Kavcıoğlu sıkı durabilir mi?

0
24

Bir gece yarısı kararnamesi ile Merkez Bankası Başkanlığına atanan partili isim Şahap Kavcıoğlu’nun sıkı duruş konusundaki mesajları dikkatlerden kaçmadı. Kavcıoğlu bankanın olağan genel kurulunda yaptığı konuşmada verdiği sıkı duruş mesajlarını, yatırımcı toplantısında da yineledi.

Konuşmak iyi de yeni atanan partili başkan sıkı durabilecek mi? Bu iddia ciddi bir soru işareti taşımaktadır.

Öncelikle bir önceki partili başkan Naci Ağbal zaten sıkı durmuyor muydu? Ağbal başkanlığında MB faizleri epeyce yükseltmemiş, hatta son PPK toplantısında beklentilerin de üzerine çıkarak 200 baz puanlık bir faiz artışı gerçekleştirmemiş miydi?

Eğer dert sıkı durmak idiyse, Naci bey neden gönderildi? Şahap bey neden getirildi?

Diğer yandan yaşanan devasa ekonomik kriz şartlarında kasası eksi 50 milyar dolarda olan bir merkez bankası ne kadar sıkı durabilir? Diyelim ki Merkez Bankası sıkı durdu bu duruş sonucunda ekonomi yavaşlayıp içinde bulunduğumuz kriz ortamı çok daha da derinleşmez mi?

Unutmayın her iktidar, bırakın seçimle gelip yeniden seçilmek için vatandaşların oyunu almaya muhtaç olan demokratik iktidarları, padişahlık ve diktatörlük yönetimleri bile halkın memnuniyetsizliğini arttıracak, fiyat artışlarına yol açacak, vatandaşların satın alma gücünü düşürecek enflasyondan çekinmez mi? Elbette çekinir bu yüzden de her iktidar ekonomiyi kontrol altında tutmak fiyatların artmasını önlemek ister, lakin bu sadece istemekle olabilecek bir şey değildir, bu bir üretim gücü meselesidir.

Bir halkı en çok etkileyen unsur ekonomidir, siz her kim olursanız olun halkı yoksullaştırır, aç, işsiz ve gelirsiz bırakırsanız bunun bedelini iktidarı kaybederek ödersiniz.

Boş tencere, tava her iktidarı devirir, alır götürür. Bunca yılın siyasetçisi Erdoğan bunu bilmez mi? Elbette bilir, lakin bilmek yetmez bu sorunu çözmek hiç de kolay değildir, çok ciddi ve sürekli yapısal reformlar yaparak üretim gücünü arttırabilmek gerekir ki; halkın karnı doysun, satın alma gücü artsın ve refahı yükselsin.

Büyüme ve enflasyon denklemini çözmek çok zordur, ancak verimlilik artışı, yeni yöntem ve keşiflere dayalı bir üretim artışı enflasyon yaratmadan, büyümeyi arttırır. Böyle sağlıklı bir büyüme ile kalkınma sağlanır, halkın refahı ve mutluluğu artar.

Ülkemiz de de olduğu gibi bir çok ülkede popülist iktidarlar büyümek ve halkın harcama gücünü arttırarak sanal bir zenginlik yaratmak için bazı kestirme, kolaycı yollara sapar, bu şekilde kolaylıkla yeniden seçilebileceklerini ve iktidarda kalabileceklerini düşünürler. Cebine bir sürü kredi kartı koyup, nasıl ödeyeceğini hiç mi hiç düşünmeden çatır çatır harcayan asgari ücretli vatandaş gibi bu durumun sürdürülebilir olmadığını göremezler.

Neticede er ya da geç bu anlayış duvara toslar; yaratılan sanal zenginlik çöker, yalancı refahın foyası ortaya çıkar.

Türkiye’de de biz bir dönemin sonuna gelmiş bulunuyoruz, yaklaşık 20 yıllık AKP iktidarı Cumhuriyet’in bütün birikmiş varlıklarını özelleştirme adı altında sattı savdı, bol bulamaç borç aldı ve neticede limit doldu, elde ne satıp savacak bir şey kaldı ve ne de borç bulacak bir kapı.

Böyle bir ortamda, üstüne üstlük 100 yılda bir ancak görülebilecek, korkunç bir salgın başladı, hemen her ekonomik faaliyet durdu, ekonomi bir darbe de buradan yedi.

Bu noktada ekonomik krizi çözebilecek elde çok fazla bir olanak bulunmamaktadır. Piyasayı daha da daraltacak sıkı para önlemleri doğal olarak işsizliği arttıracak, büyümeyi düşürecek ve sorunu iyice içinden çıkılamaz bir hale getirecektir. Bu durumda, halkın artan memnuniyetsizliği karşısında siyasi iktidar nasıl sıkı duracak?

Sıkı durmaz ise bu seferde kurlar artacak bu enflasyonu tetikleyecek, vatandaşların satın alma gücü düşecek, bu sefer de memnuniyetsizlik bu açıdan yükselmeyecek mi?

Kısacası “kırk satır mı kırk katır mı?” denklemi, bu sorunun acısız ve kolay bir çözümü de bulunmuyor.

Benzer sorunları bu boyutta olmasa da daha önce de yaşamıştık, o zamanlar IMF kapısına gidilmiş sorunu nasıl çözeceğimiz ile ilgili bir plan sunulmuş, alınan mali destek ile düğümlenen ekonomi krizden çıkarılmıştı.

AKP’nin uluslararası ilişkilerde yaratmış olduğu sorunlar yüzünden bu gün böyle bir yol da kapalı gibi durmaktadır.

Sadece Merkez Bankası rezervlerini sıfıra ulaştırmak için gereken döviz miktarının 50 milyar dolar civarında olduğu bile göz önüne alınırsa, çözümün ne kadar uzak ve zor olduğu açıkça görülecektir.

Diğer yandan yurt içi ve dışında iktidara yönelik olarak artan güvensizlik ve bu güvensizliği besleyen Merkez Bankası başkanının zırt pırt değiştirilmesi, partili bir ismin atanması gibi iş ve eylemler olası çözümleri de tamamen imkansız kılmaktadır.

Sonuç olarak tüm üretici güçler ve yatırımcıların kaotik bir fırtına için hazır olmasında, tedbirini ona göre almasında çok büyük fayda görüyorum.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz