İhtilal Kışkırtıcısı Topal Receb’in Sonu ve Devlet Geleneği

2
192

I. Mustafa’nın (Deli Mustafa) “çocuğun padişahlığı caizdir, ancak mecnunun padişahlığı caiz değildir” mealindeki fetva ile tahttan indirildi. IV. Murat, 9 Eylül 1623 tarihinde 11,5 yaşında iken Cihan Devleti’nin padişahı oldu.

Bir yıl içinde 3 defa padişah değişmiş, 3 defa “cülus bahşişi” ödenmişti. Dış hazine, iç hazine bomboştu. Enderun’da altın ve gümüş ne kadar eşya varsa darphaneye gönderilerek sikke kestirilmişti. Veziriazam Kemankeş Ali Paşa padişaha yalan söyleyince kısa iktidarını ve hayatını kayıp etti.  14 Nisan 1624 tarihinde Çerkes Mehmet Paşa görevi üstlendi. Erzurum’da Şehit Sultan Osman’ın kanını dava ederek İstanbul’a yürüyen Abaza Mehmet Paşa’nın isyanı devam ediyordu.

IV. Murat, Osmanlı tahtında oturuyordu ama henüz askerî vesayetin ağırlığı omuzlarında idi. Padişah ve Kösem Sultan’ın adayı Hafız Ahmet Paşa bu ağırlığın altında görevden alınıyor ve askerin istediği Boşnak Hüsrev Paşa  veziriazam tayin ediliyordu. Abaza Mehmet Paşa isyanını bastırmaktan başka hiçbir başarı sağlayamamıştı. Sarayın gözdesi ve damadı olan Hafız Ahmet Paşa ikinci defa sadrazam oldu. Padişahın danışmanlarından Hasan Halife de yeniçeri ağası yapılarak padişahın eli güçlendirilmek istenilmişti.

Bu değişiklik yapıldığında Hüsrev Paşa, Bağdat meselesinden dolayı Diyarbekir’de bulunuyordu. Yeniçeriler korkulu rüyaları haline gelmiş bulunan Abaza Mehmet Paşa’yı yakalayıp İstanbul’a getirmişti.  Bu yüzden yeniçeriler Hüsrev Paşa’nın görevden alınınca rahatsız oldular. Asker Hüsrev Paşa’nın gayreti ile yatıştırılabildi.

Dış görünüşte yeniçerileri kışkırtan kişi Hüsrev Paşa olarak görünse de esas kışkırtma Topal Recep Paşa’dan geliyordu. Çünkü kıdemli vezir olarak kendisini veziriazamlık için hepsinden daha layık görüyordu. Hüsrev Paşa’nın görevden alınması üzerine ümitlenmişse de bütün ümitleri boşa çıkmıştı. Hüsrev Paşa’nın görevden alınmasından değil yeni veziriazam Hafız Paşa’nın görevden alınması onun için daha önemli idi.

1628 yılından beri arazide olan yeniçerilerin ve sipahilerin İstanbul’a çağırılmalarına karar verilince Recep Paşa’ya gün doğdu. Atmeydanı’nı önce süvari bölükleri doldurdular ve isyan bayrağını çektiler. “Hüsrev Paşa gibi bir veziri görevden aldıranlar bu devletin dostu değildir” diyerek 17 kişinin kellelerini istediler. Listenin en başında yeni veziriazam Hafız Ahmet Paşa, Şeyhülislam Yahya Efendi ve yeniçeri ağası Hasan Halife bulunuyordu. Ulemayı da sarayın Ortakapı’sına çağırmış olan asiler böylece gerekli kadroyu tamamlamış oluyorlardı.

Hafız Ahmet Paşa, kendisine saraya gelmemesi için haber uçurulmuş olmasına rağmen:

  • Olacak kötü şeyleri rüyamda gördüm. Ölmekten gam çekmem diyerek saraya geldi. Askerin arasından geçerken “Bre vurun” nidası üzerine orada linç edilmekten son anda kurtularak padişah ile buluştu. Mührü teslim etti. Padişahın isteği üzerine kıyafet değiştirerek gizlice saraydan çıktı. 

Divan-ı hümayun önünde toplanan asiler “Padişaha sözümüz vardır” diyerek kendisini “ayak divanı”na çağırdılar. Genç Osman’ın başına gelenleri bütün saray halkı biliyordu. Yeni bir felaket yaşanmaması için Topkapı Sarayı’nın o gösterişli kapısı olan Babüssaade önüne taht kuruldu. 20 yaşına henüz girmiş olan padişah gelip tahta oturdu:

– Kullarım muradınız nedir? diye sordu. Onlar da 17 kişinin devlete dost olmadığını söyleyerek bu kişilerin kendilerine teslimini istediler. “Elbette verirsiniz. Yoksa iş başka türlü olur” diyerek padişahı tehdit ettiler. IV. Murat bunlara kızarak kalkıp iç saraya gitti. İşte bu noktada Topal Recep Paşa’nın “timsah gözyaşları” döktüğünü göreceğiz:

– Padişahımız, bu bozguncuları sakinleştirmek gerekir. Eğer ben kulunuzu da isterlerse veriniz. Kul her zaman efendisi yoluna feda ola gelmiştir. Kul ayaklanınca istediğini ala gelmiştir. Birkaç köleniz gitmekle hiçbir şey olmaz. Amma Hak saklasın  bunlar teskin olunmazsa  ahval müşkil olur, diyordu. “Ahval müşkil olur” sözüyle sizin de hayatınız Genç Osman gibi tehlikeye girer demek istiyordu. Çünkü sarayda 3 şehzade bulunmaktaydı ve asiler bunlardan birisini her an padişah seçip, IV. Murat’ı Yedikule’ye gönderebilirlerdi.

Padişah asker karşısında inat etmenin tehlikesini gördü ve hemen Hafız Ahmet Paşa’ya haber göndererek onu yoldan geri döndürdü. Padişah huzuruna çıkan Hafız Ahmet Paşa’da en ufak bir korku ve pişmanlık eseri yoktu. İki isteği vardı:               – Padişahım, binlerce Hafız gibi kulun yoluna feda olsun. Ricam şudur ki bu zalimler haksız yere kanımı döksünler ve beni şehit etsinler. Yetimlerime lütuf ve inayetini rica ederim, deyip yer öptü ve “Muhakkak ki Allah’a döndürüleceğiz” ayetini okuyarak asilerin içine daldı. IV. Murat bu korkunç tabloyu görmemek ve gözyaşlarını göstermemek için mendilini gözlerine kapamıştı. Asiler işledikleri cinayetin hesabının sorulmasından korkarak padişaha “âdilâne” hareket edeceğine dair yemin ettirerek güya kendilerini güvenceye almış oluyorlardı.

Yeni veziriazamın kim olacağını düşünmeye gerek yoktu. Yeni veziriazam Topal Recep Paşa padişaha rağmen veziriazam olduğunu biliyor ve her an tetikte bekliyordu. IV. Murat ise son olayların Topal Recep Paşa’nın kışkırtmalarıyla çıktığını adı gibi bildiği halde şimdilik ona karşı bir şey sezdirmemeye çalışıyordu.

İlk hareket IV. Murat’tan geldi. Yeniçeri isyanına sebep olan Hüsrev Paşa’yı ortadan kaldırmak için Diyarbekir valiliğine tayin ettiği Murtaza Paşa’ya çok gizli bir ferman verdi. Topal Recep Paşa, Hüsrev Paşa’yı uyarmak için gizlice ulaklar gönderdi ise de bir işe yaramadı. Hüsrev Paşa’ya 2 rekat namaz kılması için izin verildi. Kesik başı görevin yerine getirildiğinin kanıtı olarak bal tenekesi içerisinde İstanbul’a gönderildi. Böylece Recep Paşa ilk yumruğu yemiş, güvendiği birini kayıp etmişti. Çember gittikçe daralmaktaydı.

Hüsrev Paşa buna karşı elindeki en büyük kozunu ortaya koydu: Yeniçeri ve 6 Bölük halkını yeniden tahrik ederek ikinci defa isyan çıkarttı. Sultan Murat’ı yeniden ayak divanına çağırdılar. Yeniden bir kelle listesi takdim ettiler. Bu sefer işin içerisine şehzadeleri de kattılar. Şehzadeler, “Niçin bizim namımızı lisana getiriyorsunuz? Bizi suçlandırıp öldürtmek mi istiyorsunuz? Sizin himayenizin bizlere lüzumu yoktur” diye bağırdılar. Asi askerler şehzadeleri de yanlarına alarak gerektiğinde birisini tahta geçirmek tehdidini canlı tutmuş oluyorlardı. Veziriazam ve Şeyhülislam Ahizâde Hüseyin Efendi’nin kefil olması üzerine şehzadeler dairelerine gittiler ve ayak divanı sona erdi. Listedeki Hasan Halife başta olmak üzere üç ismin üçü de yakalanarak öldürüldü.

Recep Paşa’nın artık kendisini gizleyecek bir durumu kalmamıştı. Sipahi elebaşılarından kendisi gibi istikbal endişesine düşmüş olanları başına topladı. Tek kurtuluş olarak IV. Murat’ı tahttan indirmek ve şehzadelerden birisini padişah yapmak kalıyordu. Hasan Halife yerine yeniçeri ağası olan Köse Mehmet Ağa devlete ve padişaha sadık bir insandı. Onun gayreti neticesinde yeniçeriler sipahilere katılmadı ve Topal Recep ile Canpoladoğlu Mustafa Paşa’nın bu padişah değişikliği teşebbüsü başarısız oldu.

Her isyandan sonra isyanı yapanların merkezden uzaklaştırılması devlet geleneği idi. İsyanı atlatmış olan padişah isyana katılmış kişileri etrafında görmek istemiyordu. Velev ki o kişiler kendisine tahta çıkarmış bile olsalar. Çünkü her karşılaşmalarında sanki, “padişahım benim sayemde padişah oldun, bunu unutma” diyorlardı. Bu padişahın “en büyük”, “en yetkili” sıfatlarına ters bir durumdu.

Yeniçeriler bayramı bahane ederek İstanbul halkını bir kez daha soymuşlardı. 18 Mayıs 1632 tarihinde Veziriazam Topal Recep Paşa aniden saraya davet edildi. Saraya gelirken yanında sipahi zorbaları olmadan gelemiyordu. Ama usul gereği onlar sarayın dış kapısı önünde kalmak zorundaydı.

Recep Paşa, padişahın eteğini öpmek için ileri vardığında, Padişah:

  • “Gel berü topal zorba başı” deyince Recep Paşa, “vallâhi ve billâhi” diye başlayan yeminler ettiyse de padişah yıllardan beri söylemek için can attığı cümleyi işte o gün söyledi:
  • “Abdest al bre kâfir”. Recep Paşa, padişah ayak divanına çıkarken yanına yaklaşmış ve “Padişahım bunların ne yapacakları belli olmaz, abdest alıp öyle dışarı çıksanız” diyerek padişahı örtülü olarak tehdit etmişti.

Padişah –“Şu hainin tiz başını kesin” dedi. Ama o sırada celladın hazır bulunmadığı görüldü. Belki de Recep Paşa’nın haber almaması için özellikle çağırılmamıştı. Zülüflü baltacılar kement atıp oracıkta boğdular. Cesedi saray dışında bekleyen adamlarının önüne attılar. Neticenin korkunçluğunu gören asi kabadayılar çil yavrusu gibi ortadan kayıp oldular.

Recep Paşa’nın yerine Mısır valiliğinden gelmiş olan Tabanıyassı Mehmet Paşa veziriazam oldu. İlk görevi geri kalan asilerin yakalanıp cezalandırılması idi. Sipahi ve yeniçeri zorbaları Recep Paşa’nın öldürülmesinden dolayı çok kızdılarsa da yeni bir harekete girişmek için ortam uygun olmadığından susmak zorunda kaldılar.

Artık IV. Murat’ın gerçek padişahlık dönemi başlamış oluyordu. Bundan sonra padişah asilerden değil, asiler padişahtan ve devletten korkacaklardı. Gerektiğinde tütün, gerektiğinde şarap, devletin gücünü en tabana kadar yaymak için kullanılacak, bir daha Topal Recep Paşa’lar meydana inemeyeceklerdi.

2 YORUMLAR

  1. 1628 yılından beri arazide olan yeniçerilerin ve sipahilerin İstanbul’a çağırılmalarına karar verilince Recep Paşa’ya gün doğdu. Atmeydanı’nı önce süvari bölükleri doldurdular ve isyan bayrağını çektiler. “Hüsrev Paşa gibi bir veziri görevden aldıranlar bu devletin dostu değildir” diyerek 17 kişinin kellelerini istediler. Listenin en başında yeni veziriazam Hafız Ahmet Paşa, Şeyhülislam Yahya Efendi ve yeniçeri ağası Hasan Halife bulunuyordu. Ulemayı da sarayın Ortakapı’sına çağırmış olan asiler böylece gerekli kadroyu tamamlamış oluyorlardı.

  2. Padişah asker karşısında inat etmenin tehlikesini gördü ve hemen Hafız Ahmet Paşa’ya haber göndererek onu yoldan geri döndürdü. Padişah huzuruna çıkan Hafız Ahmet Paşa’da en ufak bir korku ve pişmanlık eseri yoktu. İki isteği vardı: – Padişahım, binlerce Hafız gibi kulun yoluna feda olsun. Ricam şudur ki bu zalimler haksız yere kanımı döksünler ve beni şehit etsinler. Yetimlerime lütuf ve inayetini rica ederim, deyip yer öptü ve “Muhakkak ki Allah’a döndürüleceğiz” ayetini okuyarak asilerin içine daldı. IV. Murat bu korkunç tabloyu görmemek ve gözyaşlarını göstermemek için mendilini gözlerine kapamıştı. Asiler işledikleri cinayetin hesabının sorulmasından korkarak padişaha “âdilâne” hareket edeceğine dair yemin ettirerek güya kendilerini güvenceye almış oluyorlardı.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz