Her ne kadar kentler için taşı toprağı altın denirse de özellikle iyi yönetilemeyen ülkelerde ve kentlerde çok yoğun bir yoksulluk da gözlemlenir.

Örneğin Güney Amerika ülkelerinde sıkça görülen lüks rezidansların ve gökdelenlerin hemen yanındaki teneke evler bu çelişik durumun en iyi göstergesidir.

Gerçi ülkemizde de özellikle büyük şehirlerde lüks rezidansların yanında yoksullara ait gecekondular alışılmadık bir tablo değildir. Bir tarafta zenginlik ve refah fışkıran mahalleler, diğer tarafta çöp dağlarının yamacında gecekondular ülkemiz için alışıldık görüntüler değil midir?

Özellikle bugün yaşadığımız gibi ciddi kriz ortamlarında kentlerde yaşayan dar gelirli vatandaşların daha da yoksullaştığı ve kent yaşamının koşulları ile baş etmekte zorlandığı görülmektedir. 

Doğru kentlerin taşı toprağı altındır, kentlerde kazançta çoktur üretimde lakin ne yazık ki kentlerde yoksulluk ve gelir dağılımı adaletsizliği de zirvededir. Özellikle kriz ortamlarında pahalı kent yaşamına ayak uydurmak yoksullar için gittikçe zorlaşır, kentlerde her şey paradır ve her şey kırsala göre daha da pahalıdır, ulaşım pahalıdır, yeme içme pahalıdır, kiralar pahalıdır kısacası her şey kentlerde pahalıdır.

Ülkemiz şu anda çok ciddi bir ekonomik kriz ile boğuşmaktadır, kriz özellikle büyük kentlerde yaşayan yoksul kesimi çok daha da derinden etkilemektedir.  Doğal olarak  işsizlik kentlerde daha da yoğun yaşanmaktadır. Herkes çok iyi bilir ki kentlerde hele hele de büyük kentlerde sabit bir gelirin olmadan yaşamak asla mümkün değildir. İşini kaybeden hatta iş bulma ümidini dahi kaybeden kent yoksullarından oluşan geniş kitleler çok büyük bir insani krizdir.

İşte özellikle de böyle kriz ortamlarında belediyelere kentsel yoksulluk ile baş etmek için çok büyük görevler düşmektedir. İlk başta kentli yoksullara yönelik temel ihtiyaçlara uygulanacak sübvansiyonlar ulaşım, enerji, barınma ve gıda gibi alanları muhakkak kapsamalıdır. Muhakkak ki yoksul aile çocuklarının krizden etkilenmeleri minimuma indirilmelidir, hiçbir çocuk ailesinin yoksulluğu yüzünden yatağa aç girmemeli, okulundan olmamalı ve sağlık hizmetlerinden faydalanamaz duruma düşmemelidir.

Yoksul aile çocuklarının kentlerde yaşadığı ve yerel yönetimler tarafından çözülebilecek sorunlara birkaç örnek vermek istiyorum kentlerde genellikle çocuklar okullarına gitmek için  servis araçları kullanmak zorundadır bir çok yoksul aile için servis ücretleri karşılanabilir  bir seviyede değildir. Bu yüzden belediyeler toplu taşıma araçlarında yoksul aile çocukları için ulaşımı mümkün kılacak çözümler üretmelidir, bu belediyelerin elindedir. Her yoksul aileye belediye imkanları dahilinde gıda desteği verilmelidir. Özellikle yoksul aile çocuklarının okullarda parasızlık yüzünden aç biilaç ders görmeye çalışması engellenmelidir. Aile yaşamını idame ettirebilecek belli bir miktara kadar enerji ve su muhakkak ücretsiz olmalıdır. Hiçbir çocuk ailesi yoksul diye kış gecelerini yorgan altında buz gibi odalarda titreyerek geçirmemelidir ve bu bir politik tercih değil anayasamızda yazan sosyal devlet kuralının emridir.

2019 mahalli idareler seçimleri sonucunda birçok büyük kentin yönetimi muhalefet partilerinin eline geçmiştir. İktidar krizi yönetmekte, işsizliği azaltmakta ve gelirleri arttırmakta başarısızdır. Ekonomi ağır bir durgunluğa girmiştir ve daha da kötüsü fiyatlar bu durgunluğa rağmen hızla artmaktadır. İktidarın gelecekte krizin ağırlaşmasını önleyebilecek tedbirleri alabileceği de fevkalade şüphelidir. Bütün iktisatçılar için beklenen L tipi bir krizdir dibe inilecek ve uzunca bir süre de o dipte kalınacaktır. Ben ise bugün için henüz dibe varılmadığını düşünenlerdenim hatta daha dibe epey bir mesafe var diye de düşünüyorum.

İktidarın bu başarısızlığı ve yetersizliği karşısında yerel yönetimler uğraşmalı, çare üretmeli ve kent yoksulluğunun artmasını engellemek için devreye girmelidir. Aksi takdirde gittikçe ağırlaşan krizin sosyal ve siyasi etkileri giderilmesi çok zor sonuçlar doğuracaktır.

Facebook Comments

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz