İNSAN ODAĞINDA TEKNOLOJİ

0
8

Türkiye Bilişim Derneği (TBD), teknolojinin insan yaşamına etkileri ile bireylerin de teknolojinin geliştirilmesindeki rolleri hakkında TBD Merkez İcra Kurulu Başkanı Dr. Aydın Kolat moderatörlüğünde “İnsan ve Teknoloji” temalı bir etkinlik düzenledi.

Esma ALTIN/ANKARA

TBD, teknolojinin insan yaşamına etkileri ile aynı zamanda bireylerin de teknolojinin geliştirilmesindeki rolleri hakkında TBD Merkez İcra Kurulu Başkanı Dr. Aydın Kolat moderatörlüğünde “İnsan ve Teknoloji” temalı bir etkinlik düzenledi. Etkinlik kapsamında “Dijitalleşen Dünyada İnsan Odağında Çevre ve Doğal Kaynaklarımız” adlı çalıştay ve ardından gerçekleştiren panelde pek çok önemli isim katılımları ile katkıda bulundu. TBD’nin 50. yıl kutlamaları ile başlayan panelde söz alan TBD Başkanı Rahmi Aktepe; “50. yılımız kutlayan bir derneğiz Teknoloji ve insanı konuşarak aslında insan ve insanı konuşuyoruz. İnsanı odağına alan bu teknolojinin gelişme sürecinde karar verici noktaların da bunları tartışmasını diliyoruz.” dedi.

- Reklam -

TEKNOLOJİNİN ODAĞINDA ‘İNSAN’ VURGUSU YAPILDI

TBD Başkanı Rahmi Aktepe, derneğin kuruluşunun 50. yıldönümüne vurgu yaparak derneğin kuruluşu hakkında bilgi verdi ve şunları ifade etti; “50. yılımız kutlayan bir derneğiz. Dolayısıyla artık bu teknolojiye, bilişim teknolojilerine yeni deme imkanı yok. Hatta 2-3 nesil emeklilerimizin olduğu, müzelerimizin olduğu bir teknolojiden bahsediyoruz. Artık toplumun tüm kesimleri tarafından algılanan ve geniş kesimlerin kullandığı bir teknolojiden söz ediyoruz. 50. yılımızda şunu ifade etmek isterim. Kurucularımız 1971 yılında bu derneği ilk kurduklarında bilgisayara computer ya da elektronik beyin dediğimiz yıllar. O dönemler Türkiye’de 76 tane bilgisayar var. 100 ya da 120 tane de bilişimci diyeceğimiz kişi var. Kurucularımız bilişim, teknik bilimini kalkınmada araç olarak kullanmak felsefesi ile bu işe başlamışlardır ve bu aslında büyük bir vizyondur. Bugün çok sıradan olan bu cümle 1971 yılında büyük bir vizyonun göstergesi olmuştur.  Bu dernek kendi adını kendi koyan bir dernek. Teknolojinin bu kadar yaygın olmasından sonra insan ve teknoloji konusunda çalışmak için çok mu geç kaldık sorusu ortaya çıkıyor. Aslında durumun tam olarak böyle olduğunu söyleyemeyiz. TBD bu 50 yıllık süre içerisinde insanı odağına alan ve teknolojinin insanı nasıl etkilediğini irdeleyen çeşitli çalıştaylar yapmış hatta önceki yıllarda İstanbul’da yaptığı büyük kurultayın ana temasını da ‘Her şey insan için’ olarak belirlemiştir. İnsan ve teknoloji konulu etkinliğimiz 50 yıllık çalışmalarımız içerisinde en öne çıkan etkinliklerden biri. Teknoloji ve insanı konuşarak aslında insan ve insanı konuşuyoruz. İnsanı odağına alan bu teknolojinin gelişme sürecinde karar verici noktaların da bunları tartışmasını diliyoruz. Gerekli önlemler alınsın.”

Panelin moderatörlüğünü yapan TBD Merkez İcra Kurulu Başkanı Kolat, gerçekleştirilen panelde önceden yapılan çalıştayların hangi konularda düzenlendiğine ilişkin kısaca bilgi verdi. Kolat: “İnsan ve teknoloji etkinlikleri adı altında bir dizi çalışmalar yürütmeye başladık. Bunun birincisini sosyokültürel dönüşüm etkinliği olarak yaptık. Teknolojinin gelişmesi sadece bilişimi değil teknolojinin gelişmesinin insana da etkileri vardır  hem negatif hem de pozitif anlamda. Bizim derdimiz oturup bunları tartışmaktır. Negatif bir şey varsa da bunun çözümünü bulabilmektir. Dolayısıyla geniş tabana yayılmış uzmanlarımızdan bu durumu tartışmaları ve en sonunda da hazırladığımız raporları karar vericilere paylaşmak niyetindeyiz. Bu etkinliği yaparken mümkün olduğu kadarıyla diğer sivil toplum kuruluşlarıyla da beraber olmaya gayret gösterdik. Bu panelimizde de Bilgi Güvenliği Derneği, Çevre Koruma ve Ambalaj Atıklarını Değerlendirme (ÇEVKO) Vakfı, Çevre Mühendisleri Odası, Hacettepe Üniversitesi Mezunlar Derneği (HÜMED), Makine Mühendisleri Odası Enerji Çalışma Grubu, Ortak Akıl Politika Derneği, Samsun İş Kadınları Derneği, TEMA Vakfı ve Yapay Zeka Derneği, TBD’nin yanında yer alarak bize katkı verdiler. Çünkü her konuda bilgi sahibi olmalıyız. Çevre konusuyla ilgili sivil toplum kuruluşlarımızdan, hocalarımızdan destek almamız gerekiyor. İnsan ve Teknoloji etkinliklerinin dijital dünyada çevre ve doğal kaynaklar etkinlikleri ile ilgili çalıştaylar düzenledik. Bunlar; sürdürülebilir tarım, gıda, su ve toprak politikaları, sürdürülebilir enerji politikaları, akıllı atık yönetimi, kaynak verimliliği ve geri dönüşümü, belediye tüketici ve sanayi perspektifinde sıfır atık yönetimi konularını tartıştık. Çevre dediğimiz zaman hem tarım, gıda, su, toprak gibi doğal kaynaklarımız var ortada hem de bunları nasıl kirlettiğimiz, atıklarımız, vs. onlarla nasıl başa çıkabileceğimiz, bunlardan nasıl enerji üretebiliriz, enerji kaynaklarımızı nasıl kullanabiliriz vs. hakkında çalıştaylar yaptık.” ifadelerini kullandı.

‘ÖNLEM ALINMAZSA ELDEKİ İMKANLAR YETERSİZ KALABİLİR’

TBD Merkez İcra Kurulu Üyesi Gökhan Erzurumluoğlu, sürdürülebilir tarım, gıda, su ve toprak politikaları konulu çalıştayda nelerin konuşulduğu ve hangi noktaların tartışıldığı üzerine değerlendirmelerde bulundu. Geleceğe yönelik öngörülerde bulunan Erzurumluoğlu şunları dile getirdi; “Sürdürülebilir tarımın güvenliğini garanti altına alındığı, sağlıklı ekosistemleri beslemenin, toprağın, suyun, doğal kaynaklarının sürdürülebilir yönetimdeki rolünü ele aldık çalıştayımızda. 20 yüzyılda dünya nüfusu 1.7 milyardan 6 milyara çıkarak 3 buçuk kat arttı. Aynı dönemde dünya ekonomisi 20 kat, fosil yakıt tüketimi 30 kat, sanayi üretimi 50 kat büyüdü. 1990’da su sıkıntısı çeken ülke sayısı 20 iken 2025’te bu sayının 34’e çıkacağı tahmin ediliyor. 21. Yüzyılda rakamlar daha da ivmelenerek arttı ve artmaya da devam ediyor. Şu anda 7-8 milyar olan dünya nüfusunun 40 yıl içinde 9 milyara çıkacağı, 2075 yılında 9 buçuk milyar ile en yüksek doruk noktasına ulaşacağını tahmin ediyoruz. Dolayısıyla önümüzdeki 40 yıl içinde dünya nüfusuna 2 milyar insanın daha ekleneceğini düşünüyoruz. Bu büyük bir karamsarlığa kapılmamıza neden olabilir. Yiyecek, su, barınak ihtiyacı olan iklim değişikliği nedeni ile bu ihtiyaçları daha da acil hale gelmiş 2 milyar insandan söz ediyoruz. Eğer hemen önlem alınmazsa elimizdeki imkanlar ihtiyaçları karşılayamayacak maalesef. Dünyada milyarlarca insan susuzluk, açlık ve kötü yaşam koşullarının yanı sıra kuraklık, yiyecek kıtlığı, kentlerde sefalet, göçler, hızla tükenen doğal kaynaklar nedeni ile çıkan çatışmalarla karşı karşıya kalacaklar. 40 yıl içinde tarımsal üretim 2 katına çıkacak. Bu iyi bir haber midir, bunu tartıştık çalıştayımızda. Su tüketimi 2030 yılına kadar yüzde 30 oranında bir artış gösterecek ve bu yüzyılın ortasında fazladan 3 milyar insan kentsel bölgelerde barınak, yaşam alanı bulmaya çalışacak.”

Ekonomik boyutları da göz önünde bulunduran Erzurumluoğlu sanayileşmeye dikkat çekti ve şunları aktardı; “Sanayi sonrası sanayileşmiş ve sanayileşmekte olan ülkelerdeki ekonomik büyümeyi destekleyecek enerji ihtiyacının 2050 yılına kadar 2 katına çıkacağını bekliyoruz. Hükümetlerin ve toplumun karşısına çok önemli bir sorun olarak bu da karşımıza gelecektir. Bir diğer önemli konu ise; bu yüzyılın sonunda küresel ısınmada ortaya çıkacak 3 ya da 6 derecelik bir artış bu artış sonucunda dünyanın bazı bölgelerinde ortaya çıkacak iklim değişikliği etkisi de bizim için çok önemli bir parametre. Özellikle kuzey yarımkürede iklim değişikliğinin tarımsal üretime veya enerjiye erişim imkanlarını artırması gibi olumlu tarafları da var bunun. Ama aşırı hava şartları etkileri, değişen yağış modelleri, kuraklık, yükselen deniz seviyeleri de negatif tarafını oluşturuyor. Bu durumlar karşısında peki ne yapılmalı? Birleşik Krallık Makine Mühendisleri Kuruluşu tarafından hazırlanan bir rapor var. Bilinen mühendislik teknolojileri ve sürdürülebilir yöntemlerle beklenen sorunların çözülebileceğini ileri sürmekte bu rapor. Bu da yapılabilecek şeylerin bitmediğini, daha yapılacak çok şeyin olduğunu göstermektedir. Yani mühendislik biliminin sunduğu yapay zeka, biyoteknoloji, atıkların azaltılması, suyun daha iyi depolanması, dağıtımı ve yönetimi gibi çözümler sayesinde beklenen talebi fazlasıyla karşılayacak gıda üretimi mümkün olacaktır. Yine yağmur sularının tutulması, suyun dönüşümü ve tuzdan arındırılması konularındaki ilerlemeler gelecekteki tüketimin karşılanmasına yardımcı olacaktır. Yaptığımız çalıştay sonucunda güzel fikirler öne sürüldü. Her şeyden önce tarım eşittir gıda. Bu nedenle çok stratejiktir. İş birlikleri çok önemli. Tek bir kurumun veya bireyin bir şey yapabilmesi zor, birlikte çalışmak gerekiyor. Bunun için de yönetişim metodolojisi oluşturulmalı. Tarımda hassaslaşmamız gerekiyor. Vahşi toprak işlemeden hızla vazgeçmeliyiz. Günümüzde kullandığımız yöntemler vahşi toprak işleme yöntemleri olarak tespit edildi. Dolayısıyla bundan daha hassas tarım işletmelerine geçmeliyiz. Çünkü kaynaklar sonsuz değil. Bugüne geldiğimizde damla sulamanın yaygınlaştığını görüyoruz ama tüm sulama sistemlerinin buna dönüştürülmesinde fayda olduğunu düşünüyoruz. Havza yönetimlerinin her bölgenin ekosistemine göre hidrolojik, tarımsal planlanmasında yarar var. Su ayak izi çalışması önemli ve takip edilmeli.  Toprağın filtrasyon oranın önemli olduğu görüşünde hemfikir olduk. Yer altı su kaynakları korunmalı. Yer altı su kaynakları en son kullanılacak su olmalıdır. Çiftçilerimize sahip çıkmazsak tarımı kaybedebiliriz. Teknoloji kullanımı yanında teknoloji üretimi de konuşulmalıdır ve teknoloji üretiminin ilerletilmesi önemlidir.”

YENİLENEBİLİR ENERJİYE DİKKAT ÇEKİLDİ

Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ)’nde Yer Sistem Bilimlerinde Öğretim Üyesi Dr. Kürşad Tosun, sürdürülebilir enerji politikaları çalıştayında ele alınan konular hakkında bilgi verdi ve şunları kaydetti; “Akıllı binalar ve kentleşme üzerine ulaşım, dağıtık enerji, siper güvenlik ve mahremiyet ile hukuki boyutları; enerji verimliliği; ulaştırmanın dijitalleştirilmesi; hukuki anlamda regülasyonlar çalıştayda üzerinde durduğumuz konulardı. Bunların hepsinin bir arada entegre edilmesi gerekiyor. Tek başına tarım yek balına enerji ya da bunların birkaç tanesini bir arada düşünüp bir politika üretilmesi zor. Bunların hepsinin gerçekten üçüncül bir yaklaşımla değerlendirilmesi gerekmektedir. Geleceğin bir yakıt türü olarak hidrojen raporları ele alındı. Şeffaf enerji üretimi ve faturalama üretim, tüketim noktası güvenliği, dinamik bir yapının olması, talep taraflı bir yönetimin etkin bir şekilde olması, yenilenebilir enerji satışının kolaylaştırılması, elektrik araçlarında aktif bir yol olması gerekmektedir.”

‘AKILLI BÜYÜME MODELİ OLUŞTURULMALI’

19 Mayıs Üniversitesi’nde Öğretim Üyesi ve 19 Mayıs Üniversitesi Çevre Sorunları Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Yüksel Ardalı, akıllı atık yönetimi, kaynak verimliliği ve geri dönüşüm çalıştayı ile ilgili önemli noktalara dikkat çekti. Ardalı, dijital dönüşümün nasıl olması gerektiği ile ilgili şunları belirtti: “Sıfır atığın üç ayağı var; üretici, tüketici, belediyeler ve bu geri dönüşüm, yeniden kullanım yada enerjiye dönüşüm gibi faaliyetlerin de acilen hayata geçirilmesi gerekmektedir. Doğa hiçbir yaptığınız olumsuz etkiyi geri göndermeden ya da size iade etmeden bırakmıyor. Karadeniz’de uzun süre çöpler denize atıldı ve bir fırtına, bir afet oldu. Deniz olduğu gibi çöpleri şehrin üstüne geri attı. Akıllı şehirler üzerinde durduk ve bir ekosistem olarak düşünülmesi konusunda hemfikir olduk. Akıllı büyüme modeli mutlaka oluşturulmalı. Bunun içerisinde büyük bir konsepti, nesneleri, interneti, yapay zeka gibi kavramların, çalışmaların da kullanılarak verilerin değerlendirilmesi ve işlenmesi bu konuda ilerleme açısından çok önemli olacaktır. Tabii bu anlamda kaygılarımız da mevcut. Bu çalışmalarda insan faktörünü unutmayalım, göz ardı etmeyelim. İnsan faktörü de tam odak noktası olmasa da etkin bir faktör olarak mutlaka bulunmalı. Hatta insan değil, canlı olarak düşünmemiz gerektiği kanaatindeyim. Yine aynı sistem içerisinde akıllı atık yönetim sistemi plana dahil edildiğinde değerlendirilmelidir. Veriye dayalı plan ve programlama yapılıp yol haritasının belirlenmesi ve yapay zeka kullanılarak atık yönetimini bir sonraki tesisin nereye kurulacağı ya da bundan sonraki adımların neler olması gerektiği gibi adımların da belirlenmesinin çok önemli olduğu görüşündeyiz. Dijitalleşme öne çıkarılarak dijitalleşme ile yerel yönetimlerde çevresel bazlı giderlerde, çevre bazlı giderlerde azalma olması da vurgulanmalıdır. Çünkü yaptığımız çalışmalarda şunlarla karşı karşıya kalıyoruz; alışılmış bir düzen var ve o sistemi bozmak gerçekten zor. Sıfır atık kavramı gibi.”

Veri eksikliği ile veri işlemedeki yetersizliklerin altını çizen Ardalı, bu konuda bir an önce yeni adımlar atılması gerektiğini savundu. Ardalı: “Yine bir hoca olarak dikkatimi çeken durumlardan biri de veri eksikliğinin olması. Çevre problemlerine çare bulmayı, düzenlemeyi, optimize etmeyi sağlayabilmemiz için düzenli verilere sahip olmamız gerekiyor. Bununla birlikte sistem yetersizliği ve veri işlemede de bir yetersizlik söz konusu. Veri analiz etmeyi dijitalleştirme ile ilerleyebilmemiz gerekiyor. Veri depolama aşamasında sonra da bilgiye dönüştürülmesi ve buna karşı önlem alınması da çok önemli bir nokta. Veri toplamada birtakım aksaklıklar ve sıkıntılar yaşanmakta. Operasyon verimlilik sağlanarak akıllı atık sistemlerinin geliştirilmesi için acil bir eylem planı oluşturulması gerekiyor. Çevre Bakanlığı, Sanayi Bakanlığı ya da devlet olarak zaten sıfır atık destekleniyor. Bunun ayaklarının tamamlanması için dijital dönüşümle ya da bilgi teknolojilerini kullanarak bu sistemlerin oluşturulması gerektiği şeklinde düşünüyoruz. Yani ölçüm ve takip mekanizmalarının bu konuda yetersiz olduğu ve bunların da ilerlemek açısından problemler çıkardığı sonucuna varıldı. Firmalarda atık kayıp haritalarının oluşturulması, izlenmesi gibi hangi atığın nasıl değerlendirildiğine ilişkin bilgisinin mevcut olması gerekli. Ayrıca vatandaşlar içtikleri suyun, soluduğu havanın da kalitesini görmek istiyor. Dijitalleşme aynı zamanda şeffaflaşmayı da beraberinde getiriyor. Sıfır atık ile ilgili hale bir farkındalık oluşturulmadı. İnsanlar hala neyi ne yapacaklarını tam olarak bilmiyorlar.”

 Dijitalleşme de çevre ile karşılık uyum içerisinde bir sistem oluşturulmasına işaret eden Ardalı şunları ifade etti; “Dijitalleşmenin olumlu tarafları karşısında bir diğer yüzüne de bakmak lazım. Olumsuz etkilerinin doğrudan, dolaylı veya daha sistematik bir şekilde belirlenmesi ve hafifletilmesi dijital dönüşümün çevre politikaları üzerindeki olumsuz etkilerini içerecektir. Dijital sistem ve çevre ilişkisi önemli. Çevre sorunları dijital yaklaşımlarla çözme yani çevresel yaklaşımlarda dijital fırsatlar ya da dijital dönüşümlerde çevresel fırsatlar birbirini dengeler nitelikteler. Milli servet olarak atıkların değerlendirilmesi çok anlamlıdır. Dijitalleşmenin kendiliğinden kaynak, enerji ve diğer çevresel faydalara yol açacağı var sayılamaz. Etkileri ve tepkileri doğru bir şekilde anlamak ve sağlam sonuçlar elde etmek için bütünsel entegre bir yaklaşıma ihtiyaç vardır. Sadece kullanım aşamasında değil, aynı zamanda üretim ve kullanım ömrü sonu aşamalarına bakmamız gerekiyor. Sadece bilişim teknolojileri ekipmanına değil, gerekli alt yapılara da odaklanmak, karbon ayak izini değil, diğer etkileri de ölçmek, dijital iş modellerinin teşvik yapıları dahil olmak üzere yalnızca doğrudan değil, dolaylı ve sistematik etkilerini de kabul etmemiz gerekiyor. Dijital dönüşüm olumsuz çevresel etkileri azaltacak şekilde düzenlenmediği sürece sürdürülebilir olmayacaktır.”

ATIKLAR AYNI ZAMANDA BİRER KAYNAK

ÇEVKO yönetiminde gerçekleştirilen belediye, tüketici ve sanayi perspektifinde sıfır atık yönetimi çalıştayı ile ilgili konuşan ÇEVKO Vakfı Genel Sekreteri Mete İmer şunları söyledi; “30 yıllık deneyimimiz aslında ambalaj atıklarının toplanıp geri dönüştürülmesine dayanıyor. Son yıllarda biz de iklim değişikliği ile savaşım ve döngüsel ekonomiye geçişe odaklanmış durumdayız. Bu çalıştayımızda hem tüketiciler hem sanayi hem de belediyelere yönelik hazırladığımız sıfır atık yönetimi konusundaki yazılımları tanıtma fırsatımız oldu. Geldiğimiz durumda ölçerek atıkların bir kaynak olduğu bilinci ile en doğru şekilde toplanması ve geri dönüştürülmesi için bilişimin bize gösterdiği yol ve yardımları ele aldık.”

TEMA Vakfı Bilim Kurulu Üyesi ve Akdeniz Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Orhan Özçatalbaş, tarımda neden teknoloji kullanımı olmalı ile ilgili açıklamalarda bulundu ve “Sadece Türkiye’yi değil, tüm dünyayı küresel ölçekte ilgilendiren bir konudur tarımda teknoloji. Bugün iki farklı dünya olduğunu söyleyebiliriz rahatlıkla. Bu iki farklı dünyayı nasıl bir noktaya getireceğimiz konusu üzerinde dikkatle durmamız gerekiyor. Tüm dünya ar-ge, teknoloji ve bununla ilişkili çalışmalar içerisinde.” şeklinde konuştu.

- Reklam -