Kaçınılmaz gerçekler senfonisi

0
26

‘Ölüm adın kurusun’ demişler fazlasıyla duymuştum. Bu cümlenin anlamını yaşlandıkça anlıyor insan. İnsan henüz çocukken anlamıyor bu gerçekleri. İlk defasında belki bir televizyon dizisinde, bazen sinemanın en kasvetli anında karşılaşıyorsun ölüm denen
buz gibi gerçekle. Henüz daha minik bir beden, boş bir ruh halinde gezinirken tüm evveliyat yavaş yavaş kemirilmeye başlıyorsun.


Gerçek denen olgunun insanı en net esir aldığı yer olduğunu anlayacak olsan da zamanla, en çok kaçırmak istediğin tren çoğu
zaman bu olmaktan geri durmuyor. Kaçırmak istiyorsun çünkü o tren her geldiğinde birini alıp gidiyor. Fakat biletler saatli değil ne
yazık ki…


Sırası da yok işte, kime denk gelirse. Kim dikildiyse buz gibi taştan eski püskü o gara. Peki ya bu koskacaman hayatta bu tren illaki çalacaksa düdüğünü bizim öttürdüğümüz bu düdük neyin çığırtkanı? İnsan böyle düşünmeli bana kalırsa. Mal, mülk, para da yalan
demek de isterim ama yalan içinde boğulmak istiyor değil mi insan?

- Reklam -

Tren düdüğünü çaldığında güzel bir asya ipeğinden yapılmış kefen, kocaman cepler de uyar mı mesela?
Ya da şöyle yapalım özel bir masiften oymalı tabutumuz? Kulpları ateş kehribarı. Böyle olursa ne olur sanki! Hatta atımı da yanıma
gömün… Kafamızı mı kaldırırız, gözümüzü mü açarız bilmem ama bunların hepsi gerçek bir yalan. Kaçamıyoruz. Dünyaya geldiğimiz
günden bu yana tek belli olan gerçek ölüm. Ne işimiz, ne eşimiz.


Ama o öyle işte bir yerde sabit. Yol oraya kadar. Evet kafanızı kaldırın. Günaydın demek için yüzünüze gerçek bir
merhaba takının. Avuçlarınızda da sahici bir zenginlik olsun.

- Reklam -

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz