Kanal, Cumhuriyet, Atatürk Düşmanlığı

0
176

AKP Genel Başkanı Erdoğan güncel beton kanal fikri ve Montrö tartışmaları ile ilgili yaptığı açıklamalarda “Böyle bir projeye karşı çıkanlar en büyük Atatürk ve Cumhuriyet düşmanlarıdır” ifadelerini kullanmış bulunuyor!

Doğrusu bu ithamdan ciddi manada alındım ve gücendim!

Öncelikle ben müzmin Cumhuriyet ve Atatürk düşmanı Kadir Mısıroğlu gibileri soframda ağırlayıp, birlikte yemek yiyip, ona itibar gösterip, fotoğraf mı paylaştım?

Yahut Genel Kurmay Başkanı, Diyanet İşleri Başkanı ya da başka devlet erkanı gibi hastahane odasında bu azgın Atatürk ve Cumhuriyet düşmanına geçmiş olsunlara mı gittim?

Atatürk’ün çağdaş cumhuriyet ideal ve hedeflerine aykırı herhangi bir yorum ya da görüş mü beyan ettim?

Ayasofya imamı Boynu Kalın ya da Sadat’ın kurucusu emekli general Adnan Tanrıverdi gibi “hilafet”, “saltanat”, “şeriat” arzularımı mı dile getirdim ki Cumhuriyet ve Atatürk düşmanı olayım?

Malum Cumhuriyet Arapça, Demokrasi Yunanca aynı rejimi ve yönetim biçimini ifade eden eşanlamlı sözcüklerdir. Ben “Demokrasi ineceğimiz durağa kadar bineceğimiz trendir” dedim de bu yüzden mi cumhuriyet düşmanı oluyorum?

Yoo bunların hiç birini yapmadım; bugüne kadar Atatürk’e sevgi ve saygı gösterip, Cumhuriyet’e gönülden bağlı olmak dışında hiçbir politik duruşum ya da söylemim de olmadı.

Diğer yandan, doğrudur; Beton Kanal fikrine başından beri karşıyım!

Bu altı üstü iktisadi bir proje, aslında proje bile değil, çünkü daha ortada ciddi bir fizibilitesi dahi yok, sadece bir fikirden ibaret. Bu fikre karşı olmak ile Atatürk’e ve Cumhuriyet’e düşman olmak neden ve nasıl aynı kategoride değerlendirilebilir ki?

Ben beton kanal fikrine neden karşı olduğumu, bu fikir hayata geçerse neden ekonomik ve ekolojik bir felakete sebep olacağını detayları ile anlattım. Lakin bu fikri savunanlar bu güne kadar neden savunduklarını, bu fikrin yarar ve fizibilitesini hiçbir şekilde açık ve net olarak ortaya koyup ispatlayamadılar.

Bu fikir ilk ortaya atıldığında söylemler “iki ayyaş bir anlaşma yapmış, gelen geçiyor para alamıyoruz” düzeyindeydi.

Bu söylem ve görüşe karşı onlarca devlet başkanının imza attığı Montrö sözleşmesini açıp, Türk Boğazlarından geçen her bir geminin Net Tonu başına 0,17 gram saf altın karşılığı ücret alınması gerektiğini, bunun da yıllık 221 ton altın yahut da bu günkü gemi geçiş tonajı ve parite ile 12 milyar dolar civarında bir ücrete karşılık geldiğini gösterdim, anlattım, ispatladım.

Hazine eski Müsteşarı, ekonomist Mahfi Eğilmez, ekonomist Prof. Dr. Uğur Emek ve emekli Tümamiral Cihat Yaycı gibi konuyu bilen bir çok uzmanda bu hesap ve görüşü doğru buldular, hesaplarımız da üç aşağı beş yukarı örtüştü.

Sonra madem boğazlardan geçen gemilerden Montrö sözleşmesi yüzünden ücret alamıyoruz diye bir iddiada bulunuyorsunuz, bu ücretlerden haberiniz var mı? Diye sordum…

O gün bu gün bu fikri savunanlar ne yazılı ve nede sözlü herhangi bir cevap vermediler, hala bir cevap bekliyorum.

Yazdığım makalelerde ve katıldığım söyleşilerde bu ücretlerden haberiniz var da alamıyorsanız, gemileri yapacağınız beton kanaldan nasıl geçirip de ücret alacaksınız? Diye sordum bu soruya da henüz cevap alamadım.

Diğer yandan bu beton kanal fikri ile Montrö sözleşmesinin bir alakası olmadığını, İstanbul Boğazına alternatif bir kanal yapılarak Montrö sözleşmesinin delinemeyeceğini, çünkü Montrö sözleşmesi ile belirlenen gemi geçiş kurallarının Türk Boğazları tanımı altında; Çanakkale Boğazı, Marmara Deniz Geçişi ve Karadeniz Boğazını bir bütün olarak aldığını, sadece İstanbul boğazını kapsamadığını söyledim.

Açıklamalarımda Montrö sözleşmesini bir kanal yaparak delmek isteyecek birinin Ege denizinden Karadeniz’e kadar Trakya’yı boydan boya geçen bir kanal kazması gerektiğini de söyledim. Kanalın Montrö sözleşmesi ile bir ilgisi olmadığı konusunda Sayın Erdoğan ile aynı görüşteyim. Lakin bu bağlamda “Kanal İstanbul ile Montrö arasında kurulan bağ da temelden yanlıştır. Türkiye İstanbul boğazındaki ağır deniz yükünü Kanal İstanbul’la hafifletirken tamamen kendi egemenliğindeki alternatife kavuşmuş olacaktır. Şu anda İstanbul Boğazı’nda egemen miyiz? Maalesef. Bir başka ifade ile Kanal İstanbul Boğaz’daki egemenlik haklarımızı güçlendirecektir.” görüşünün de yanlışlığı ve çelişikliği ortadadır.

Kendi topraklarında bir beton kanal yapmak elbette Türkiye Cumhuriyetinin egemenlik hakkıdır, fizibilitesine ve çevresel etkilerine bakar bu fikri destekler ya da desteklemeyiz.

Montrö’den çıkmak ya da çıkmamak da Türkiye’nin egemenlik hakkıdır, gerekli hukuki prosedürü yerine getirip bu sözleşmeden çıkılabilir, sözleşmeden nasıl çıkılacağı da zaten bellidir, fakat bu kanal fikri bu hakkı ne güçlendirir ve nede zayıflatır.

Haa eğer bir kanal kazarak Türkiye’nin egemenlik haklarını güçlendirmek ve arttırmak mümkünse, zatıalilerine kısacık bir kanalla yetinmemelerini, Samsun’dan Antalya’ya bir kanal kazarak egemenlik haklarımızı zirveye çıkarmalarını da hararetle öneririm…

Şaka bir yana unutmamak gerekir ki Montrö sözleşmesi benzer deniz geçişlerine sahip devletlere uluslararası anlaşmalar ile tanınanlardan daha yüksek egemenlik haklarını Türkiye’ye tanımaktadır. Eğer Sayın Erdoğan Montrö ile Türkiye Cumhuriyetine tanınan bu hakları yetersiz bulup, masaya oturup daha fazlasını elde edebilecek bir anlaşma yaparsa kendisini kutlar, alkışlar ve sandıkta da destekleriz. Yok eğer, Dimyata giderken evdeki bulgurdan da olursa o zaman da eleştirir ve hesabını sandıkta sorarız.

Altı üstü bir rant projesini egemenlik haklarımız falan diyerek hiç tartışılmadan “inadına yaparız” anlayışı ile uygulamaya koymak, kesinlikle doğru değildir, demedi demeyin; halkımız bu fikrin yaratacağı ekonomik ve ekolojik felaketi görünce bunun hesabını sandıkta kesinlikle sorar, lakin testi kırıldıktan sonra çok geç olur…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz