HER SANAT DALI KENDİNCE BİR ÖYKÜ ANLATIR

0
76

Edebiyat ve felsefe alanı ile yakından ilgili, aynı zamanda dergi yayıncılığı yapan Öykü Yazarı Fulya Bayraktar, edebiyatın insan hayatı ve düşün dünyası için önemine dair gazetemize konuştu.

Esma ALTIN/ANKARA

Edebiyat ile yaşamın, duyguların ve yaşanabilecek olayların anlatılabileceğine inanan ve bunları kaleme aldığı öyküleri ile dile getiren  Öykü Yazarı Fulya Bayraktar, edebiyat dünyasına kattığı eserleri ve yaptığı çalışmaları hakkında bilgi verdi. Öykü yazarlığına yönelmesinin sebebini anlatan Bayraktar; “Çok bilinçli başlanmıyor belki yazmaya. Zaman içerisinde kendi duygu ve düşüncelerinizi, duyarlılıklarınızı en iyi ifade edebileceğiniz, sizi daha çok sarıp sarmalayan edebi dalı seçiyorsunuz. Kısalığı, yoğunluğu, vuruculuğu, biçim ve yenilik olanakları açısından, öykü bana daha uygun, daha heyecan verici bir tür olarak gelmiştir hep. Çok kısa bir metinle o kadar çok şey anlatabiliyor, o kadar çok biçim denemesi yapabiliyor ya da sonsuz başlangıç ve sonlar yazabiliyorsunuz ki. Her insan aslında kısa kısa öykülerin birleşmesinden oluşan bir hayat yaşıyor. Öyküyü seçtim; çünkü her sanat dalı öyküden yararlanır, kendince bir öykü anlatır.”

- Reklam -

‘UZUN YILLARDIR SÜREN BİR YOLCULUK’

Yazılı basının edebiyata göstermiş olduğu ilgiden duyduğu memnuniyeti dile getiren Bayraktar sözlerine şöyle devam etti; “Öncelikle Sonsöz Gazetesi okurlarına ‘Merhaba’ diyorum. Edebiyat dergilerinin yanı sıra, gazetelerin de edebiyat konularına duyarlı olmalarını çok önemli bulduğumu söylemek isterim. Bu duyarlılık; sanatın gündelik yaşamımızın dışında, sadece belli bir kesimi ilgilendiren bir alan olmadığını göstermek açısından çok değerli. Tüm yazın arkadaşlarım adına teşekkür ediyorum. Adana doğumluyum. Koşulları zorlayarak üniversite okumaya geldiğim Ankara’da, çalışma uğruna temelli kaldım. Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunuyum. 30 yıl kadar bir kamu bankasında çalıştıktan sonra emekli oldum.”

Edebiyat yolculuğunun nasıl başladığı hakkında bilgi veren Bayraktar şunları kaydetti; “Tüm yazanlar gibi, çok okumakla başladı edebiyat yolculuğum. İlginç olan; herhangi bir yönlendirme ile başlamadı bu yolculuk. Çevremde kitaplarla haşır neşir pek kimse yoktu. Sadece günlük gazete okunurdu evde. Daha okula gitmeye başlamadan, içsel bir güdüyle başladı okuma isteğim. Hiç azalmadan, hatta artarak sürdü edebiyatla ilişkim. Ufak tefek günlük yazılar, kısa şiirler dışında, yazma yolculuğum yirmi yıldan fazladır sürüyor.”

Edebi türler içerisinde neden öykü yazmaya yöneldiğini anlatan Bayraktar şunları ifade etti; “Çok bilinçli başlanmıyor belki yazmaya. Zaman içerisinde kendi duygu ve düşüncelerinizi, duyarlılıklarınızı en iyi ifade edebileceğiniz, sizi daha çok sarıp sarmalayan edebi dalı seçiyorsunuz. Kısalığı, yoğunluğu, vuruculuğu, biçim ve yenilik olanakları açısından, öykü bana daha uygun, daha heyecan verici bir tür olarak gelmiştir hep. Çok kısa bir metinle o kadar çok şey anlatabiliyor, o kadar çok biçim denemesi yapabiliyor ya da sonsuz başlangıç ve sonlar yazabiliyorsunuz ki. Her insan aslında kısa kısa öykülerin birleşmesinden oluşan bir hayat yaşıyor. Öyküyü seçtim; çünkü her sanat dalı öyküden yararlanır, kendince bir öykü anlatır. Öykü yazarken, kurgularımızla olasılıkların sınırlarını zorluyor, henüz yaşanmamış, yaşanmayı bekleyen belki de hiç yaşanmayacak hayatlar sunuyoruz. Okurken de, yaşadıklarımızı hatırlıyor, yaşamadıklarımızı hissediyor, yaşayabileceklerimizin farkına varıyoruz. Öykülerle bencilliğimizden ve bireyselliğimizden sıyrılıp hayatı, insanları kavrıyor, büyük bir anlam dünyası oluşturuyoruz kendimize. Öykü bir tartma ve tartışma platformu aynı zamanda. Örtülü olarak değer yargılarının, bakış açılarının, ideolojilerin, yaşam içindeki duruşların, benzerlikler ve farklılıkların tartışıldığı nitelikli bir platform.”

‘HER ŞEY YER ALABİLİR YAZDIKLARINIZDA’

Yazdığı öykülerdeki konu ve tema seçimlerinde belli kriterleri olup olmadığı ile ilgili konuşan Bayraktar şunları belirtti; “Gerek öykü temaları gerekse yazma biçimi, yazanın duyarlılıkları, olaylardan, durumlardan, okuduklarından nasıl ve ne şekilde etkilendiğiyle ilgili sanırım. O güne kadar yaşadıklarınız, gördükleriniz, dinledikleriniz, düşleriniz hepsi yer alabilir yazdıklarınızda. Çok okuyan insan, bir yerde okuduklarını da yaşamış gibi içselleştirebiliyor. Bazen, bir öykü konusunun zihninizde nasıl olup da şekillendiğini, bu konunun nereden çıktığını anlayamıyorsunuz çünkü. Genel olarak söylemem gerekirse; yaşanan duygular, yoksunluklar, insana ve insanlığa sığmayan düşünce ve davranış biçimleri, ötekileştirmeler, çaresizlik duygusu, elbette bir de kadının toplumsal ve buna bağlı olarak bireysel sıkışmışlığı benim mercek ile baktığım konular ve duygular.”

Genellikle yetişkin kesime yönelik öyküler kaleme aldığını belirten Bayraktar, eserleri ve içerikleri hakkında bilgi verdi. Bayraktar: “Şimdiye dek basılmış, birisi 2015 yılında, birisi de 2019 yılında olmak üzere iki öykü kitabım var. İlk öykü kitabım olan ‘YUH’, daha çok kadın erkek ilişkilerine ve kadınlara yönelik cinsiyet ayrımcılığından kaynaklanan sorunlara odaklı. Aynı zamanda kadınların gücüne de vurgu yapan öyküler var içinde. İkinci öykü kitabım ‘Bana Öyle Tuhaf Bakma’ ise; ağırlıklı olarak farklı özellikleri ya da tercihleri nedeniyle ötekileştirilen, ayrımcılığa uğrayan, tuhaf bakılan öykü kahramanlarını anlatan, göstermeye çalışan öykülerden oluşuyor. Belli temalarda oluşturulmuş kolektif kitaplarda ve birçok dergide de yazılarım ve öykülerim yayımlandı.” dedi.

Öykü yazarlığı dışında başka çalışmalar ve faaliyetler yürüttüğünü dile getiren Bayraktar şunları söyledi; “İki yıl kadar, Ankara’da, kültür sanat faaliyetleri gerçekleştirdiğimiz, Babil Kültür ve Sanat Evi’ni çalıştırdık. Özellikle edebiyatseverler için bir buluşma noktası olmuştu burası. Her hafta sonu söyleşiler gerçekleştiriyor, edebiyat kulübü toplantıları ve atölyeler yapıyor, özel günleri kutluyorduk. Verimli, güzel çalışmalar yaptık açıkçası. Ancak, pandemi sürecinin uzaması nedeniyle, maalesef bu mekânı üzülerek kapatmak zorunda kaldık.

Bu mekânda yaptığımız bazı faaliyetleri şu anda internet üzerinden gerçekleştirmeye çalışıyoruz. Edebi ve felsefi metinler okuyor, üzerinde konuşuyoruz. Film okuma atölyemiz için de her hafta bir film izliyor, eleştirel düşünme odaklı olarak film üzerinde yorumlar yapıyoruz. Hepimize büyük bir katkı sağlıyor ve elbette zamanımızı alıyor bu çalışmalar.”

‘EDEBİYAT İLE EMPATİ YAPILABİLİR’   

Edebiyat adına nasıl bir gençlik yetiştiği ile ilgili öngörülerini paylayan Bayraktar şunları belirtti; “Edebiyatla uğraşan insan; yaşadığından başka bir dünyanın da var olabileceğine inanır, bütün insanlık hallerine esnek bakabilir, empati yapabilir, insanların acısını, sevincini kendi içinde hissedebilir, yaşayabilir ve kendince çözüm önerileri geliştirebilir. Edebiyat insanın eksiklerini tamamlayan, zihnini açan, algı düzeyini yükselten, insanların yaşayageldiği şeylerden haberdar eden, ilgilendikçe sanki daha bir insan olmasını sağlayan bir uğraş. Bunları şunun için söylüyorum; çocukluktan başlayarak insanın, etrafında olup bitenlerle ilgili olduğu kadar, farklı dünyaları okumakla, bu dünyaların farkına varmakla, okuduklarını yorumlamakla, düşler kurabilmekle de ilgili olabilmeli. Daha yaşanılası bir dünyanın kurulabilmesi, duyarlı insanların yetişmesinde sanatın, edebiyatın etkisi, katkısı küçümsenmemeli. Maalesef eğitim sistemimiz ve edebiyat müfredatımız bu düşüncede görünmüyor. Çocuklarımız, gençlerimiz ancak ailelerin, sosyal çevrelerinin etkisiyle edebiyata yönlendirilebiliyor. Ama umutsuz değilim bu konuda.”

Edebiyat ile ilgilenen bireylerin bu alan ile ilgili kuramsal çalışmaları irdelemesi ve okuması gerektiğini vurgulayan Bayraktar şu ifadeleri kullandı; “Yazan insanların, bir yandan olabildiğince edebiyat eserleri okurken, yazıya ilişkin, edebiyatın geneline ilişkin kuramsal kitaplar okuması, şimdiye kadar bu konuda söylenmiş şeyleri ve yapılmış çalışmaları bilmesi gerektiğini düşünüyorum. Ne yaptığınız hakkında düşünmek, yaptığınızın farkında olmak için gerekli öncelikle bu. Ayrıca, yazdıkça derinleşmek, o alanda farklı anlatım biçimleri bulmak zorunda yazan kişi. Yoksa, sürekli kendini tekrar eden bir yazarı kimse okumak istemez. Özellikle yazmaya yeni başlayan insanlar; ne yazacağı, nasıl yazacağı, yazarken nelere dikkat etmesi gerektiği, yazma sürecinde kendisini nasıl besleyebileceği gibi konularda tereddütler yaşıyor. Yazdıklarını paylaşabileceği bir çevresi bulunmuyor. Elbette yazmak da; müzikle uğraşmak, resim yapmak gibi deneyimsel bir süreci barındırıyor. Hem bu deneyimleri paylaşmak hem de kendini doğru yönde geliştirmek isteyen kişilerin talebi üzerine oluştu bu yazma kursları, atölyeleri bildiğim kadarıyla. Oldukça verimli çalışan atölyeler olduğunu biliyorum. Ben de kısa bir süre, bir arkadaşımla birlikte bir atölye çalışması yaptım. Verimli, güzel bir çalışmaydı.”  

‘LACİVERT ÖYKÜ VE ŞİİR DERGİSİ’

Arkadaşları ile uzun yıllardır aralıksız olarak çıkardıkları dergiden söz eden Bayraktar şunları aktardı; “Dergileri, edebiyat ortamlarına, güncel edebiyata katkıları ve yazarların ürünlerini görünür kılacak bir platform olmaları açısından önemsiyorum. Dergiler edebiyatın sergisi, tartısı, tartışma platformu. Ürünsel bir platform gibi görünse de, aynı zamanda düşünsel bir platform. Yazarlar yazdıklarını tartar bu platformda, görünür kılarlar. Genellikle daha sonra kitap çıkarmaya başlarlar. Her yazarın kalbinde, dergilerde olmak ve hatta dergi çıkarmak fikri vardır. Lacivert Öykü ve Şiir Dergisi’ni, 17 yıldır, birkaç kadın arkadaşımla birlikte aralıksız olarak çıkarıyoruz. Dergimizde; öykü, şiir, deneme, inceleme, eleştiri, anı, tanıtı gibi edebiyat ürünleri yayımlamak dışında, önemli bulduğumuz konularda dosyalar hazırlıyor, edebiyatçılarımızla kapsamlı söyleşiler gerçekleştiriyoruz. Dergi çıkarmanın, çok meşakkatli bir faaliyet olduğunu söylemeliyim. Arkanızda herhangi bir maddi güç, sponsor ya da yayınevi yoksa, Don Kişot olmak gibi bir şey. Zorlu günler yaşadık bu süreçte, ancak sevdiğiniz alanda bir çalışma yapıyorsanız, güçlükleri aşmak daha kolay oluyor sanki. Lacivert’in şu anda edebiyat dünyasının sevilen, tanınan, takip edilen bir dergisi olduğunu sanıyorum.”

Edebiyat ve dergi yayıncılığı dışında felsefeyle de yakından ilgilenen Bayraktar bu alandaki çalışmalarından bahsetti ve şunları söyledi; “Yazan insanlar, mümkün olduğunca çok alanda bilgi ve deneyim biriktirmek durumunda. Felsefe ise doğrudan insan olmaktan, düşünen bir varlık olmaktan kaynaklı olarak ilgilenmemiz gereken bir alan. Farkında, bilinçli, insani değerlere dayalı, sorgulayıcı, kendinizce doğru bir hayat yaşamak için gerekli. Mesleki branşım iktisat olmakla birlikte, edebiyatla ilgili olduğum kadar felsefi metinlerle de ilgiliydim. Ancak bu konuda eğitim almamıştım. Sonunda, Açık Öğretim Fakültesi’nde Felsefe okumaya karar verdim. Bu günlerde mezun olmak üzereyim. Ayrıca, Babil Kültür ve Sanat Evi’nde, felsefe atölyeleri de gerçekleştiriyorduk. Pandemi sürecinde bu atölyeleri zoom programı aracılığıyla yapmaya başladık. Şair, yazar, eleştirmen ve felsefeci A. Galip Hocamızla birlikte, bu atölyelere hâlâ devam ediyoruz.”

‘PANDEMİYİ EDEBİYAT İLE VERİMLİ HALE GETİRDİK’

Pandemi sürecinde herkes gibi belli kısıntılar ve olumsuzluklarla karşı karşıya geldiklerini ama edebiyat ile bu süreci daha verimli bir hale getirmeye çalıştıklarını söyleyen Bayraktar şunları dile getirdi; “Pandemi nedeniyle, kültür sanat faaliyetlerimiz tamamen sekteye uğradı ve bahsettiğim gibi, etkinlikler yaptığımız, edebiyat dostlarımızla buluşma yeri olarak kullandığımız Babil Kültür ve Sanat Evi’ni kapatmak zorunda kaldık. Bu durum hepimizi çok üzdü elbette. Bir yıldan fazladır yüz yüze edebiyat paylaşımları yapamıyor ve arkadaşlarımızla görüşemiyoruz. Özellikle dergi faaliyetlerimiz açısından çok zorlandık bu süreçte. Derginin tüm içerik ve dağıtım işleriyle kendimiz ilgilendiğimiz için, kapanma süreçleri dergiyi doğrudan etkiledi. Ancak bir süre sonra, herkes gibi bizler de yeni çözümler ürettik ve dergi çıkarım ve dağıtım işlerini bir hale yola koyabildik. Bu olumsuzluklara rağmen; paylaşımlarımızı internete taşıyarak birlikteliğimizi korumaya, verimli etkinlikler yapmaya devam ediyoruz. Edebiyat faaliyetlerimiz bu süreçte bizi sağaltıyor, geliştiriyor, zamanımızı verimli ve keyifli geçirmemizi sağlıyor.”

Bir yazar olarak pandemi nedeniyle evde bolca vakti olan bireylere tavsiyelerde bulunan Bayraktar; “Çalışma hayatı, günlük telaşlar ve kaygılar tüm insanlar gibi sanatsal faaliyetlerde bulunan insanları da verimsiz kılıyor aslında. Görebildiğim kadarıyla; evlere kapanmak her ne kadar psikolojik olarak kendimizi kötü hissetmemize neden olduysa da, tabii çalışmaya devam edenler elbette çok daha zorlu bir süreç yaşıyor, şimdiye dek ertelediğimiz, yapamadığımız işlere yoğunlaşabilmemizi de sağladı. Okumaya fırsat bulamadığımız kitapları okuduk, merak ettiğimiz konulara yoğunlaştık. Kendim için söylersem; internet üzerinden artan olanakları da kullanıp okumaya, dinlemeye, her türlü sanatsal faaliyeti izlemeye zaman ayırdım ve zihnimi bolca besledim. Birbirini anlayan, sorgulayabilen, hoş görebilen, hak verebilen, duygu ve mantığını birlikte kullanarak ilkel içgüdülerini terbiye edebilen insanların varlığı, nitelikli bir edebiyat ortamının varlığında saklı diye düşünüyorum. Edebiyatla uğraşan insan; başka bir dünyanın da var olabileceğine inanır, bütün insanlık hallerine esnek bakabilir, empati yapabilir, insanların acısını, sevincini kendi içinde hissedebilir, yaşayabilir, çözüm önerileri geliştirebilir. Eve kapanmak zorunda olanlara da; elbette güncel yaşamdan kopmadan, kendilerine zaman ayırmalarını, okumalarını, dinlemelerini, izlemelerini, zihinlerini beslemelerini öneriyorum. Biraz araştırma yapınca, nereden başlayacaklarını, neleri seçeceklerini mutlaka bulacaklardır. Edebiyatın; insanın en büyük keşif yolculuklarından biri olduğunu söylemek istiyorum.” ifadelerini kullandı. 

- Reklam -