“İklim Değişikliği ve Çevre Politikalarının İnsan Haklarına Etkileri” başlıklı uluslararası çalıştayı düzenlendi

0
7

İSTANBUL (DHA) – İstanbul Kent Üniversitesi’nde İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin kabulünün 73’üncü yılı nedeniyle “İklim Değişikliği ve Çevre Politikalarının İnsan Haklarına etkileri” başlıklı Uluslararası Çalıştay düzenlendi.

Üniversitenin Konferans Salonunda düzenlenen etkinliğe İstanbul Kent Üniversitesi İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Dekanı Prof. Dr. Hasret Çomak, İstanbul Üniversitesi Kentleşme ve Çevre Sorunları Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Sevim Budak, Altınbaş Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Nihan Yancı Özalp, Londra’dan çevrim içi Dr. Rana İzci Connelly, Şanghay’dan çevrim içi Şanghay Jiaotong Üniversitesi Koguan Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Onur Sabri Durak katılmıştır.

- Reklam -

Çalıştayda Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS) gereğince Kasım’da Glasgow’da düzenlenen 26’ncı Taraflar Konferansının Sonuçları, Küresel iklim rejimi karşısında iklim adaleti ve insanlık hakları, Türkiye’de çevre yargısı, İklim değişikliği ve insan psikolojisi, Türkiye’de çevre yargısı ve iklim krizi, Uluslararası Çevre Mahkemesi kurulması konuları müzakere edilmiştir.

“SÜRDÜRÜLEBİLİR BİR ÇEVREDE YAŞAMA ÇOK ÖNEM KAZANDI”

Programda konuşan İstanbul Kent Üniversitesi İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Dekanı Prof. Dr. Hasret Çomak, “Siyasi, ekonomi ve kültürel hakların yanında günümüzde ‘Çevre Hakkı’ önemini korumaktadır. 21’inci yüzyılda sürdürülebilir bir çevrede yaşama hakkı çok önem kazandı. İlerleyen süreçlerde vatandaşlar, daha temiz ve sağlıklı bir çevrede yaşama hakkını ihlal eden devletlere karşı ulusal ve uluslararası düzeyde hak arama hürriyetini kullanabilir. 2020’de sona eren Kyoto Sözleşmesi, yerini 2016 yılında yürürlüğe giren Paris İklim Antlaşması bırakmıştır. Kasımda Glasgow’da Birleşmiş Milletler İlkim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS) kapsamında 26’ncı Taraflar Konferansı düzenlendi. Sıcaklık artışının 2 derecede hatta mümkünde 1,5 derecede tutulması hedefini yerine getirmeye yönelik faaliyetlerin yer aldığı ‘ulusal katkı beyanlarının’ 5 yılda bir güncellenmesi ve ilan edilmesi öngörülmüştür” dedi.

Çalıştayda; Özellikle, Uluslararası Sistemde Uluslararası Adalet Divanı ve Uluslararası Ceza Mahkemesinin olduğu ancak, Uluslararası Çevre Mahkemesinin olmadığı belirtilmiştir.  Uluslararası Çevre Mahkemesinin kurulmasının kaçınılmaz olduğu vurgulanmıştır.  

“TÜRKİYE SERA GAZI SALINIMINI 2053’TE İSE SIFIRA DÜŞÜRÜLMESİ HEDEFLİYOR”

Prof. Dr. Hasret Çomak sözlerine şöyle devam etti:

“Türkiye, sera gazının salınımını 2030’da yüzde 21 oranında, 2053’te ise sıfıra düşürülmesi konusunda taahhütte bulunmuştur. Kömür tüketiminin azaltılması, yeşil enerjinin devreye sokulması amaçlanıyor. Türkiye, Paris İklim Antlaşmasını, 7 Ekim 2021 tarihinde onaylamıştır. Onay Belgesi, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine 11 Ekim’de verilmiştir. Türkiye için bu katılım son derece isabetli olmuştur. Türkiye, İklim Değişikliğine ilişkin Ulusal Stratejik Planlarını, Paris İlkim Antlaşmasına uygun olarak her yıl güncelleyecek ve aldığı önlemleri ilan edecektir.”

“GELİŞEN ADALET ANLAYIŞLARI İKLİM İÇERİSİNDEKİ KIRILGAN GRUPLARI KORUMAYA ELVERİŞLİ DEĞİL”

Çalıştayda küresel iklim rejimi karşısında iklim adaleti ve insanlık hakları hakkında konuşan İstanbul Üniversitesi Kentleşme ve Çevre Sorunları Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Sevim Budak ise, “Gelişmiş, gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelerin içerisinde ilkim adaleti taleplerinin istenildiği kadar yerine getirilmediği ve adaletsizliğin daha da açıldığını görüyoruz. Değişen iklimin, kırılganlıkları yüksek olan toplumlar üzerinde çok daha etkili olacağını var sayıyoruz. Klasik insan hakları rejiminin de talepleri karşılamada yetersiz olduğunu görüyoruz. İnsanların sağlıklı ve dengeli bir atmosferde tüm canlılarla beraber mutlu yaşayabilecekleri bir ortamın zamanının geldiğini düşünüyoruz. Gelişen adalet anlayışları iklimi ve iklim içerisindeki kırılgan grupları korumaya elverişli değil” bilgilerini paylaştı.

“ZENGİNLER, YOKSULLARI SADECE EKONOMİK MANADA DEĞİL, İKLİMSEL ANLAMDA DA EZİYORLAR”

Doç. Dr. Sevim Budak, sözlerini şöyle noktaladı:

“Yüksek karbon emisyonuna sahip ülkeler ve toplumlarının iklime verdikleri zararı, iklime hiç karbon salınımı bırakmayan ülkeler ve toplumlar taşımak zorunda kalıyor. Zenginler, yoksulları sadece ekonomik manada değil, iklimsel anlamda da eziyorlar. Birleşmiş Milletler’in kurmaya çalıştığı ilkim rejimi, adaletsizlikleri gidermede arzu edildiği kadar ilerleme kaydedememiştir.  İklim adaletini gerçekleştirmeye yönelik olarak devletler, Birleşmiş Milletler nezdinde istenilen düzeyde çaba gösteremiyor.”

- Reklam -