Yıl 1958, İsmet İnönü’nün Kadıköy İlçe Kongresindeki konuşması:“Düyunu Umumiye, Düyunu umumiye diyorduk. Osmanlı İmparatorluğu Düyunu umumiyeye yol açan istikrazları 1854 – 1875 arasında 21 yılda yapmıştı.

Bu müddet zarfında devletin eline 127 milyon altın geçmişti. Faiz dolayısıyla millet 238 milyon altın borçlanmıştı. Ya bugünkü durum neydi? Demokrat iktidar sekiz yılda dışarıya 1 milyar 100 milyon dolar (yaklaşık bin ton altın, 1 Ons altın o dönemde 35 dolar olarak sabitlenmişti) borçlanmıştı. Amerika’dan hibe şeklinde 800 milyon dolar yardım görmüştü. Eski iktidardan 127 ton altın, yani 150 milyon dolar deviralmıştı. Nedir hesap 2 milyar 50 milyon dolar. Yani 280 milyon Osmanlı altını. Bu asgari hesaptır. Buna askeri yardım da dahil değildir. Demek ki DP iktidarı sekiz senede Osmanlı İmparatorluğunun meşhur Düyunu Umumiyeye yol açan 238 milyon altın borçlanmasına karşı tam 280 milyon altını yemiştir”

İsmet İnönü’nün ince ince yaptığı bu altın hesabına göre Adnan Menderes liderliğindeki Demokrat parti hükumeti sadece 8 yılda Osmanlı İmparatorluğu’nu iflas ettirip Düyun-u Umumiyenin kucağına düşmesine neden olan borçtan daha fazla borç yapmıştır!

Demokrat parti aynı zamanda yaptığı bu dış borcu “görülmemiş kalkınma hamlesi” diye pazarlayarak seçim üstüne seçim kazanma becerisini de sergilemeyi başarmıştır.

Cumhuriyeti kuran kadro Osmanlı İmparatorluğu’nun neden ve nasıl yıkıldığını çok iyi analiz etmişlerdi. Osmanlı’nın ekonomik bağımsızlığını daha 1881 yılında Düyunu Umumiye idaresine teslim olarak yitirdiğini, ekonomik egemenliğini yitiren devletin nasıl sömürüldüğünü ve en nihayetinde siyasi ve askeri bağımsızlığını da nasıl yitirdiğini biliyorlardı.

Aynı zamanda Cumhuriyeti kuran kadrolar kalkınmanın para değil, bilgi ve nitelikli insan işi olduğunun ve dış borç alınarak kalkınma sağlanamayacağının, kalkınmanın nitelikli insan ve özkaynağa mutlak suretle bağlı olduğunun da idrakindeydiler.

Zamanında Fransa kralının, elçisi vasıtasıyla osmanlı imparatorluğundan borç para istemesi üzerine Kanuni Sultan Süleyman vezirine “ver paşa ver, bugün borç alan yarın emir alır” demişti. Dış borç almanın, dış bağımlılık yaratacak, dışarıdan emir almaya yol açacak bir eylem olduğunu Cumhuriyeti kuran kadro çok iyi biliyordu, üstelik bu bilgi sadece kitabi bilgi değil, yaşanarak deneyimlenmiş, gözlemlenmiş bir bilgiydi.

Menderes ise kalkınmanın dış borç ile sağlanabileceği gibi hatalı ve hayali bir strateji peşindeydi. (burada kasıt olmadığını bu stratejinin taammüden uygulanmadığını umuyorum)

Ben ekonomistim, finansal piyasaları ve operasyonları en azından bir miktar bilirim, borç ile kalkınma sağlamanın mümkün olmadığını bu yüzden hep söylerim.

Finansman elbette önemlidir, üretim yapabilmek için finansman bulmanın borç almanın faydasını da, kaldıraç etkisini de elbette biliyorum. Lakin bakın ne dedim üretim dedim kalkınmak için üretim yapacaksın! Dış borç alır ve aldığın borcu üretime değil tüketime yatırırsan eninde sonunda batarsın, Osmanlı’da bunun en yakın örneklerinden biridir.

Peki üretim için para değilse ne gerekir?

Her türlü üretim için olmazsa olmaz ilk koşul nitelikli ve üretim bilgisine haiz insandır! Hele hele sınai üretim için gerekli olan üretim bilgisi ve insan niteliği çok daha üst seviyede ve karmaşıkdır.

Nitelikli insan olması yeter mi? Elbette yetmez bu insanların yaşamak ve üretmek isteyecekleri toplumsal iklimin yani; hukuk güvencesi, siyasi istikrar ve özgürlüklerin de mevcut bulunması gerekir.

Ancak bu iki ön koşul varsa, üretim için herşey hazır demektir ve finansman da ancak bu noktada gerekir.

Borçlanma konusunda özellikle devletler tarafından unutulmaması gereken en mühim husus kendi bastığın para birimi dışında bir borçlanma yapıyorsan bu borcu muhakkak o para birimi cinsinden kazanç getirecek yada tasarruf sağlayacak üretimlere harcamanın gerekliliğidir.

Kalkınma için yürünmesi gereken yol uzun ve zahmetlidir, Menderes bu yola girmek yerine popülist bir politika izlemiş ve aldığı dış borçlar ile döviz kazanabilecek ve bu şekilde dış borçları ödeyecek yatırımlar yapmak yerine aldığı borcu döviz kazandırmayacak harcamalarda tüketmiştir.

Konuyu bir örnekle açayım düğün yapmak istiyorsunuz ama geliriniz, birikiminiz yetmiyor, bankaya gittiniz, kredi çektiniz borç aldınız gidip bu borç ile 5 yıldızlı bir otelde düğün yapıp bak ben 5 yıldızlı otelde düğün yapıyorum ne kadar da zenginim ne, kadar da kalkındım diye konuya komşuya, akraba-i taallukata hava atmak akıl işimidir, ekonomik rasyonaliteye uyar mı?

Böyle bir harcamanın sonunda krediyi ödeyememek, temerrüde düşüp, icralık olmak muhakkak değil midir?

Ne yazık ki hem Osmanlı ve hem de kuruluş dönemi CHP iktidarı hariç Cumhuriyet döneminde dış borç alıp tüketmek alışkanlığı çok yaygındır. Bu yüzden daimi döviz krizleri yaşanır ve bu krizler de eninde sonunda hep siyasi istikrarsızlığa yol açar.

Menderes iktidarı döneminde, Lozan ile ortadan kaldırılan dış güçlere mali bağımlılık tekrar yaratılmış ve dahası bu topraklardan çıkarılmış yabancı askeri güçler de tekrar bu topraklara yerleşmiştir.

Menderese güzelleme düzenler konuya birde bu açıdan bakmalı ve yaşanan döviz krizi üzerine 4 Ağustos 1958’de yapılan muazzam develüasyonu da unutmamalıdır! Bu tarihte Türk Lirası 1 dolar = 280 kuruştan, 1 dolar = 900 kuruş olacak şekilde devalüe edilmiştir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz