Genç kadın kulaç atmaktan yorgun düşünce kıyıya yaklaştı.
Saçlarından omzuna, omzundan beline doğru su damlacıkları yuvarlanıyordu.

Şezlongda dinlenen sevgilisinin yanına yürüdü, çevredekilerin duymamasına özen gösteren bir sesle fısıldadı:
“İyi ki geldik, tıpkı İspanya gibi…”
++
Yaya üst geçidinde, otuzlu yaşların son demlerini yaşayan iki müzisyen, gelip geçenlerin önlerindeki kutuya para atıp atmadıklarına bakmadan keman ve gitar çalıyorlardı.
Bir şarkı bitmen öbürüne başlıyor, ondan bir başkasına geçiyorlardı.
Yıllardır birlikte çalışmanın yarattığı uyum karışıklığı önlüyor, onları adeta bir makine disiplininde şarkıdan şarkıya taşıyordu.

Küçük bir çocuk tam önlerinde durdu, biraz hayranlık biraz şaşkınlıkla izledikten sonra annesine seslendi:
“Bak, tıpkı Fransa gibi…”
++
Yaşları sekizle on arasında değişen üç kız çocuğu güneş solgunu türbanları, uzun elbiseleri, siyah çoraplarıyla kaldırımda önlerine bakarak yürüyorlardı.
Heybe benzeri bez çantalarını omuzlarından bellerine doğru çaprazlama asmışlardı.
Ya Kuran kursuna gidiyor ya Kuran kursundan dönüyorlardı.
Lüks otomobilin direksiyonundaki kadın, yanındaki arkadaşına gösterdi onları:
“Bak şekerim, tıpkı İran gibi…”
++
Adam göl kenarında yürüyüşe çıkmıştı. Bir ara durdu, önce gökyüzüne, sonra gölü çepeçevre saran ağaçlara baktı, ardından, güneş ışınlarının altında bin türlü rengin oynaştığı gölü seyretti.
Muhteşem, sarhoş eden bir tabloyla karşı karşıyaydı.
Cep telefonuyla arkadaşını aradı:
“Öyle bir yerdeyim ki inanamazsın, tıpkı İsviçre gibi…”
++
Stajyer muhabir, arıza nedeniyle haftalardır suları akmayan mahalleye gitmiş, muhtarı dinlemiş, öfkeli vatandaşların görüşlerini not etmiş, bağırsak enfeksiyonuna yakalanmış yoksul çocukların fotoğraflarını çekmişti.
Büroya dönünce oturup haberini yazdı.
İş çarpıcı bir başlık bulmaya gelmişti.
Uzun süre düşündükten sonra klavyeye uzandı:
“Tıpkı Bangladeş gibi…”
++
Hırpani kılıklı bir grup genç, çevrelerini saran kalabalığın gösterdiği ilgiden memnun, portatif teypten yükselen müzikle teneke gürültüsü arasındaki sesin eşliğinde dans ediyorlardı.

İçlerinden biri, sık sık başını yere dayıyor, gövdesinin tüm ağırlığını başına yüklüyor, öylece fırfır dönüyordu.
İzleyenler o hareketin zorlamasıyla boynun nasıl kırılmadığını merak ediyorlardı.
Yaşlı bir adam, bu tuhaf dansa uzun süre bakıp kızgınlıkla kırgınlık karışımı bir üslupla söylendi:
“Tıpkı Amerika gibi…”
++
Ya İspanya gibi oluyordu ya Fransa gibi…
Ya İran’a benziyordu ya İsviçre’ye…
ABD’yi andırdığı zaman da vardı, Bangladeş’i anımsattığı gün de…
Koca Türkiye bir türlü kendine benzetilmiyordu.
Dünyada tarihiyle, kültürüyle kendine en çok benzemeyi belki de o hak ediyordu oysa.

FACEBOOK YORUMLARI

SONSÖZ YORUMLARI

Lütfen yorumunuzu girin
Lütfen adınızı girin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.