24 Kasım Öğretmenler günü. Başöğretmen Atatürk’ün öğretmenlere armağanı. Son yıllarda daha yaygın bir şekilde kutlanıyor. Bu, sevinç verici bir şey.

24 Kasım Öğretmenler Gününde Facebook hesabımdan şu paylaşımda bulunmuştum:
“İlk öğretmenim Merhum Hakkı Öz’den son öğretmenim, Doktora hocam Prof. Dr. Bahaeddin Yediyıldız’a kadar bütün öğretmenlerimin ve atama bekleyen bütün öğretmen adaylarımızın öğretmenler gününü kutluyor, şehit öğretmenlerimize mağfiret diliyorum”.
Bu paylaşımıma 400’den fazla beğeni ve 40’dan fazla yorum aldım. Tabii ki yorumların hepsi sevgi ve saygı yüklü. Eski bir öğrencim, yeni meslektaşım yorumunda diyor ki:

“Dualarınıza Amin diyor, sizin de öğretmenler gününüzü kutluyorum. Bizim üzerimizde çok emeğiniz var. Açıkçası öğrenciyken öğrenci psikolojisiyle biraz kızıyordum ama, çalıştığım kurumun imtihanına girip kazandıktan sonra sizin bizim için aslında ne yapmak istediğinizi anlayabildim. Mezun olalı 29 yıl oldu. 28 yıldır da çalışıyorum. Hani bir ağaç dikersiniz o ağaç ömrü boyunca meyve verdikçe veya canlılara gölge oldukça ekenin sevabı sürekli devam eder ya (işte) o hesap, sizin de sevabınız öyle birikiyor. Allah sizden razı olsun”.
Bu anlamı içeren pek çok mektup ve ileti aldım. Bunları okudukça vermiş olduğum emeklerin boşa gitmediğini görüyor ve mutlu oluyorum. İşte o zaman bu yılki Öğretmenler Günü’nün ana teması olan “İyi ki Öğretmen Olmuşum” diyorum.

27 Aralık 1971’de İstanbul Çatalca Lisesi’nde “öğretmen” olarak eğitim mesleğine başladığımdan bu yana tam 47 yıl oldu. 2016 yılında yaş haddinden emekli oldum. Ama bu emeklilik benim için bir tür çalışma izni oldu. Yine kitaplarımla birlikteyim. Yine 7 x12 çalışmaya devam ediyorum. Eskiden sabah 08, akşam 08 çalışırdım. Şimdi sabah 12, akşam 12 çalışıyorum. Ama çalışıyorum. Yapacak çok iş var ve ömür çok kısa.
Tarih Bölümü öğrencileri, doğuştan efendi, doğuştan hanımefendi. Onlar bize bu şekilde geliyorlar ve biz sadece onlara bazı bilgiler aktarabiliyoruz. Diğer bölümleri çok fazla bilmiyorum ama Tarih Bölümü öğrencileri kadar saygılı, ölçülü, kibar, vefalı öğrencilerimiz olduğu için çok şanslıyız. Ben öğrencilerimi çok sevdim. Bu yüzden onların cahil kalmalarına gönlüm hiç razı olmadı. Bazı öğrencilerime, 4-5 yıl aynı dersi tekrar tekrar vermeyi yüksünmedim. Başımdan def olup gitsin demedim. Hatta “Cengiz” gibi 8 (sekiz) yılda mezun olan öğrencilerim oldu. “Ahmet” gibi 6 (altı) yılda Osmanlıca II dersini verebilen öğrencilerim oldu. “Abdülkadir” gibi “belge” alıp Üniversite ile ilişkisi kesilen öğrencilerim oldu. Ama ben bunların hiç birisinden bir saygısızlık görmedim. İnanmak güç gibi, ama Tarih Bölümü öğrencileri işte böyle.

1979 yılında bir ara “halı tüccarı” olmam söz konusu oldu. Ne kadar yüksek fiyatla satarsan o kadar çok kazanıyordun. Bir başka türlü ifade etmek gerekirse alıcı ne kadar çok zarar ederse sen o kadar çok kazanmış oluyordun. Bu bana ters geldi, eğitim mesleğine devam ettim ve bir eğitimci olarak emekli oldum. Ne mutlu bana. “İyi ki öğretmen olmuşum”.
Bu arada yıllardan beri öğretmen olabilmek için çaba harcayan binlerce tarih öğretmeni adayı var. Diğer birçok alanda 100 üzerinden 60-70 puan alanlar öğretmenliğe alındığı halde tarih alanında 80-85 alanlar bile maalesef öğretmen olamıyorlar. Öğretmen olabilmek için bekleyen tarihçilerimize buradan selam ve sevgilerimi iletiyorum. Onların da bir gün “İyi ki öğretmen olmuşum” diyecekleri günler görmelerini temenni ediyorum.

FACEBOOK YORUMLARI

SONSÖZ YORUMLARI

Lütfen yorumunuzu girin
Lütfen adınızı girin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.