Kentsel yada rantsal dönüşüm

0
60

Yaşadığımız son İzmir depremi felaketinden sonra görüyoruz ki 99 depremlerinden bu yana ciddi bir şey yapılmamış, anlaşılıyor ki laf çok icraat yok.

Artık kesin olarak bildiğimiz bir şey var ki insanlarımız deprem yüzünden değil, çürük çarık depreme dayanıksız yapılmış, ucuz binalar yüzünden ölüyor.

Size çok basit bir hesap yapayım: Sadece deprem gerekçesi ile 99 yılında konulan Özel İletişim Vergisi ile bu güne kadar toplanan vergi 35 milyar dolar kadar.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından yayınlanan mimarlık ve mühendislik hizmet bedellerinin hesabında kullanılacak 2020 yılı yapı yaklaşık birim maliyetleri hakkında tebliğine göre ise konut inşaatlarının birim maliyeti 1.100 Türk Lirasıdır.

35 milyar dolar bugün 297 milyar 500 milyon Türk Lirası yapmaktadır. Bu para ile en az 270 milyon metre kare yahut 100 metre karelik 2.704.545 adet depreme dayanıklı konut inşaatı yapılabilirdi.

İktidarın beyanına göre Suriye’liler için de bir 50 milyar dolar harcanmış bulunmaktadır, bu para da 425 milyar Türk Lirası yapmaktadır. Bu para ile de 386 milyon metre kare yahut 100 metre karelik 3.860.000 adet depreme dayanıklı konut inşaatı yapılabilirdi.

Bu iki kaynak çar çur edilmeyip de depreme dayanıklı konut inşaatına harcansaydı toplamda 6.500.000 adet depreme dayanıklı konut yapmamız mümkün olur ve bu gün bir deprem olursa kaç canımız yitecek korkusunu da yaşamazdık.

Bu 6 milyon 500 bin konutun her birinde 4 kişi yaşasa 26 milyon insanımız depreme dayanıklı, güvenli konutlarda iç huzuru ile oturuyor olurdu. Bakınız bu sayı deprem tehdidi altında yaşayan toplam vatandaş sayımıza denktir.

Bahse konu bu kaynaklar doğru harcansa, kentsel dönüşüm diye yola çıkılıp, rantsal dönüşüm peşinde koşulmasa bu gün deprem sorununu halletmiş bir ülke olmuş olurduk.

Demek ki kaynağımız yok gerekçesi boşmuş, kaynak var lakin doğru bir şekilde kullanılmamış, doğru yerlere harcanmamış.

Dahası kentsel dönüşüm diye müteahhitlerin para kazanacağı ve vatandaşın kaynakları üzerine bina edilen bir modele gidilmiş, devlet elini taşın altına koyup sorumluluk üstlenmediği için kentsel dönüşüm başarıya ulaşamamış, depreme hassas bölgelerde değil sadece rant üreten bölgelerde bazı inşaatlar tamamlanabilmiştir.

Bakınız tüm dünyada 2020 yılında meydana gelen depremlerde toplam 202 kişi hayatını kaybetti. Bu can kayıplarının 164 tanesi ise Türkiye’deki depremler sırasında yaşandı.

Depremler bir sınavdır; ülkede siyaset, mühendislik ve ekonominin en büyük sınavıdır.

Ne yazık ki ülkemiz bu sınavda hep kırık not almakta ve hatta sınıfta kalmaktadır.

İktidar mensuplarının İzmir depremini 99 depremleri ile kıyaslayarak yaratmaya çalıştığı algının da içi boştur ve çok da yakışıksızdır.

İşin matematiği ortadadır:

1999 yılında 16 Ağustos’u 17 Ağustos’a bağlayan gece meydana gelen 7.4 büyüklüğündeki yer sarsıntısı, Türkiye tarihinin en büyük ikinci depremi olarak kayıtlara geçmiştir.

Merkez üssü Gölcük olan deprem, Marmara Bölgesi’nin genelinde hissedilmiş Kuzey Anadolu Fay Hattı’nın kırılmasıyla meydana gelen deprem, İstanbul, Bolu, Bursa, Eskişehir, Kocaeli, Sakarya ve Yalova’da can ve mal kayıplarına neden olmuştu. Resmi rakamlara göre, depremde 18 bin 373 kişi hayatını kaybetmiş, 48 bin 901 kişi yaralanmış ve 5 bin 840 kişi de kaybolmuştu.

17 Ağustos depreminden yaklaşık üç ay sonra, bu kez 12 Kasım’da yine Kuzey Anadolu Fay Hattı üzerinde merkez üssü Düzce olan bir başka deprem daha meydana gelmişti. 7.2 büyüklüğünde olan ve 30 saniye süren Düzce depreminde ise 845 kişi hayatını kaybetmişti.

TBMM Araştırma Komisyonu Raporuna göre 17 Ağustos depreminde 112.735 bina yıkılmış yahut da ağır hasar almış, 124.131 bina orta ve 128.042 bina hafif hasar almış toplamda 365.000 bina hasar görmüş bulunuyor.

Yaşanan acılar daha taptaze iken bazı siyasilerin çıkıp ülkenin can damarını ve en kalabalık bölgesini vuran 365 bin binanın hasar gördüğü böyle bir deprem ile 20 binanın yıkıldığı son depremi kıyaslayarak bakın ne kadar da başarılıyız propagandası yapmaya çalışması da açıkçası son derecede yakışıksız ve nafile bir siyasi tutum olmuştur.