Kişisel Enflasyon

4
77

Ağustos ayına ait enflasyon oranları TÜİK tarafından açıklandı, her zaman olduğu gibi geniş kesimler bu oranı inandırıcı bulmadı, hatta bazıları ciddiye bile almadı.

Açıkça söyleyeyim kamuoyunda iktidara ve özellikle de ekonomi yönetimine karşı çok ciddi bir güvensizlik var; söyledikleri, açıkladıkları hiçbir veri inandırıcı bulunmuyor ve yapmış oldukları hiç bir öngörüye de güvenilmiyor.

Bu küresel fırtınada bu kadar büyük bir güven bunalımı yaşanırken tamamı ile güvene dayanan ekonomiyi kazasız belasız yönetmeleri bana göre mümkün görünmemektedir.

Enflasyon oranı aslında bir miktar hava sıcaklığı gibidir bir ölçülen sıcaklık vardır ve birde hissedilen sıcaklık, aynı şekilde bir ortalama enflasyon vardır birde kişisel ya da hissedilen enflasyon.

Her bir kişinin harcama biçimi ayrı ayrıdır ve bu yüzdende genel enflasyon oranı herkesi ayrı ayrı etkiler, herkes enflasyonun etkilerini farklı farklı hisseder.

Kişiler üzerinde hissedilen enflasyon etkisini belirleyen bir diğer unsurda gelir seviyesidir, yüksek gelir seviyesinde olan kişiler enflasyon karşısında kişisel harcamalarından fedakarlık etmek zorunda kalmaz, belki belki tasarrufları bir miktar etkilenir ya da marjinal faydası çok düşük ve yaşamsal bir gereklilik taşımayan tüketimlerini kısmak zorunda kalırlar. Oysa düşük gelir gruplarında enflasyon doğrudan yaşamsal tüketimlerini kısmaya yol açacak, fiyatlar arttığı için çoluk çocuğun gıda miktarı ve kalitesinde bile kısıntıya gidilmek zorunda kalınabilecektir. Çocuğunun gıdasında ya da okul alışverişinde kısıntıya gitmek zorunda kalan bir kişinin enflasyonu hissetmesi ile kızarmış ekmeğin üzerine siyah Rus havyarı sürüp, yanında Fransız şampanyası içme lüksünden fedakarlık etmek zorunda kalan bir kişinin enflasyonu hissetmesi elbette ki aynı şiddette olmayacak ve aynı etkiyi yaratmayacaktır.

Enflasyonu hissetmeyi etkileyen, hem de çok derinden etkileyen bir başka unsur ise gelir esnekliğidir. Ücret karşılığı çalışan bir kişinin zam isteme ve ücret artışı alma esnekliği ile ticaret ile uğraşan ve kar elde eden bir kişinin malının fiyatını arttırarak, gelirini arttırma olanağı asla aynı değildir. Gelirini kar sayesinde elde eden ticaret erbabı enflasyon karşısında gelirini korumada ve hatta arttırmada çok daha avantajlıdır. Dahası ticaret erbabı borçlarını enflasyon karşısında törpületerek ciddi bir avantaj dahi sağlayabilir.

Gelirini rant ve faiz sayesinde elde eden kişiler ise enflasyonu hissetme konusunda ortalarda bir yerlerdedir, özellikle kira yani rant ile gelir elde eden kesim uzun vadeli sözleşmeler yüzünden ciddi zarara uğrayabilir. Faiz gelirinde de durum aynıdır uzun vadeli ve enflasyondan etkilenen para birimi ile açılmış mevduat hesapları ya da bono tahvil vb. enstrümanlar düşük faiz yüksek enflasyon ortamında çok ciddi zararlar yazabilir. Bu yüzden gelirini faiz ve rant ile elde eden kesimde enflasyon karşısında hem giderlerinin artması ve hem de gelirlerinin erimesi ile enflasyonu oldukça yoğun hissedebilir.

Bir ülkede enflasyon her zaman en düşük gelir gruplarını vurur bunlar zaten ucu ucuna yaşayan, kirasını zor bela ödeyen gıda ihtiyacını asgaride karşılayabilen insanlardır. Enflasyon ile bunlar harcamalarını karşılamada çok daha fazla zorlanacak çoğu zamanda tüketimlerini kısmak ve en temel ihtiyaçlarından fedakarlık etmek zorunda kalacaklardır. Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde enflasyonu en ağır şekilde hisseden düşük gelir seviyesindeki bu kesim çok ama çok kalabalıktır bu yüzden de enflasyonun siyasi ve sosyal etkileri daima çok ağır olur.

Türkiye’de iktidarları belirleyen, gelmelerini gitmelerini etkileyen en önemli unsur daima vatandaşın geçim derdi olmuştur.

O ya da bu yüzden, haklı ya da haksız ayrımı yapılmadan hangi iktidar, kim olursa olsun geçim sorununu çözememiş ya da geçim sorunu yaratmışsa mutlaka iktidarı kaybetmiştir.

Kurtuluş savaşının muzaffer kahramanlarından İsmet paşa 2. Dünya savaşının yarattığı ekonomik sıkıntıları çözemediği için iktidarı kaybetmiştir. İsmet Paşadan iktidarı devralan Menderes ülkeyi iflas ettirip, morotoryum ilan etmek zorunda kalınca ciddi bir geçim sorunu yaratmış, bunun sonucunda oy oranı hızla düşüp halın tepkileri ciddi boyutta artınca seçimlere gitmek istememiş ve sonuçta 60 ihtilaline maruz kalmıştır. 60 ihtilalinde başta memurlar olmak üzere geçim sıkıntısına düşen kesimlerin öfkesinin de etkili olduğunu görmemek mümkün değildir. 1958 develüasyonu ile bir günde 3 liradan 9 liraya fırlayan dolar kurunun yarattığı enflasyonu varın siz düşünün.

Benzer şekilde 1974 Kıbrıs Barış harekatı kahramanı olan Bülent Ecevit uygulanan ambargolarında etkisi ile geçim sorununu arttırıp, ekonomik meseleleri çözemeyince mazereti yüzde yüz haklı olamasına rağmen iktidarı kaybetmişti. Halk, insafsızca Ecevit’i ekonomik başarısızlıklar ile eşleştirmiş; Ecevit adı “Tüp, sigara, yağ” kuyrukları ile anılır olmuştu.

Bu örnekler “geçim derdi” ve “hissedilen enflasyonun” ekonomik, sosyal ve siyasi etkilerini açıkça ortaya koymaktadır. İktidara naçizane tavsiyem öncelikle güven bunalımını aşacak tedbirler almasıdır. İlk kısa vadeli ve samimi adım da damat beyin görevden alınıp yerine ekonomi çevrelerinin ve halkın güveneceği, işi bilen, ekonomi konusunda uzman birinin atanması olmalıdır. İkinci adım ise derin bir güven bunalımı yaratan bu tek adam rejiminin tasfiye edilmesi, yerine denge ve denetleme mekanizmalarının doğru düzgün çalıştığı parlamenter rejimin tesis edilmesi olmalıdır. Yoksa bu fırtınada, gemiyi karaya oturtmaktan kurtulamazlar demedi demeyin…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz