar, gücümüz yettiğince bu durumları aşmaya çalışıyoruz. Tabi düne göre daha iyi durumdayız, yarın daha da iyi konuma geleceğimize inanıyorum. Amerika’da işlenen cinayetlerin yüzde 5’i şizofrenler tarafından işleniyor. Ben yüzde 5 deyince çok diyor bazıları geriye kalan yüzde 95’lik kısımdan korkulması gerekiyor yani şizofren olmayanlardan. Çünkü rakamlara baktığımızda onların sayısı daha fazla.

Bir tansiyon hastası nasıl ömür boyu ilaç kullanmak zorundaysa, şizofreni hastalığı da ilaç kullanmak zorunda. Biri sinir sistemidir, biri beyin sistemidir ancak aynı mantıkları aynıdır.

SONSÖZ YORUMLARI

Lütfen yorumunuzu girin
Lütfen adınızı girin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Mehmet Akgün
Mehmet Akgünhttps://sonsoz.com.tr
2016 yılında Kocaeli Üniversitesi Gazetecilik bölümünden mezun olup, Sonsöz Gazetesi'nde 2017 Mart ayından beri aktif gazetecilik yapmakta...

Bu Haberler Kaçmaz!

Doğuştan gelen fıtıktaki risk: Fıtık boğulması

Kasık fıtığının kasığın şişmesi ile belli olabileceğini söyleyen Op. Dr. Mevlit Korkmaz, fıtık tedavisinin ameliyatla mümkün olabileceğini söyledi