Lütfen sonuna kadar okumadan başlığa bakıp da yaşadığımız bu corona virüs salgını günlerinde nereden çıktı bu heykel meselesi, bir ekonomistin ne işi olur heykelle falan demeyiniz.

AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan dahil küresel ölçekte bütün liderler bu salgın sonrasında ortaya çıkacak krizin etkilerinden dem vurup; üretim, üretim, üretim diyorlar değil mi? İşte heykelin ekonomi ile ilgisi de tam burada!

Ülkemizde özellikle siyasi İslamcılar ve muhafazakar kesim arasında yoğun bir heykel düşmanlığı mevcuttur, bunlar bırakınız heykel yapmayı, elde balyoz heykel kırmayı marifet sayarlar. Geleneksel İslam yorumu başta heykel, resim ve müzik olmak üzere sanatın hemen her dalına düşmandır, günah sayar; bunların yapılmasını, uğraşılmasını, seyredilmesini ve dinlenmesini men eder!

Bu kesimde yoğun bir Atatürk düşmanlığı olduğu da aşikardır özellikle başta Atatürk dönemi olmak üzere AKP öncesi cumhuriyeti yönetimlerini sık sık “80 yıl boyunca heykelden başka ne yaptılar ki” diyerek eleştirirler.

AKP öncesi yapılmış ve AKP iktidarı tarafından satılarak yandaşlara üleştirilmiş; SEKA, Şeker Febrikaları, Sümerbank gibi bir çok tesisi bunlara hatırlatmak dahi yüzlerini kızartmaz elbette, bende konuya bu açıdan bakmayacak, AKP iktidarı öncesinde bu ülkede yapılanları suratlarına çarpıp, yüzlerini kızartmakla uğraşmayacağım ve konuya başka bir açıdan sınai üretim fonksiyonu açısından bakacağım.

Küresel ölçekte talep görecek sınai bir ürün elde edebilmek için; teknoloji, tasarım ve organize toplum yapısı olmak üzere üç önemli unsur gerekir.

Sınai üretimde teknoloji çok önemlidir, bu konuda zaten bir tartışma yoktur. Bilindiği üzere teknolojiyi de bilim yaratır. Teknoloji sahibi olmak ve sınai üretim yapmak isteyen bir toplum bilime, bilimsel araştırmalara ve bilimsel eğitime çok önem vermeli, tüm kaynaklarını bu alana yönlendirmelidir.

Sınai bir ürüne talep yaratmak için teknoloji yeter mi? Elbette yetmez, sınai ürünlerde tasarım da çok önemlidir, özellikle benzer teknolojilere sahip olan üreticiler arasında fark yaratan unsur tasarımdır. Tasarımı yaratan, ortaya çıkaran güç ise sanattır. Bu yüzden sınai üretimde başarılı olan tüm toplumların aynı zamanda sanatta da başarılı ve üstün performans sahibi olmasına şaşırmamak lazımdır. Sanata düşman bir kafanın başarılı bir sınai üretim yapabildiği hiç görülmemiştir. İşte heykel ile tasarımın ve ekonominin ilgisi buradadır. Ancak sanata, sanat eğitimine ve sanatçıya değer ve önem verilen toplumlar herkesin çok beğendiği, sahip olmak istediği ve yoğun talep gösterdiği sınai ürünler ortaya çıkarabilir. Dikkat ediniz, Alman ya da İtalyan firmalarınca üretilen ve astronomik fiyatlara satılan lüks otomobiller hem bir teknoloji harikası ve hem de sahip oldukları estetik ve göz alıcılık ile birer tasarım şaheseridir. İtalyan ve Fransızların tekstil sanayinde yarattıkları markalar ve estirdikleri moda rüzgarı sayesinde giyim, kuşam örtünme amacı dışına çıkıp, bir estetik duygusuna dönüşmüyor mu?

Heykel, resim ve benzeri plastik sanatlarda gösterilen toplumsal başarı ile sınai ürünlerdeki tasarım başarısının doğrusal ilişki içinde olması asla bir tesadüf değildir. Sanata ve sanat eğitimine önem verirseniz sadece heykel ya da resim yapan sanatçılar değil, sınai ürünler üreten tasarımcılarda ortaya çıkacaktır, bu ilişkiyi iyice anlamak gerekir.

Elbette konunun birde mimari boyutu vardır mimarlar teknoloji ile sanatı buluşturan yapılara adeta ruh katan sanatçılardır. Ülkemiz devamlı olarak asfalt ve beton dökmek, demir döşemek ile övünür, peki küresel ölçekte beğeni kazanan, ödül alan kaç mimarımız ve kaç mimarlık firmamız var? Heykel ve resme düşman bir toplum, başarılı mimarlar yaratabilir mi?

Küresel ölçekte heykel, resim ve sair sanata düşman olan toplumların yaptığı ve küresel ölçekte talep gören hangi sınai ürün var?

Kısacası heykel yapabiliyorsan sınai ürün yapabilme şansın vardır, lakin heykele ve sanata düşmansan sınai ürün üretme şansın yoktur.

Son olarak birde organize toplum meselesine değinmek istiyorum; sınai bir üretim ancak çok kompleks bir toplumsal organizasyon, işbirliği ve eşgüdüm ile elde edilebilir.

Bu tip bir organizasyonda yer alabilecek bireyler yetiştirmenin en kolay yolu da spor eğitimidir. Spor eğitimi sayesinde bireyler ancak çocuklukta öğrenip içselleştirebilecekleri; takım halinde davranma, eşgüdüm, disiplinli olma, zamana ve kurallara uyma gibi yetenekleri kazanır. Bu çocuklar elbette büyüyüp yetişkin olduklarında sınai üretimin gerektirdiği bu yeteneklere de sahip olacaklardır. Sınai üretimde başarılı toplumların organize spor faaliyetlerinde de başarılı olması asla bir tesadüf değildir.

Umarım heykel ile üretim arasındaki bağı bu kısa yazıda anlatabilmişimdir ve bu tartışma son bulur. Sanat, bilim ve spor hak ettiği öneme ülkemizde de kavuşur ve bol bol heykel yaparız…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz