Kişilik bozukluklarına uzman bakışı

77

Türkiye’de son yıllarda ortaya çıkan taciz, tecavüz, yaralama, öldürme, İslami kurallar icat etme gibi birçok konuda ortaya, “kişilik bozuklukları” başlıklı iddialar ortaya atılıyor.

Uzman klinik psikolog Mustafa Tuncer’e, “Kişiliğin bozukluğu olduğuna göre; kişilik nedir?” diye sordum.
Tuncer bugünlerde çok gündeme gelen bu soruya, “ Herhalde en çok karmaşa ya da bilinmezlik içerdiğine inandığımız tanımlamalardan biridir, kişilik. Kısaca; bizim diğer insanlardan ayrılmamızı sağlayan süreklilik gösteren davranım ve duygulanım özelliklerimizdir diyebilirim” diye yanıt verdi.
Kişilik nerede, ne zaman ve nasıl oluşur? Soruma ise şu karşılığı verdi:
“Çok klasik söylem şudur. “Çevre ve genetik faktörlerin birlikte oluşturduğu, şekil verdiği bir oluşumdur.
Bu konuda öncelikle birçok yazardan farklılaşacağım. Son yıllar, bu yıllar da 1950’li yılları bırakın, 1990’lı yıllar bile değil, 2015 hatta yaşadığımız yıl içindeki sonuçlara dayalı bir özet isterseniz benden, şunu söyleyebilirim. Bu konudaki asıl kaynak ‘Gelişim Psikolojisi ve Nöroloji’ bilim alanlarının sonuçlarıdır. Ve diğer bilim dallarının ki bunlar; antropoloji, felsefe, sosyoloji ve ekonomiye kadar giden bir bilimler topluluğu sonuçlarıdır.
Gelelim sorunuza; Kişilik nerede, ne zaman ve nasıl oluşur? Erken bebeklik döneminde 0-3 yaş döneminde, bebek ile anne (bakım veren) arasındaki, bebeğin anneden ayrışabilme başarısı her şeyi belirler diyebilirim. 4-12 ve 12-22 yaş ve sonrasındaki bütün yaşam süresini etkileyen ilişki kurabilme – kuramama ile görünebilir sorun ya da sorunsuz ilişkilerle de bunu gözlemleyebiliriz.

Sonuç olarak, kritik dönem 0-3 yaş aralığıdır. Bu dönemde bebeğin anne (bakım veren) ile olan ilişkisi ve kaçınılmaz olan “ayrışma” sürecini “iyi” geçirmesine bağlıdır. Bu dönemde anneden uzaklaşıp “kendiliğinden” bir şey yapmak isteyen bebeğin, bu isteğinin anne tarafından bebekte desteklenmesi ve onaylanması gereklidir. Ve böylece bebek, ileride çok önemli kavramlar ve daha önemlisi de duygu olan birçok anlamı hayatına katacaktır. Kendilik, yapabilirlik, özgüven, girişimcilik bunlardan bazılarıdır. Anne; kaygılı, ikircikli, korumacı, çok sevdiği için onun yerine yapan ise, iyilik yapmıyordur aslın da. Sağlıklı bir biçimde bebeğinden ayrılamıyorsa bebek ilerleyen yaş dönemlerinde karşılaşacağı anne-baba ile ilişkisi, kendi-çevre ilişkilerinde, es- sevgili ilişkilerinde; çekingen, büyüklenmeci, küçümseyen, hiç girişemeyen, hep tercihleri karşısındakine bırakan, bıraktığı için ilişkiden kaçan, bir i> bir kötü hisseden, gerçek duygu ve düşüncelerini ifade edemeyen, zorbalık dahil yukarıda saydığın- özelliklerin tam tersini yaşayan ve yaşatan bir kişi haline gelir.
Yukarıda anlatmaya çalıştığım özellikleri son yıllardaki bazı nöroloji çalışmalarıyla da şöyle destekleyebilirim. Bebek doğduğu andan itibaren beynin sağ kaş üzeri kabuk bölgesi aktiftir. Bu bölge son yıllardaki PET (pozitron emisyon tomografi) teknolojik gelişmelerle de çok net olarak tanımlanmıştır. Bu bölge özellikle 0-3 yaş aralığında aktiftir demiştim ya; Pet ve bazı beyin cerrahi çalışmaları bu bölgenin “duygu” alanı olduğunu göstermiştir.
Yani bu şu demektir; bebek doğumdan 3 yaşına kadar geçen sürede anne ile nasıl bir yakınlaşma-ayrışma yaşıyorsa (duygu olarak iyi-kötü), bunun aynısını tüm yaşamı boyunca yaşamaktadır.

Bebeğe anneden her ayrışma denemesinde; “cısss, yapma, bak kafanı vurursun” gibi yasaklayıcılıklar, annenin kendi tedirgin ve kaygılı duygularla bakışlar, her denemede aşağılama ya da şiddetli büyütmeler, sözel olmasa bile (çok daha önemlidir gelişim açısından) bebeğin kendini kötü hissetmesine neden olacak, beceremez, deneyimleyemez şeklindeki duygu aktarımları, çocuğun bahsettiğim duygu deposuna “sen busun” şeklinde aktarılacaktır.
İlerleyen yaşamında herhangi bir durum, olay yani ilişki gerektiren durumda bu depodan bu duygular çıkacak ve o ilişkide 0-3 yaş aralığındaki yerleşmiş duygularla davranacaktır.

İlkokula başlayan bazı çocukların annelerinden ayrılamayıp annelerin günlerce okula çocukla gittiğini görmüş ya da işitmişsinizdir. Bu çocuğun 0-3 yaş aralığında anneden her ayrışma denemesinin anne tarafından çeşitli nedenlerle engellenmesi durumunu hatırlatır bana.
Belki de şöyle gelişmiştir bu durum: Çocuk, annenin desteği ve onayı olmadan anneden gidemez. Yazgı diyebilirsiniz, var oluş diyebilirsiniz, yaradılış diyebilirsiniz ne derseniz deyin doğal olarak bebek ayrışmak zorundadır. Ayrışma, anne tarafından onay – destek almadığında bebek “boğulma-yutulma” gibi çok can sıkıcı bir duyguyla ve bedeli ne olursa olsun ayrışmaya gider, ilk anda iyi hissedebilir ancak; onay ve destek almadan gittiği için bu sefer ayrışma terk depresyonu ya da ayrılık anksiyetesi çıkarır.

“Ayrışsan dert ayrışmasan ayrı dert” durumu oluşur. Ve okula gittiğinde anneden ayrışacak olmanın anksiyetesi ya da depresyonu il karşı kalması bu nedenledir. Neredeyse terk edilip yalnızlığa mahkûm edilecek endişesi içindedir.
Kişilik bozuklukları. O kadar çok belirtilerle ve görünümlerle karşımıza çıkar ki; birisi çok kısa aralıklarla iş-sevgili-araba değiştirirken birisi yıllarca her türlü mağduriyeti ve sıkıntıyı, hatta kötü durumlara düşürülmeyi sineye çeker ayrılamaz. Birisi sürekli diğerlerini kötü hissettirir ve kendini iyi hissetmeye çalışır. Birisi sürekli diğerlerine tepeden bakar ve onları değersizleştirir. Birisi hep verici olarak mutlu olur, birisi hep alarak mutlu hisseder. Birisi ne yapacağını bilemez hep birilerinin bir şeyler önermesini bekler. Birisi ne yapacağını bilemez ve birisi bir şey önerdiğinde iyi hisseder yapar ama hemen kendini köle hisseder ve kendini bir mağaraya atar ve izole olur.

Daha çok örnekler verilebilir günlük yaşam içinde. Sorun şudur. Bu örneklerdeki özellikler yaşamınızda; istediğiniz standartta ve kalitede ilişki kurmanızı ve sürdürülebilir olmasını engelliyorsa, “sizin kişilik bozukluğunuz vardır denemez.” Belki de ikincil kazançlar elde ettiğiniz bir kişilik örüntüsüdür bu. Bunun ayırımıyla ve eğer gerçek bir durumsa tedavisi-psikoterapisi gereklidir.
Lütfen önce psikiyatristinize başvurun. Bunun ne olduğu kesinleştiğinde ise doktorunuz gerekli görürse ilaçlarla beraber, psikoterapi almanız gerekebilir.”
Kişilik bozukluğu gösteren kişilerin aileleri tıbbi yardım ile bu hastalığa çare bulabilirler elbette.