İşte benim beklentim!

34

Nasıl bir 2018 beklediğimi söylemek istiyorum ama “yer” sorunum var…

Bunun için bir tam gazete sayfası gerekirdi de, ne yazık ki bu mümkün değil… O yüzden. Yalnızca buraya sığabilecekleri yazmakla yetinmem gerekiyor…

İsterseniz ilk önce en büyük ve en zor beklentimden bahsedeyim…

Adı huzur… 1950’lerin ortaların itibaren ufak ufak kaybetmeye başladığımız bir duygu…

…Ve o günden beri, hem de sürekli artan bir hızla bizden koptuğunu görmüştük…

1970’ler bir iç savaş ortamı yaratıp bizleri “eğer şanslıysak huzuru sadece evimizin duvarları arkasında bulabileceğimiz hale getirmişti… Tabii şansız olup evinde öldürenler de oluyordu bu arada…

12 Eylül 1980’de gelen darbe, önce herkesi umutlandırdı… Kâbus haline gelmiş terör olayları, kardeşin kardeşi öldürmesi bir günde kaybolmuş gibi görünüyordu ve bu doğal olarak insanları umutlandırmıştı… Bu hazırlanan yeni Anayasa’nın rekor sayıda oyla kabul edilmesini getirdi… Ama sıkıyönetim mahkemelerinde verilen idam cezalarının çokluğu yeni bir huzursuzluk dalgası yaratıyordu… İdama mahkûm edilen ama yaşı tutmadığı “mahkeme kararıyla yaşı büyütülüp” hemen asılan bile oldu…

70’li yıllarda tanıştığımız ASALA terörünün yurt dışından Ankara Havaalanı ve İstanbul Kapalıçarşı gibi yerlere kadar uzadığını bile gördük… Ama ASALA bir hata yapıp Paris’te Havaalanı baskını düzenleyip yok olunca, onlardan kalan boşluk ilk adı Apocular olan bir örgüt tarafından dolduruldu…

12 Eylül sonrası yurtdışına kaçan çok sayıda Apocu’nun, sığındıkları Batı Avrupa ülkelerinde kendilerine yer bulabilmeleri için, örgütün adı Partiya Karkeren Kürdistan yani “Kürdistan İşçi Partisi” olarak değiştirildi… Böylece ırkçı ve fasit eğilimli bir örgütün kendini solcu gibi göstermesine tanık olduk…

Abdullah Öcalan’nın yakalanıp Türkiye’ye getirilmesi ve yargılanması terörü nerdeyse bitirmişti ama Türkiye kendini bir anda bir “çözüm süreci” fiyaskosunun içinde buldu… Bu arada Ergenekon kumpası çalışıyor, güvenlik güçleri, silahlı kuvvetler ve yargı sistemi FETÖCÜ’lerin eline geçiyordu…

Huzur, bütün bu gerçeklerin bulunduğu bir toplumda kendine yer bulamaz…

Huzur için insanların özenle eğitilmesi, bilime yöneltilmesi, yaşamını sürdürmesini sağlayacak bir işi olması, kadın erkek eşitliğine inanması, çocukları cinsel obje olarak görmemesi gibi şeyler de gerek…

Bütün bunların gerçekleşmesi “bir yeni yıldan” beklenemez…

2018’in bize getirebileceği bir tek olumluluk, her şeyin yeniden başlatılacağı bir yıl olması ihtimalidir..!