Kaçan fareleri engellemeye çalışmak!

41

Olayların rezalete dönüşeceği, Zarrab ABD’de gözaltına alındığında belli olmuştu zaten…

Ama o zamanlar Türkiye’deki ilk tepkiler, bu gözaltının nasıl olup da yapılabildiğine, Zarrab’ın ABD’ye yanında eşi ve çocuğu olduğu halde gitmesinin mantıksızlığına yönelik olmuştu…

Türk kamuoyu, suçsuz olduğu Türk Yargısı tarafından tespit edilmiş hayırsever(!) bir TC Vatandaşı’na gösterilen bu saygısızlığa kızmıştı… En azından yüzde 50 böyle düşünüyordu…

İktidara yakın medya organları, Zarrab hakkında açılan soruşturmanın başındaki Savcı’nın Fetö ile ilişkisinden söz etmeye başladılar ve bu en çok Gülen’i mutlu etti… Müritlerinin gözünde “ABD güvenlik güçlerini ve yargısı bile istediği gibi yönetebilen” biri olduğuna inanılmaya başlamıştı çünkü…

Ama ne yazık ki, bunu anlamak istemedi o medya organları… Devam ettiler aynı yoldan yürümeye… En son, davanın yargıcının da Fetöcü olduğunu iddia edenler görüldü…

Bu arada Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Hakan Atilla’da tutuklandı… ABD’yi ziyaret eden Hükümet yetkilileri, Başbakan ve hatta Cumhurbaşkanı Zarrab’ı ve Atilla’yı korumaya ve hatta mümkünse kurtarmaya yönelik çabalar harcadı… İki kez Nota verildi ABD’ye…

Zafer Çağlayan’ın gıyabında tutuklanmasına karar verilemesi ise tam bir şok olmuştu…

Sonra “Zarrab’ın itirafçı olmayı kabul ettiği” bombası patlayıverdi… Hem iktidar yanlısı medya, hem de sosyal medya, buna yönelik tepkilere sahne oldu… “Zarrab’a işkence yapıldığı, ilaç verildiği, ailesiyle tehdit edildiği” söyleniyordu…

…Ve duruşmalar başladı…

Bundan sonrasını herkes biliyor… Elinde kalem resimler çizerek ve durmadan konuşarak anlattıkları sonrasında Türkiye’nin onun “casus” ilan edilip tüm mal varlığına el konmasına neden oldu… Ama, 17-25 Aralık sonrası serbest bırakıldığında kendisine verilen ödülü alırken; bir taraftan da şirketlerinin içini boşaltmakta olduğu anlaşıldı… En son haber ise mal varlığına el konulmayan eşinin boşanma kararı oldu…

Şimdi, davanın gelecek duruşmalarını bekliyoruz… Kimimiz endişeyle, kimimiz büyük bir korkuyla, kimimiz de utançla…

Amerikan sisteminde yargıya baskı yapmak söz konusu değil… Ama yargıyı yönlendirecek bir itirafçı tanık varsa iş değişiyor… Hele o tanığın söylediklerini destekleyecek deliller de varsa… Türkiye’de önceden bu delillerin “düzmece olduğuna” karar verilmiş olmasının ise hiçbir önemi yok…

Bütün bunların getirdiği sonucu, Cumhurbaşkanı “Bazı iş adamlarının paralarını yurt dışına kaçırmak için çalıştıklarını” söyleyerek açıkladı zaten… İsteyen bunu vatana ihanet, batan gemiden ilk kaçanların fareler, gemisini kurtaran kaptan tanımlamaları değerlendirilebilir… Dilin kemiği yok…

Tam bir rezalet yağmuruna tutulmuş gibiyiz…

Cumhuriyet’in kuruluş ilkelerine yürekten inanmış olanlar kendilerini “utançtan ölecek gibi” hissediyorlar..!