1808 yılının Eylül ayı. İstanbul sarrâflarından (banker)  bir gayrımüslim, eski Kudüs kadısı Paşmakçızâde Nâkid Efendi’ye verdiği 4.280 kuruş alacağını bir türlü tahsil edemiyordu.

Kadı Efendi’ye alacağını almak için ne zaman gitse, “şimdi vaktim değildir”  sözünden başka bir şey duymuyordu. Sarraf Efendi en son çare olarak Sadrazamın huzuruna çıkıp ve derdini arzuhale döktü, senetlerini ortaya koydu:

 -“Efendim, şu kadar akça hakkım vardır. Eski Kudüs Mollası Efendide. Elimde senetlerim var. Mahkemeye davet edip arzuhal eylesem, kendisi büyük kadılardan olduğu için yargılanabilmesi Şeyhülislâm Efendi’nin izinlerine muhtaç. Hele bir türlü Padişahın başkentinde hakkımı alamayıp, hakkımı kayıp ediyorum. İşte senetleri. Padişahımız başı için olsun, efendim hakkımı almama yardımcı olunuz” dedi.

Sadrazam, o sırada yanında bulunan İstanbul Kadısı efendiye bakarak:

– “Efendi, bu keferenin hakkını nasıl alıvermeli?” diye sordu.

İstanbul Kadısı:

-“ Efendim, Şeyhülislâm Efendi birâderinize gönderin, arzuhâli işâret buyursunlar, ondan sonra yargılamaları yapılsın” dedi.

Sadrazam bu çözümü pek beğenmedi, karşısında duran sekbanlardan birini çağırdı:

  • “Gel, bu arzuhal ile bu senetleri al ve zimmî ile beraber git. O zimmî alacağı olan adam kim ise sana göstersin. Adam senetlerini ve borcunu kabul ederse, borcu ne ise zimmîye ödesin. Eğer vermemekte inat ederse, başını kesip buraya getir. Varsın zavallı zimmî terikesinden hakkını alsın. Hayatta iken vermediğine göre başka çare kalmıyor” dedi.

Zimmî sarraf ile görevli sekban,  Kudüs Mollası Paşmakçızâde Efendi’nin yanına vardıklarında Kudüs Mollası borcunu kabul etti. Görevli sekban kendisine verilen emri açıkça bildirdi ve bu emri yerine getirmek zorunda olduğunu da kararlılıkla açıkladı. Bunun üzerine etekleri tutuşan kadı efendi hemen sağa- sola adamlar gönderdi ve yıllardan beri bulunamayan akçalar bulundu ve zimmînin 4.280 kuruşu kendisine teslim edildi. Parayı alan sarraf, bunun 280 kuruşunu sekbana hizmet bedeli diye verdi.

Zimmî sarraf ile görevli sekban Sadrazam’ın huzuruna çıktılar ve durumu anlattılar. Sarraf, Sadrazam hazretlerine, “adalet eyledin” diyerek hayır dualarda bulundu.

Sadrazam hazretleri sarrafa dönerek:

-“Peki bu mübaşirine ne hizmet verdin?” diye sordu. Sarraf:

– “Hatırını almak için az-çok bir şeyler verdim efendim. Allah seni eksik etmeye” dedi. Sadrazam:

– “Getir bakayım, ne verdi?” deyince sekban parayı sarmış olduğu makramayı olduğu gibi Sadrazamın önüne koydu. Sadrazam açıp saydı 280 kuruş. Sekban: -“Efendim kendü rızasıyla verdi” dedi. Sarrafa sorunca sarraf sükût eyledi. Sadrazam bu paranın içerisinden 10 kuruşunu ayırıp:

– “Bu kadar hizmet bedeli sana yeter” diyerek sekbana verdi ve artan 270 kuruşu sarrafa teslim eyledi. Sarraf binbir dua ederek huzurdan ayrıldı (Câbî Ömer Efendi, Câbî Târihi, c.I, Hazırlayan Mehmet Ali Beyhan, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 2003, s.216- 217’den sadeleştirme ile).

Kıssadan hisse: Mehmed Süreyya’ya göre Paşmakçızâde Nâkid Efendi oldukça iyi tanınmış bir ilmiye ailesinden gelmektedir. Buna rağmen borcunu ödememekte bu kadar ısrar etmesi ve işi bu noktaya getirmiş olması ilginçtir. İlmiye sınıfından büyük rütbeli kişilerin yargılanabilmesi için Şeyhülislam’ın  soruşturma izni vermesi şart koşulunca ilmiye sınıfından bazıları bunu kötüye kullanmış olabilirler. Bir başka çıkarım ise XIX. Yüzyılın başında ilmiye sınıfının ekonomik durumlarının iyi olmadığı şeklinde ifade edilebilir.

Ancak kendisi aslında küçük, fakat verdiği mesaj oldukça büyük olan bu olayda en dikkat çeken şey sadrazamın riskli, fakat adaleti kesin sağlayan kendine özgü çözüm şeklidir. Câbî Ömer Efendi, bu sadrazamın adını vermiyorsa da bu şekilde risk alarak problem çözebilecek tek paşa Alemdar Mustafa Paşa’dan başkası değildir. Böyle sorumluluk yüklenebilen bir olayı daha sonraki yıllarda Osmanlı Devleti’nin Girit valisi, İngiliz konsolosa karşı deneyecektir. Bu ilginç olayı da bir başka yazımızda aktarabilmek umuduyla.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz