İsrail’in Irkçı Yayılmacılığı Nereye Kadar?

0
661

İsrailoğulları her üç dinin kutsal kitabında yer alan bir ırktır. İslâm, ehl-i kitap olduğu gerekçesiye genelde İsrailoğullarına hoşgörülü yaklaşmıştır. Ancak Kur’an-ı Kerim’de Yahudilerin hoşlanmayacağı pek çok ayet vardır.

İsrailoğulları binlerce yıl yurtsuz, vatansız yaşamışlardır. Sürgünde geçen yıllarında Hz. Musa’ya gelen 10 emri kendi ırklarının yararına değiştirerek semavî bir dini millî bir din haline getirmişlerdir. Musevî olabilmenin ilk şartı İsrailoğullarından olmak gibi bir saçmalık Hz. Musa’nın öğretisinde yoktur.
Merhum Hocam Prof. Dr. Hikmet Tanyu, Dinler Tarihi derslerinde Yahudilerin Tevrat’ı nasıl çarpıttıklarını örnekleri ile açıklar ve bu konuya çok önem verirdi. “Çalmayacaksın”. Allah’ın emri budur. Komşun Müslüman ise de çalmayacaksın. Hıristiyan ise de çalmayacaksın. Yüce Allah’ın “ Komşun Musevî değilse çalabilirsin” gibi bir izin vermesi Allah’a iftiradır.
Hıristiyanlar, Hz. İsa’nın çarmıha gerilmesinde bir Yahudi’nin muhbirlik yaptığını ileri sürerek Yahudilere karşı gizli bir kızgınlık duyarlar. Yahudilerin 15. Yüzyılda İspanya’dan kovulmalarında bu kızgınlık öne çıkarılmıştır. Tarihe “Safarad Yahudileri” diye geçen bu sürgünlere kucak açan Osmanlı Türkleri olmuştur. Çoğunluğu Selanik, İstanbul ve İzmir gibi şehirlere yerleştirilen bu sürgünler Osmanlı Devleti’nde ilk matbaayı açmışlardı. Kültür seviyeleri oldukça yüksek olan bu Yahudiler kendi dindaşları olan yerli Osmanlı Yahudilerin de dinî kültür seviyelerinin artmasına katkı sağlamışlardı.

623 yıl devam eden Osmanlı Devleti’nde 19. Yüzyıla gelinceye kadar bir Yahudi sorunu yaşanmadı. Ne zaman ki Rusya, Polonya, Romanya, Almanya gibi devletler çoğu ekonomik gerekçelerle kendi ülkelerindeki Yahudileri baskı ve zulümle göçe zorlamaya başladılar. İşte Osmanlı Devleti’nde Yahudi sorunu böylece başlamış oldu.

Yüzlerce yıldan beri Avrupa’da yaşayan Yahudileri baskı ve zulümle göçe zorlayan Avrupalılar, geri dönüp Osmanlılara bu insanlara Filistin’de yurt vermeleri için baskı yapmaya başladılar. Osmanlı’nın genel tutumu ise Filistin ve Hicaz toprakları dışında istedikleri yerde Osmanlı vatandaşlığını kabul ederek oturabilecekleri şeklinde oldu.
II. Abdülhamit, Yahudilerin Filistin’e yerleşmelerine şiddetle karşı çıktı. Bu karşı çıkışın faturası, onun 33 yıldan beri oturduğu Osmanlı tahtından uzaklaştırılması oldu. Tahttan uzaklaştırma kararını tebliğ için gelen heyette yer alan Emanuel Karassu’nun o günkü sevincini tahmin edebilmek hiç de zor değildir. Abdülhamit’i devirenlerin başında yer alan İttihatçılar çok kısa süre sonra Filistin’de Abdülhamit’in sürdürdüğü politikayı aynen uygulamak zorunda kaldılar. Ancak bu süre içerisinde Filistin topraklarındaki Yahudi nüfusu iyice artmış ve Yahudiler pek çok kazanım elde etmişti.

Yahudiler, kurdukları Siyonist teşkilatı ve arsa ofisleri sayesinde Filistin’de binlerce dönüm toprak satın aldılar. Bu topraklarda çiftlikler kurarak belki de hayatlarında ilk defa çitçiliğe başladılar. Yahudilere bu toprakları kim sattı? Burada hiç kimse kendisinin % 100 günahsız olduğunu savunamaz. Ancak Filistin halkına “Siz de topraklarınızı Yahudilere satmasaydınız” diyerek sanki tek suçlu bu fakir halk imiş gibi göstermek de aşırı acımasızlık olur.

İsrail, son almış olduğu “Ulus Devlet” kararı ile bölgede yeni bir ırkçılık savaşı başlatmıştır. Alınan karar Doğu Kudüs’te yaşayan Arapların nefes borusunu kesmeyi amaçlamaktadır. İsrail, sınırları içerisinde artık hiçbir Arap varlığı görmek istememektedir. Bu durumda dünyanın Yahudi ırkçılığına karşı ortak bir tavır koyması hiçbir şekilde Yahudi düşmanlığı olarak nitelendirilemez. Alınan karara katılmayan Yahudiler de dünyada artacak olan Yahudi düşmanlığının hedefi olmaktan kurtulamaz. Sırtını ABD’ye dayayarak gerçekleştirilen bu Yahudi zulmü sadece İslam dünyasının değil bütün insanlığın ortak problemidir. Dünya, bu zulme sesini daha etkin bir şekilde duyurmak zorundadır. Bu insanlık için bir onur meselesidir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz