Memleket bankacılık sektörü geçen yıl net 49,1 milyar lira kar etmiş. Günde 135 milyon, saat başı 5,5 milyon, dakikada 93 bin lira. Biz, uyurken, çay yudumlarken, trafikte, hatta şubesinde sıra beklerken kazanmışlar da kazanmışlar.

Sektörün karları bir önceki yıla göre yüzde 30’dan fazla artmış, 100 liraya 32 lira kar elde etmişler. Hal böyle olunca “Türkiye’nin sırtından nasıl para kazanırız” diyen bankacılığa bakıyor. Şimdi son yıllardaki hızlı büyümesiyle dikkat çeken Denizbank’ın satışı gündemde, Birleşik Arap Emirlikleri sermayesi ile görüşmeler başlanmış.

Esasında satılan/satılacak yerli ve milli bir banka değil. Vatandaş da hemen sevinmesin; bu satıştan memleket ekonomisine bir kazanç yok.
Denizbank 1938 yılında devlet eliyle denizcilik sektörünü desteklemek için kuruldu, 1997 yılında özelleştirme kapsamında Zorlu Holding’e 69 milyon dolar karşılığında verildi. Holding bankayı büyüttü ve 2006 yılında 2,4 milyar dolara Belçikalı banka Dexia’ya sattı. 2012 yılında da bankanın tüm hisseleri3.4 milyar dolara Rus Sberbank’a geçti. Şimdi 15 bin çalışanı ve 747 şubesiyle Türkiye’nin 5. büyük bankası sıfatıyla Araplara gidiyor.

Bugün üç kamu bankası dışında yabancı sermaye ortaklığı olmayan banka yok gibi. Bazıları tümüyle yabancıların. Başta; ABD, İspanya, Hollanda, Fransa, Almanya, Rusya, Kazakistan, İtaya, Katar, S. Arabistan çıkışlı sermaye Türkiye’deki bankaları işletiyorlar, isimleri Türkçe olunca sanıyoruz ki bu bankalar yerli ve milli!
Yabancıların bu ilgisini geçen yılın karı açıklamaya yetiyor. Getir parayı, sat yüksek faizden vatandaşa, yatır Hazine bonosuna, iç borçlanma senedine, vadesi bekle, al karını, tekrar sat, tekrar kazan. Diğer bankacılık işlemleri de üzerine ekle, devası karlar sağla, sonra da iki katı parayla tümüyle sat, çek git.
Günümüzde Türkiye’de devlet de, vatandaş da bankalara çalışıyor. Liberalleşme, globalleşme diye diye hayatımızda görmeyeceğimiz insanları, para babalarını zengin ediyoruz. Ne ala memleket!

EYY BANKALAR!

Bankacılık sektörünün yüksek karlarını geçen yıl bahar aylarındaki bir yazımızda konu etmiştik. Yazıda “kullandırılan garantili kefalet kredileri ve borç yapılandırmalarıyla bankacılık sektörü karda patlama yapar” öngörüsünde bulunmuşuz. Sonuç ortada.
Yazıda; Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “bu karları düşük faizle yatırımcıya kullandırın, yoksa önlem alırız” diye eleştiride bulunacağını da kaydetmişiz. O da oldu ama “eyy bankalar” şeklindeki seslenmeler karşılık bulmadı, tıpkı yüksek faizler konusunda “asarız, keseriz” denildiği gibi. Tahminiz; şu Afrin/Membiç işleri yoluna girsin, yeniden duymaya başlarız bu “eyy bankalar” sözlerini.

Yine o yazımızda şu ifadelere yer vermişiz “Şimdi bizim esrarengiz Varlık Fonu’nun yöneticileri memlekete para kazandırmak için düşünüyorlar ya, kursunlar üç kamu bankası ortaklığıyla bir banka. Bir iki yıl sonrada satışa sunsunlar. Buraya yazıyoruz, cümle yabancı sermaye kuyruğa girer, anında iki üç katına gider”.
Varlık Fonu ne yapar bilmeyiz ama Türkiye’de “yabancı bankaları” satın almak için kuyruklar oluştuğu artık her yerde konuşuluyor.
Yeter ki Türkiye’de banka olsun, sineği Körfez’den gelir.

FACEBOOK YORUMLARI