İRİS: SIK GÖRÜLMEYEN BELİRTİLER VAR

0
108

Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz (KBB) Uzmanı Doç. Dr. Ayşe İris pandemi süreci ve aşı hakkında gazetemize açıklamalarda bulundu.

Esma ALTIN/ANKARA

KBB Uzmanı Doç. Dr. Ayse İris, klinik olarak pandemi sürecini nasıl geçirdiklerini, Korona Virüsten kaynaklı semptomlar ve aşı ile ilgili değerlendirmelerde bulundu. İris: “Özellikle tedavilerine başlamadan önce hastalara Covid-19 geçirip geçirmediğini, ailesinde temaslı olup olmadığını mutlaka soruyoruz. Korona Virüs çok çeşitli semptomlar gösterebiliyor. KBB’de sık görmediğimiz semptomlardan biri de yüz felci.” dedi.

PANDEMİ SÜRECİNİ DEĞERLENDİRDİ

Korona Virüs tedavisi için mevcut hastanelerin bazılarının pandemi hastanesi olarak faaliyet göstermeye başladığını belirten İris, kendi hastaneleri ve KBB bölümünde pandemi sürecini nasıl devam ettiğini anlattı. İris: “Bizim kendi kliniğimiz primer kliniği olarak çalışmadı. Ama hastanemiz pandemi hastanesi olarak çalıştı. Hastanenin bir bloğu pandemiye ayrıldı. Pandemi şüphesi olan, Covid-19 testi pozitif olan ve ağır geçiren hastalar oraya yatırıldı. Bu da oradaki bölümlerin tahliyesine sebep oldu. O bloktaki bölümler bizim buradaki bölümlere paylaştırıldı. Dolayısıyla kendi bölümümüzün de yatak kapasitesi başka bölümlerle paylaşıldığı için azaldı. Ama hiçbir zaman pandemi sürecinde  çalışmadığımız bir dönem olmadı. Yine KBB hastalıklarına devam etti. Aynı zamanda Covid-19’lu hastayla temasımız da oldu, rastlayıp tespit ettiklerimiz de oldu.” ifadelerini kullandı.

Bazı asistan ve doktorların da bu süreçte Korona Virüse yakalandıklarını belirten İris sözlerine şöyle devam etti; “Kendi bölümümüzde asistanlarımızın yaklaşık yüzde 80’i Covid-19 pozitif oldu. Doktor arkadaşlarımızın da iki üç tanesi oldu. Ama benim bölümüm dışındaki doktor arkadaşlarımda yani üniversite genelinde yaklaşık yüzde 30 kadar Covid-19 kaptığını düşünüyorum. Ağır geçiren doktor arkadaşlarım oldu. Yakın tanıdığım, kaybettiğim doktor arkadaşımız oldu. Bunlar tabiki bizim motivasyonumuzu çok etkiledi. Bütün insanların yaşadığı endişeleri Covid-19 kapma olasılığımız daha yüksek olduğu için biz de yaşadık. Hem kendimiz hem de ailemiz ve çevremiz için endişe yüklü bir dönem geçirdik hala da devam ediyoruz. Geri planda hep bir endişe ile çalışıyorsunuz. Biz doktorlar aslında endişe yükü ile çalışmaya alışkınız. Hele ki cerrahsanız her zaman istediğiniz şeyi yaparken istenmeyen şeylerin olma olasılığı vardır ve siz onu bilincinizde taşıyarak çalışırsınız. Bu çoğu zaman yaptığınız işi etkilemez. Dolayısıyla Covid-19 endişesi de bizim yaptığımız işi etkilemedi. Ama bu hekim ve cerrah olmanın verdiği bilinçaltına yerleşen risklere ekstra bir risk eklenmesi ve bunu da medya aracılığı ile bizzat gördüğümüz bizzat da yaşadığımız için ölüm riskleri bizim endişemizi çok artırdı. Çalışma sırasında geri plandaki endişe yükümüzü çok artırdı. O da bizim daha sıkıntılı çalışmamıza sebep oldu. Normalde biz hastaneye geldiğimizde normal kıyafetlerimizin üzerine önlük giyerek çalışırız. Ama bu pandemi döneminde hep ameliyathane kıyafetleri ile çalıştık. Üstümüzü hatta ayakkabılarımızı bile değiştirdik. Bu son aşı durumlarından sonra biraz daha gevşedi yine önlüklere döndük. Çift maskeyle çalışıyoruz. Her hastadan sonra sık sık ellerimizi yıkıyor dezenfektanımızı sürüyoruz. Hastaya mutlaka geldiğinde Covid-19 geçirip geçirmediğini, ailesinde Covid-19 olup olmayan var mı soruyoruz. Zaten giriş yaparken sekreterler artık HES koduyla hastaların aktif Covid-19 olup olmadığını sorguluyorlar. Dolayısıyla aktif Covid-19’lu hasta ile olmayan hastaları mümkün olduğunca bir araya getirmemeye çalışıyoruz. Ayrı polikliniklerde hizmet vermeye çalışıyoruz. En başından beri böyle yapıyoruz. Ama her ne kadar bu şekilde hizmet verilmeye çalışılsa da hastane, kantin civarı, bahçede bu iki popülasyon birbiriyle karıştı.”

‘BELİRTİLER BİRBİRİYLE KARIŞTI’

Korona Virüsten kaynaklı belirtiler ile normal rahatsızlıkların göstermiş olduğu belirtilerin bu süreçte birbirine karıştığına dikkat çeken İris şunları aktardı; “Belirtilerden kaynaklı Covid-19 ile diğer hastalıkların karışması durumu oldu. Başka nedenlerle üst solunum yolu enfeksiyonu olmayıp mesela kulak ağrısıyla gelen ya da yüz felci ile gelen ses kısıklıkları ile gelen hastalarda daha sonra Covid-19 olduğuna şahit olduk. Hatta bunu çok sık yaşadık diyebilirim. Özellikle tedavilerine başlamadan önce hastalara Covid-19 geçirip geçirmediğini, ailesinde temaslı olup olmadığını mutlaka soruyoruz. Ama hasta bazen bu durumu gizliyor bazen de bu durumun farkında olmuyor. Covid-19 pozitif olup bize gelen hasta çok oldu. Çünkü üst solunum enfeksiyonu kliniği ile başlıyor çoğu Covid kliniği. Bir de gerçekten ciddi hastalığı olup Covid-19 musun deyip erteleyen ya da atlanan da hasta da çok oldu. Örneğin; hasta bademcik iltihabı geçiriyor, boğaz ağrısı ve ateş ile gidiyor ama herkes bütün doktorlar tabi pandemi sürecinde olduğumuz için öncelikle Covid-19 testi istiyor. İlk başlarda Covid testinin turnover yani devri de çok uzundu üç günde falan çıkıyordu. Şimdi hızlandı bir günde çıkıyor. Hasta üç gün beş gün o hastanede negatif çıktı, o başka yere gönderiyor orada da negatif çıktı falan derken atlanan hastalıklar da çok oldu bu süre içerisinde. Kısacası belirtiler hep birbiriyle karıştı. Covid-19’un bütün belirtileri bizim KBB hastalıklarımızda mevcut. Sürüntü burundan ve genizden alınıyor ve primer virüsün yerleştiği alan üst solunum yolu. Daha sonra ciddi bir hastalık yapacağı zaman alt solunum ve sistemik hastalığa sebep oluyor. Ama ilk başta koku bozukluğundan tutun da bilinen alerjik reaksiyonlar gibi hafif bir şekilde de geçirilebilir, gripal enfeksiyon gibi de geçirilebilir, boğaz ağrısı ya da boğazda yanma, öksürük, balgamla da geçirilebilir. Hatta yüz felci ile gelen hasta bile oldu.”

Korona Virüsün hangi hasta gruplarında nasıl seyrettiğinin kesin olarak tespit edilemediğini dile getiren İris şunları kaydetti; “Bilim bu konuda çok makale yazıyor. Makalelerin en fazla dayanağı da yaşayan hastaların tetkikleri yapılarak ortaya çıkıyor. Yani ağır geçiren hastaların kan tetkiklerine bakarak, kan gurubuna ve bağışıklık faktörlerine bakarak bir sonuca varılmaya çalışılıyor ama henüz daha bugüne kadar bir seneyi geçkin bir süredir şu hastalarda bu hastalık ağır geçiriliyor diye bir şey ispatlanamadı, bilinmiyor. Tabiki kanser hastası olan, yaşlı olan, bağışıklık sistemi kötü olan hastalar bu hastalığı ağır geçiriyorlar ama her kötü olan hasta ağır geçirmiyor. Mesela, uyku apnesiyle çok ilgileniyorum. Obez, koah hastalığı, hipertansiyonu ve çoğu kalp hastası olan yaşlı hastalara bakıyorum. KBB’nin uykuda solunum bozukluğu olan bu tür hastalarına bakıyorum. Bu hastalarda normalde kitabi bilgi olarak da literatür bilgisi olarak da Korona Virüsünün çok daha ağır geçmesi beklenir. Ama bazı hastalar geliyor hocam hiçbir belirti olmadı bende. Aslında hastada bütün risk faktörleri var. Bazı hasta da geliyor ben yoğun bakıma yattım, şu kadar ağır geçirdim, ailemde şu kadar kişi öldü vs. diyor. Biz de okuyoruz, araştırıyoruz. Henüz kesin tanı bulunamadı. Ailesel yatkınlık da oluyor, bir ailede bir sürü kişi ölebiliyor. Bazı ailelerde de hepsi tamamen asemptomik geçirebiliyor. Bunun tam olarak şundan dolayı olduğuyla ilgili kesin bir tanı henüz yok.”

‘SIK GÖRÜLMEYEN BELİRTİLER VAR’

Farklı semptomların olduğunu ve sık görülmeyen semptomlara da yol açtığını belirten İris, Korona Virüsün insanlar üzerindeki etkilerine vurgu yaptı. İris: “Korona Virüsün semptomları ile ilgili genelde KBB makaleleri okuyorum ama onun dışında etrafımda doktor arkadaşlarımın yaptığı sohbetlerden ve yazışmalardan ya da takip ettiğim online programlardan öğrendiğim kadarıyla çok çeşitli semptomlar gösterebiliyor. Hastaların yüzde 90’ına yakınında yüksek ateş, baş ağrısı ve kas ağrısı yapıyor. Bunların yanında üst solunum yolu enfeksiyonu belirtilerini zaten yapabiliyor. Alt solunum yolu enfeksiyonu belirtileri yani öksürük, solunum yetmezliği de yapıyor, bunlar biliniyor. Ama bunların dışında vaskülit yapabiliyor Korona Virüs. Vaskülit, küçük damarları tutulması, örneğin; kol, el amputasyonu olan vakalar var. Başka bir etkisi Korona Virüs çok ölümcül olan kalp kası tutulumu yapabiliyor. Hasta aniden ölümle burun buruna gelebiliyor. Bizim açımızdan KBB’de koku bozukluğunu görüyoruz ama çoğu kalıcı değil. Covid-19’dan sonra bir ay içerisinde koku duyunuz geri geliyor, bunu tespit ettik. KBB’de sık görmediğimiz semptomlardan biri de yüz felci. Yüz felci olan bir hastamız geldi. Yüze hareket veren kranial sinir virüslerden etilenen bir sinirdir ve toplumda da soğukta kaldım yüz felci oldum gibi bir kanı vardır. Aslında buna Bell’s Palsy diyoruz. Herpes simpleks virüsü dediğimiz bir virüs yapar bunu da. İnsanın direnci düşünce virüs aktive olur ve o sinirin çekirdeğini tuttuğu için yüz felci yapar. Covid-19’da sık görmemiştik ama bunu da gördük. Covid ile beraber bu rahatsızlığı geçiren hastalarımız oldu. Yine göz hastalıkları bölümündeki arkadaşlarımızla konuştuğumuzda göz sinirinin tutulduğu, başka kreiner sinirin tutulduğu hastalıklar gördük. Hiç beklemediğimiz değişik semptomlar örneğin; cilt dökülmesi gibi semptomlara rastlayabiliyoruz  Covid’de. Bu konuda da bir standart yok, değişik şekillerde seyredebiliyor.” dedi.

Bulaşan virüsün mutasyonlu olup olmadığının test sonucunda belli olmadığını dile getiren İris şunları ifade etti; “Mutasyonlu da olsa Covid-19 testinde bir farklılık olmuyor. testiniz pozitifse pozitif, negatifse negatif çıkıyor. Onun için virüsün mutasyonlu virüs mü olup olmadığını öğrenmek için özellikle araştırmak lazım. Virüsü mikroskobik düzeyde inceleyip mutasyonlu mu değil mi bakılması gerekir. Yurtdışında da virüsün mutasyonlu olduğunu bu şekilde anladılar diye düşünüyorum. Virüsü incelediler ve antijenik yapısı farklı olduğu için mutasyon geçirdiği ortaya çıktı. Test olarak farklılık olmadığı için bizim ona bu virüs mutasyonlu diye rastlayabilmeniz çok zor.”

‘AŞILAMA GÜZEL YÜRÜTÜLÜYOR’

Aşının ülkemize gelmesi ve aşılanmanın öncelikli olarak sağlık personellerinden başlanmasını değerlendiren İris vatandaşlara aşı olmaları konusunda tavsiyelerde bulundu. İris: “Ben bir 25 yıllık KBB uzmanı olarak aşının gelmesini dört gözle bekledim. Çünkü hep endişeli ve hastalık grubuyla beraber olduğumuz için aşı uygulamasının sağlık çalışanlarından başlanması çok normal bir durum, bütün dünyada öyle. Bir sağlıkçı olarak hekim olarak ben de aşı yaptırdım. Aşının gelmesi beni psikolojik olarak çok rahatlattı. Şimdiye kadar aşının hiçbir yan etkisini de gözlemlemedim hem kendimde hem de diğer çevremdeki sağlık çalışanlarında önemli bir yan etkisini görmedik. Antikorlarıma henüz baktırmadım, ikinci dozu bekliyorum. Bu aşı konusunda bilinmeyen şey, koruyuculuğunun ne kadar süre devam edeceği, yani bir ay mı, 6 ay mı, bir sene mi ya da çok daha uzun mu bilmiyoruz. Diğer ölü aşılar, diğer virüslerin kızamık gibi ölü aşıların uzun süre koruyuculuğu olduğunu biliyoruz. Ama dediğim gibi Korona Virüs ile ilgili henüz çok bilinmeyen var. Aşının bağışıklığının da ne kadar süreceği en bilinmeyen noktası. Bence insanları en tedirgin eden şey de bu durum. Yani toplumda ben aşı olacağım ama koruyacak mı, bu aşı mı yoksa şu aşı mı gibi tereddütler var. Bunu yaptırmadan bilemeyiz. Şu anda elimizde hangi aşı varsa onu olmamız lazım. Bu konuda bence Türkiye Cumhuriyeti erken davrandı. Yurtdışında aşı bulamama sıkıntıları başladı. Şu anda toplumda her ne kadar faz 3 çalışması yapılıyorsa da ki bu bir gereklilik bence. Çünkü normalde bir aşı ya da ilaç yapılmadan önce bütün çalışma fazları biter, ondan sonra topluma yapılır. Fakat bu aciliyet arz eden bir durum. Böyle bir durumda böyle bir politika güdülmesi bence yanlış değil ve insanların da aşı olmasını kesinlikle tavsiye ediyorum. Hangi aşıyı bulabiliyorlarsa onu olsunlar. Ben aşı oldum, ikinci dozunu da olacağım. Bağışıklığı koruma süresi kısa olursa örneğin; 6 ay sonra bağışıklık hücrelerim tekrar düşerse o zaman başka aşı bulursam onu da olmayı düşünüyorum. O yüzden topluma da aşı olmayı kesinlikle tavsiye ediyorum.” ifadelerini kullandı.

Aşıya ulaşmanın kolay olduğunu vurgulayan İris sözlerine şöyle devam etti; “Aile sağlığı merkezlerinde vatandaşlar için aşı yapılıyor. Bunu dışında kurumsal aşılama yani Sağlık Bakanlığı aşılamaları her kurumda yapılıyor. Mesela bizim hastanemize geldi aşı ve çok düzenli bir şekilde başladı. Herkes randevusunu aldı ve düzenli bir şekilde iki üç gün içerisinde bütün personel aşılandı. Bu konuda hiçbir sıkıntı olmadı. Aile sağlığı merkezlerinde de bir sıkıntı olmadığını düşünüyorum. Kısacası demek istediğim aşılama sistemi güzel yürütülüyor ülkemizde. Bundan dolayı aşıya ulaşmanın zor olduğunu düşünmüyorum. En basit haliyle herkesin aile hekimi var ve aile hekiminizi ararsanız kolay bir şekilde aşı olabilirsiniz. Ama şu anda bildiğiniz gibi yaşlılarımızdan başlandı aşılamaya. 75 yaş üzerine yeni gelindi. Tabi aşı ne kadar yeter ve hangi yaşa kadar aşı yapılabilir onu henüz bilmiyoruz.”

Faz 3 çalışmalarına da değinen İris şunları aktardı; “Her şey aşının oluşturduğu bağışıklığın ne kadar devam edeceğiyle ve toplumun ne kadarının aşılanacağıyla ilişkilidir. Diğer bir durum da virüsün antijenik yapısını  değiştirip değiştirmeyeceği ile alakalı. Şimdi yeni, antijenik yapısını değiştiren bir virüs var. Ona karşı bağışıklığın devam edip etmeyeceği ile bağlı. Henüz faz 3 çalışması yeni yapılıyor biz de dahil bütün toplumlarda. Arjantin’de faz 3 çalışması sonunda yüzde 60 dediler. Medyada böyle söylendi. Bilimsel literatür biraz daha yüksek yüzde 70’lerde. Eğer yüzde 70’i tutuyorsa bağışıklık sistemini bu bile çok iyi bir şey. Biz de toplumumuzun yüzde 70’ini aşılayabilsek 6 ay sonra rahatlayabiliriz. Ama tabii antijen değişmeyecek, değişse bile antijene de etkili bir aşı olacak. Ama benim kendi kişisel kanaatim bir süre daha en az 6 ay bir sene daha bu pandemi süreci devam edecek diye düşünüyorum.”

‘MASKE ALIŞKANLIĞI GELİŞTİ’

Maske kullanımı ve hijyen kuralları ile ilgili açıklamalarda bulunan İris, Korona Virüs ile maske takma alışkanlığının geliştiğini belirterek şunları ifade etti; “Toplumsal olarak maskeyi ve hijyeni daha duyarlı hale getirdi bu virüs. İşin iyi yanından bakacak olursa biz KBB uzmanları olarak her sene belli sezonlarda çeşitli virüslerle çok karşı karşıya geliyoruz ve hastalar aslında başka ölümcül olabilen gripal enfeksiyonlar da yaşıyorlar. Domuz gribi, H1N1, H2N2 gibi bir sürü virüslerimiz var. Bunlar da zamanında ölümcül oldular ama Korona Virüs kadar değil tabiki. O zamanlarda da biz hastalara hep nasıl korunacağız, ailede, sokakta var dediklerinde maske takmalarını öneriyorduk ve kimse buna uymuyordu. Ama şimdi sanıyorum ki toplumda böyle bir duyarlılık oluştu. Maskeyi bu virüs ortamı iyileşse bile bundan sonraki sezonal virüslerde veya başka virüslerde de insanlarda bir maske alışkanlığı geliştiği için korunma olacak. Yine de umarım bir an önce bu virüs ortamından kurtulabiliriz. Maske iki yönden iyi oldu hem virüsleri önlediği için hem de sezon boyunca ilkbahar ve sonbaharda hastalarımızın yüzde 30’unu oluştururlardı ancak bu Covid sürecinde hiç alerjik nezle vakaları gelmedi. Çünkü alerjinin ortaya çıkması için de alerjenin insanın solunum yoluna ulaşabilmesi lazım. Maske bunu tamamen önlüyor. Önlediği için maskenin bu yönden bir artısı da var.” Korona Virüse yakalanan hatalarda birtakım psikolojik reaksiyonların görüldüğüne dikkat çeken İris şunları belirtti; “Korona Virüs sonrası hastalarda çok fazla ölüm korkusu yaşadıkları için iki tane reaksiyon görüyoruz. Bir grup çok rahatlıyor bir grup da ölüm korkusundan sonra var olan, psikolojik zeminde olan veya olmayan bazı psikolojik rahatsızlıkları ortaya çıkıyor. Mesela, boğazım ağrıyor diyor hasta. Bakıyorsunuz ki boğazında hiçbir şey yok ya da başım dönüyor, nefes alamıyorum artık diyor. Bir şeyi yok, solunum yolu gayet açık. Sonra öyküyü biraz deştiğinizde Korona Virüs geçirdiğini, hafif de olsa kendisinde ölüm korkusu yarattığını, bundan sonra birtakım panik atak, depresyon gibi semptomların çok fazla artığını gözlemliyoruz. Böyle olan hasta grubumuz çok arttı.