İstanbul Sözleşmesi Nedir, Ne Değildir?

0
32

Erkek egemen kültüre dayalı muhafazakar siyaset cenahından İstanbul Sözleşmesine yapılan itirazlar ve bu sözleşmeden çıkma talepleri 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü vasıtası ile bir kez daha gündeme getirildi.

Demokratik yaşamı ve çağdaş değerleri savunan kesim ise “İstanbul Sözleşmesi Yaşatır” sloganı ile bu görüşlere ve iktidarın bu sözleşmeden çıkma olasılığına karşı tepkisini en yalın hali ile dile getirdi.

Muhafazakar İslami dünya görüşüne yakın çevreler ise bu sözleşme Hristiyan Avrupa kültürüne göre biçimlenmiş, bizim İslami kültürümüze ters, bu sözleşmeden çıkmalıyız gerekçesine sarılarak kendi tezlerini seslendirdiler.

Bir kere yanlış şurada İstanbul sözleşmesi İslamcı kesimin iddia ettiği gibi Hristiyan Avrupa kültürüne göre değil çağdaş evrensel hümanist kültüre göre düzenlenmiştir, tüm insan uygarlığının insan hak ve özgürlükleri açısından bu gün geldiği en üst seviyeyi işaret eder.

Yoksa Orta Çağ Avrupasında egemen olan Hristiyan kültürde de İstanbul Sözleşmesi zinhar kabul edilemezdi, bu sözleşmede bahse konu olan talepleri o zamanların Avrupasında dile getirseniz Engizisyon mahkemesini boylar, büyük ihtimalle de kafir addedilerek bir kazığa bağlanarak diri diri yakılırdınız.

Gelelim bu sözleşmenin içeriğine;

Kamuoyunda bilinen adıyla İstanbul Sözleşmesinin resmi adı; Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesidir. İstanbul’da imzalanan bu sözleşme kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddeti önleme ve bununla mücadelede temel standartları ve devletlerin bu konudaki yükümlülüklerini belirleyen bir uluslararası insan hakları sözleşmesidir.

İstanbul Sözleşmesi imzacı devletlerden toplumsal cinsiyet eşitliği ekseninde kapsayıcı hüviyette politikalar üretip uygulaması, bunu sağlamak adına daha fazla ekonomik kaynak tesis edilmesi, kadına yönelik şiddetin boyutu hakkında istatistik verilerinin toplanması ve kamuoyu ile paylaşılması, şiddeti önleyecek toplumsal zihniyet değişikliğinin yaratılması sorumluluğunu yüklemektedir. Bu yükümlülükteki temel beklenti ve koşul bunun hiçbir şekilde ayrım yapılmadan tesis edilmesi yönündedir.

Muhafazakar kesim doğal olarak asıl karın ağrıları olan kadın ve erkek arasındaki cinsiyet eşitliğine karşı olan şeri hükümleri ve erkek egemen arkaik geleneksel kuralları dile getiremediği için tartışmayı radikal ve marjinal bir grup olarak gördükleri LGBT üzerine taşımakta, İstanbul Sözleşmesi ile LGBT hareketi ilişkilendirilerek bu sözleşme aleyhinde bir kamuoyu tepkisi oluşturulmaya çalışılmaktadır.

Oysa muhafazakar kesimin asıl derdi çağdaşlaşan ve laikleşen toplumda çöken erkek egemen kültürü korumak ve kadının ezildiği, hor görüldüğü, köleleştirildiği, hak ve hukuktan yoksun bırakıldığı geleneksel düzeni savunmaktır. Bunu açık açık yapmayı gözleri yemediği için de kamuoyunu yanlış bilgilendirerek bir toplum mühendisliği ve algı operasyonu peşinde koşmaktadırlar.

Geleneksel İslami hukuk ve kültürde “çalışması”, “seçmesi”, “seçilmesi”, “okuması” bile yasak olan, her türlü medeni, hukuki, siyasi ve ekonomik haklarından mahrum bırakılmış babası ya da kocası gibi erkeklerin malı sayılan arkaik kadın figürü artık tarihin tozlu sayfalarında yerini almıştır. Bu çevreler ne kadar uğraşsalar da kadınların Türk devrimleri ile elde ettiği kazanılmış haklarını artık kimse ellerinden alamaz.

Bir ekonomi yazarı olan benim bu konuyu niye bir makalenin konusu haline getirdiğimi soranlara da yanıtım şudur:

Her ekonomi insan kaynakları üzerinde yükselir, insan kaynaklarınız ne kadar yüksek nitelikli ve ne kadar genişse o kadar güçlü bir ekonomi yaratabilirsiniz.

Bir ülke nüfusunun yarısını o ya da bu gerekçe ile ekonomik, siyasi ve sosyal hayatın dışına iter, onları nitelikten yoksun bırakırsanız güçlü bir ekonomi oluşturmanız asla mümkün olamaz. Ayrıca kadınlar sadece toplumun yarısını oluşturmaz her erkeği de bir kadın yetiştirir, nitelikli kadın olmadan, nitelikli erkek yetiştirmeniz de mümkün değildir.

Arkaik muhafazakar düzenleri savunanların nehirleri tersine akıtması, eski düzeni yeniden kurması elbette mümkün değildir. Fakat günümüzde çok büyük bir hızla değişen dünyaya uyum sağlamamızı yavaşlatarak, rekabet gücümüzü düşürebilirler.

İşte tam da bu yüzden İstanbul Sözleşmesi sadece demokrasi, insan hak ve özgürlükleri açısından değil ekonomik gücümüz açısından da çok ama çok önemlidir.

Okurlarıma tavsiyem İstanbul Sözleşmesi ile ilgili bir tereddüdünüz ya da kafa karışıklığınız varsa sözleşmenin aslı, TBMM komisyon tutanakları ve kabul imzaları: İnternet üzerinde https://www.tbmm.gov.tr/sirasayi/donem24/yil01/ss81.pdf adresinde bulunmaktadır, bu adrese gidip sözleşmeyi kendiniz okuyunuz, altına imzanızı atmayacağınız, keşke olmasaydı diyeceğiniz tek bir cümle bulabilecek misiniz görünüz.