Hemingway çanların kimin için çaldığını biliyordu biz ise boşluktayız…

0
123
- Reklam -

Kendi ekonomik sıkışıklığımızın derdine düştüğümüzden yakın coğrafyamızda ki uluslararası sürtüşmelerde arabuluculuk yapma surrealist merakımızı hamdolsun askıya aldık ama göz ucuyla kerteriz alarak,sağa sola fazla atarlanmadan, Ukrayna’da taraflar neyin peşindeler bilmeliyiz ki tufaya gelmeyelim.

Malum,Tiflis New Vision Üniversitesi Siyaset ve Uluslararası İlişkiler Profesörü Süreyya Yiğit dostum yaşadığı, ders verip halkın nabzını tuttuğu sorunlu Coğrafya’nın konularını, aklın ve siyaset biliminin eleğinden geçirerek, yerel kişilerle tartışarak özümsediği değerlendirmelerini benimle paylaşır bende size aktarırım. Gene Süreyya ile başbaşa bırakıyorum sizleri; Sene 1944, aylardan Haziran ve Hemingway İkinci Dünya savaşında Londra’da bulunurken Thames nehrine bakan ‘Dove’ pub’ının müdavimi olmuş. Dergilerde yayınlanan makalelerinde Nazi Almanya’sına karşı savaşın bir ölüm kalım savaşı olduğunu vurgular. Bugün ben de aynı yerde fakat farklı bir savaş hakkında kafamı yoruyorum. Putın’in başlattığı askeri harekât Ukrayna için kesinlikle bir varoluş meselesi. Belki savaşın daha da önemli boyutu, sadece Rusya’nın genişlemesi değil, Batı liberal değerlerinin hedef alınması. Putin hiçbir zaman SSCB’nin dağılmasını kabullenemedi ve bunun yüzyılın jeopolitik faciası olarak nitelendirmekte. Düşünceleri hâlâ soğuk savaş’ta donup kalmış. Düşman aynı: ABD ve Avrupa, araç aynı: askerî güç, hedefte sapma var, zira dünya hegemonyasından ziyade küresel güç, bir kutup oluşturma emeli mevcut.

- Reklam -

Şu ana kadar neredeyse kutsal atfedilen üç norm yara aldı. Nükleer silahların kullanılmaması, sivil toplumun öldürülmemesi ve toprak almak için savaş açılmaması. Putin son iki değeri ihlal ederken birincisini de açıkça tehdit etmekte. Liberal Batı düzeni de ikilem ile karşı karşıya: ya kendisini geliştirip güçlendirecek, ya da ağır yaralar alıp yavaş yavaş tarih sahnesinden ayrılacak. Çünkü Ukrayna savaşı iki farklı dünya görüşünü ortaya sermekte. Ya liberal, demokrat, özgür toplumları kutsayan, çok taraflı uluslararası örgüt ağırlıklı bir model benimsenecek, ya da Çin ve Rusya’nın önderliğinde Batı-sonrası otoriter veya otokratik kapitalist düzen dünyaya hâkim olacak. Batı değerleri coğrafya ile sınırlı kalırsa bu muharebeyi kaybedecek. Her ülkeye açık, hegemonik değil prensipler üzerine kurulu kucaklayıcı yeni bir modele ihtiyaç var. Burada Batı’ya düşen mühim bir görev var. Prensipler, normlar ve değerler konusunda daha ilerici yaklaşıma ihtiyaç var.

Tüm dünyayı kucaklayıcı yeni ve gelecek vaat eden bir modelin tanıtılması şart. Batı sisteminin aşması gereken büyük manialar birdenbire belirdi: enflasyon, ülkelerin toprak bütünlüğü, gıda krizi ve savaşın yayılması ve derinleşmesi. Bütün bunlara çare bulunması şart. Öyle gözüküyor ki küreselleşme geri vitese takılacak ve soğuk savaş bloklaşmasına ve en azından iki kutuplu dünyaya tekrar merhaba denilecek. Atatürk’ün dediği gibi, milletin hayatı tehlikeye maruz kalmadıkça savaş bir cinayettir, elbette insanlık için bir felaket ama Ukrayna savaşı Batı sisteminin ne kadar benimsendiğini ispatladı. AB ve NATO yıllardır hissetmediği övgüyü ve itibarı görüyor. Yüzyılların tarafsız İskandinav ülkeleri Batı savunma ittifakının parçası olmak için sıraya girdiler. AB tarihinde ilk defa askeri yardım yapmayı kabul etti. Trump ile hayal kırıklılığına uğrayan Avrupa, görülmemiş bir şekilde birlik ve beraberlik sergilemekte. Müttefikliğin hayati önemi ortaya kondu ve devamı hakkında mutabakat yaratıldı. 1944’de Hemingway Dove birahanesinde içkisini yudumlayıp purosunu içerken büyük savaşın galibiyetle biteceğinden şüphesi yoktu, sadece ne kadar süreceği hakkında sakıncaları mevcuttu. Bu satırları aynı mekânda yazan da aynı düşüncelere hâkim.

- Reklam -