30 temmuz 2019 tarihinde yazdığım ‘’ Dolarizasyon, enflasyon ve faiz ‘’ başlıklı makalede, Dolarizasyon, halkın değer biriktirme aracı olarak yabancı parayı (döviz) tercih etme eğilimidir, olarak tarif etmiştik.

Dolarizasyon, enflasyon, döviz kurundaki belirsizlik, hedefi belirgin olmayan ekonomi politikaları dış politika belirsizlikleri ile beraber iç siyasetteki olumsuz gelişmeler başlıca sebepleridir.

Peki, hangi dönemlerde dolarizasyon olgusunu yoğun olarak yaşadık ?

Yukardaki tablo’da  görüldüğü gibi 2001, 2002 döneminde toplam mevduatların  % 62’si civarında para döviz hesaplarında oluşmuş. Yani 2001 krizinin en yoğunlaştığı dönem. 

2001’de üçlü koalisyon döneminde art arda anlaşmalarla IMF’li hayat yeniden başlamıştır.
2000 yılı Kasım ve 2001 Şubat krizinden sonra 2002’de yeniden IMF ile anlaşan Türkiye,
2005’te de kesintisiz anlaşmalar sürecini devam ettirmiştir.

IMF ile Stand-by, ya da benzeri bir anlaşmayı tamamlayan ülke, anlaşmanın bitmesinin ardından, 4. Madde çerçevesinde IMF’yi çağırması ya da Program Sonrası İzleme’ye girmesi gerekiyor.
IMF, bu sistemde hazırladığı raporlarda daha katı eleştirilerde bulunabiliyor. Çünkü böyle bir modelde, IMF, daha önceden borç verdiği parayı garanti altına almayı da amaçlıyor.
Bunu daha çok, stand-by düzenlemesini tamamlayan ülkeler uyguluyorlar. 

Türkiye 14 Mayıs 2013 tarihinde IMF’ye olan borcun son taksitini ödemiştir ve IMF’yle
borç ilişkilerini sona erdirmiştir.

Yukardaki grafik hayli ilginç, 2001 yılında, IMF ile standby anlaşması ile birlikte vatandaşların TL ‘ye güveni artıyor ve Dolar mevduatlarını düşürüyor.  

Türkiye’nin, IMF ilişkisi bittiği 2013’ten itibaren vatandaşlarımız yeniden döviz almaya başlar. Vatandaşın bilinçli davranışı söz konusu olamaz ama bu davranışın rasyonel bir açıklaması yok.

Halk, IMF’ye nefret duyguları beslerken, siyasilerin ve hükümetlerin bilinçsiz ve hesapsızca idare sonucu ekonomik sıkıntılar yaşatmalarından aynı şekilde nefret duymaktadır.

Geçtiğimiz Temmuz ayı döviz mevduatları toplam mevduatın % 55’ni geçtiğini biliyoruz. Çok yakın gelecekte, döviz mevduatlarının % 60 ların çok üstüne geçmesi mümkün gözüküyor.

Döviz mevduatları resmi ve gayri resmi ( yastık altı ) yaklaşık 220 milyar dolardır. Çoğunlukla bu dövizlerin alış fiyatları 6 TL ile 6.5 TL arasında olmuştur. Dövizin üzerindeki baskı kaldırılmadan yani dolar gerçek fiyatına ulaşmadan ve halkın alım fiyatının üzerine çıkmadan vatandaş dövizlerini bozdurmaz.

Merkez bankası faiz indirimi sonrası bankalar mevduat faizlerini % 17.75 , %19 ve % 20.75 gibi oranlar ile halktan mevduat bekliyor. Eylül ayında Merkez bankasının ikinci bir faiz indirimi sonrası, mevduat faizleri % 14 ile % 15.5 arasına ineceğini düşünüyorum.

Enflasyon Temmuz ayı itibari ile % 16.7 ve iddia edilen tek haneli rakama düşmesi artık çok zor. Ekim sonrası baz etkisi avantajı ortadan kalkacak olduğuna göre, vatandaşın sıfır reel faiz veya negatif faizle TL mevduatı yapması beklenemez.

Yukardaki grafik Merkez Bankası İnternet sayfalarından alınmıştır. 

Siyah çizgi, döviz mevduatı dolar olarak, Mavi çizgi, Dolar/TL kur, Yeşil çizgi, Şirketlerin döviz mevduatı.

2018’de yaşanan dövizin yükselmesi ile halkın yaşadığı şok sonrası, döviz fiyatı TL cinsinden düştükçe Halk aynı oranda Döviz’e hücum ettiğini görüyoruz.

Doların baskı altında tutulması ile aşırı değerlenen Türk Lirası satılarak dolar alınmaya devam edecektir. Çünkü, TL’nin enflasyon sonucu değer kaybedeceğini, ekonomiyi idare edenlerden daha iyi bilen vatandaş döviz almaya devam edecektir.

Son bir not, Kişi başına milli gelirimiz, 2013 yılında en yüksek seviye olan 12,500 dolara ulaşmıştır. Şu anda kişi başına milli gelirimiz 9,000 dolar seviyesine düşmüştür. 

11. Kalkınma planımızda, hedefimiz yine 12,480 dolar. Yani 6 sene ulaştığımız hedefe 4 sene sonra ulaşmaya çalışıyoruz. 2013 ten 2023, kayıp 10 kocaman yıldır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz