IMF’SİZ IMF REÇETESİ OLUR MU?

0
68

Görünen o ki iktidar bir acı reçete ile klasik IMF reçetelerini uygulayarak; vergileri yükseltecek, ücret ve harcamaları düşürecek, yatırımları azaltacak, kurları yükselterek ithalatı düşürmeye, ihracatı azaltmaya ve sonuçta yaşanmakta olan ekonomik krizi durdurmaya çalışacak.

Fakat gözlerden ırak tuttukları, dikkatlerden kaçırdıkları çok önemli bir husus var; IMF sadece akıl vermez, reçete yazmaz, asıl önemlisi IMF para verir, düşük faizli, uzun vadeli kredi açarak ülkenin likidite sorununu ve ödeme güçlüğünü ortadan kaldırır.

Temmuz 1944’te, ABD’nin New Hampshire Eyaleti’nde bulunan Bretton Woods kasabasında yapılan bir Birleşmiş Milletler toplantısında küresel ekonomik sistemi yeni baştan inşa edecek Bretton Woods Anlaşması adı verilen bir anlaşma yapılmıştır.

Bretton Woods anlaşması ile kurulan sistem uyarınca, küresel finans ve ticaret düzeninde ortaya çıkabilecek sorunları ortadan kaldırabilecek IMF (International Money Fund / Uluslararası Para Fonu) ve Dünya Bankası adı altında iki finansal kurum da bina edilmiştir.

IMF ülkelerde ortaya çıkabilecek ödeme krizlerini çözmek için düzenlenmiş bir kurumdur. Bu kurum ülkeler bir ödeme güçlüğü ya da krizi ile karşılaştığı anda önce sorunun kaynağını tespit edecek bir çalışma yapar, sonra ülkeye bir reçete yazar ve imzalanan bir anlaşma ile ülkeye ödeme sorununu çözecek miktarda kredi açar. Doğal olarak IMF, borç verdiği ülkeye söz konusu borcun geri ödemesini garantileyen acı ilaç yada reçete olarak da bilinen bir ekonomi politikası uygulama zorunluluğa da getirmektedir.

Yazılan bu reçete çoğunlukla popülist iktidarların rasyonel akla ve bilime aykırı ekonomi politikalarına eleştiri getirdiği, iktidarlara diledikleri gibi popülist harcamalar yapma imkanı tanımadığı, adeta iktidarların hatalarını ortaya çıkarıp yüzlerine vurduğu için IMF politikacılar tarafından çok eleştirilir.

Oysa asıl eleştirilmesi gereken IMF değil, saçma sapan popülist ekonomik politikalar ile ülkelerin kaynaklarını heba eden, ülkeleri ödeme krizine sokan politikacılardır.

Bizim ülkemizde de iktidar devamlı olarak IMF’yi eleştirir, IMF’ye olan borcu nasıl kapattıklarını anlatarak övünür durur. Türkiye’de iktidar IMF borcunu kapatıp Londra bankerlerinden nasıl fahiş faizle borç aldıklarını ise hiç anlatmaz. Aslında bu yaptıkları banka borcunu kapatmak için tefeciden borç alıp mafyanın eline düşmeye benzer bir iştir.

Neyse döndük dolaştık gene bir ödeme krizine geldik dayandık, iktidarın IMF’nin kapısını ne zaman çalacağını ve IMF’den ne cevap alacağını herkes gibi bende merakla bekliyorum.

Çünkü artık IMF eski IMF değil, her kapısını çalana borç para veremiyor, artık ülkenin verilen parayı yolsuzluk ve popülist politikalar ile çar çur etmesini engelleyecek daha sıkı kurallar gözetiyor.

IMF’nin yolsuzlukla mücadelede daha etkin rol oynanmasını öngören düzenleme Uluslararası Para Fonu IMF Yönetim Kurulu’ndan geçmiş ve Temmuz 2018’de yürürlüğe girmişti.

IMF’ye göre yolsuzluk, sürdürülebilir ve kapsayıcı ekonomik büyüme kapasitesini baltalıyor. Ayrıca araştırmalar yolsuzluğun düşük büyüme, yatırım ve gelir vergisi ile ilişkili olduğunu ortaya koyuyor.

Yeni düzenleme ile, 1997’de kabul edilen IMF’nin Yönetim Sorunlarındaki Rolü: Kılavuz Notunda yer alan uygulamaların artık daha sistematik, tarafsız ve verimli hale getirileceği belirtilmişti.

Bu düzenleme ile artık yolsuzluk koşulu borç verme şartlarından birisi olacak,

tüm ülkeler düzenli olarak yönetimdeki zayıflıklara karşı incelemeye tabi tutulacak. İnceleme mali yönetim, finans sektörü denetimi, merkez bankası yönetimi, piyasa regülasyonları, hukukun üstünlüğü, kara para aklamayla mücadele ve terörizmin finansmanı gibi alanları da kapsayacak.

Kısacası artık IMF’den kredi alabilmek için ülkenin yolsuzlukla sözde değil özde mücadele etmesi şartı var.

Türkiye ancak bu şartı yerine getirebilirse, yolsuzluk, rüşvet, kara para ve terörün finansmanı ile ciddi ciddi mücadele ettiğine IMF yetkililerini inandırabilirse borç alabilir.

Bugün açık ve net olarak ortaya çıkmıştır ki Merkez Bankası rezervleri eksidedir, sadece Merkez Bankasını sıfır seviyesine getirebilmek ve eksi bakiyeden kurtarabilmek için dahi 40 ila 50 milyar dolar arasında bir kaynağa ihtiyaç olduğu biliniyor, peki reçete iyi de muhtaç olduğumuz bu kaynağı kimden, nasıl ve hangi koşullar ile bulacağız bilinmeyen bu…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz