Hem hekim hem edebiyatçı profesör

0
119

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Teoman Murat Özsan, kaleme aldığı eserleri hakkında gazetemize açıklamalarda bulundu.

Esma ALTIN/ANKARA

Bir doktor olarak edebiyata olan ilgisi ve yazdığı romanları hakkında bilgi veren Özsan, mesleğinin de yazmasında büyük katkıları olduğunu ifade etti. Özsan: “Çocukluğumdan beri şiirler yazarak duygularımı ifade etmem, tuttuğum günlükler, otuz yedi yıllık meslek hayatım boyunca anlattığım dersler, yazdığım makaleler, hastalar ve öğrencilerle kurduğum iletişimin bu konuda rolü vardır mutlaka. Fakat en büyük pay çok fazla kitap okumam ve edebiyat üzerine aldığım eğitimlerdedir.” dedi.

“BİZE İNSAN OLMAYI ÖĞRETİR”

Bir tıp doktoru olarak roman yazmada ve dili etkili kullanmada pek çok faktörün etkili olduğunu dile getiren Özsan sözlerine şöyle devam etti; “Yazımın bu hale gelmesinde pek çok faktör var diye düşünüyorum. Çocukluğumdan beri şiirler yazarak duygularımı ifade etmem, tuttuğum günlükler, otuz yedi yıllık meslek hayatım boyunca anlattığım dersler, yazdığım makaleler, hastalar ve öğrencilerle kurduğum iletişimin bu konuda rolü vardır mutlaka. Fakat en büyük pay çok fazla kitap okumam ve edebiyat üzerine aldığım eğitimlerdedir. İnsan bu kadar çok okuyunca dili de gelişiyor ister istemez. Aynı zamanda bir romanı okurken bir yandan da bende uyanan çağrışımları yazıya dökerim. Ama çağrışımlar hiç olmadık zamanlarda da gelebildiği için yanımda mutlaka kâğıt ve kalem bulundururum. Romanlarımdaki bazı cümleler bu şekilde ortaya çıkıyor.”

Edebiyatın ve şiirin hayatında önemli bir yere sahip olduğuna vurgu yapan Özsan şunları aktardı; “Her ikisinin de hayatımda önemli yeri vardır. Bence herkesin hayatında da böyle olmalıdır. Çünkü onlar bize insan olmayı öğretir. Roman okurken değişik yerler ve hayatlar tanıyorsunuz. Olayların içine dalıp sanki o anda orada olduğunuzu hissediyor, insanların yaşadıklarına tanıklık ediyorsunuz. Yaşanmış bir olayı, örneğin bir savaş hakkında okuduğunuz yazıda o olayın nedenlerini, neler olduğunu ve sonuçlarını bulursunuz. Buna karşılık bir romanın satırlarında ya da bir şiirin dizelerinde o savaşta yaşanan acıların, dramların, çaresizliklerin rengini, kokusunu, sesini duyumsarsınız. Bunlar sizin sadece gezdiğiniz yerlerin taştan, betondan yapılarını görmenizi değil, o yapıların duvarlarına sinen hayatların sesini işitmenizi ve sonunda içinizdeki sesi duymanızı sağlar.”

‘KENDİMİ İFADE EDİYORUM’

İlk kitabını ne zaman ve nasıl yazmaya karar verdiğini ve bunlara nelerin etkili olduğuna açıklık getiren Özsan; “İlk kitabımın şöyle bir öyküsü var. 2006 yılında sahilde gezerken duyduğum martı çığlıkları bir anda zihnimde çok değişik çağrışımlara ve görüntülere sebep oldu. Ancak bunları bir hikâyeye dönüştürmek istediğimde tek başıma yapmaya cesaret edemedim. Kuzenim ve meslektaşım Prof. Dr. Çiğdem Güngör’e birlikte yazmamızı teklif ettim. Kabul edince, ikimizin de hiç tecrübesi olmadığı için işe önce roman yazımı ile ilgili bir kitap okuyarak başladık. Sonrasında fırsat buldukça öğlen aralarında veya hafta sonları buluşup üç yılda ‘Geçmişin Rüyası’ romanını yazdık. Pek çok insandan roman hakkında övgü dolu sözler duymak beni çok mutlu etti. Kendi kendime bu işe devam etmeliyim dedim. Böylece 2014 yılında ikinci romanım ‘Ve Ötesi’ ortaya çıktı. Bu roman da büyük bir beğeniyle karşılanınca yazmaya profesyonel olarak devam etmeye karar verdim. 2014 yılından beri bir yandan yazma ve roman okuma kurslarına  gitmem, bir yandan da boş zamanlarımı neredeyse tamamen, okumaya ve bir şeyler yazmaya harcamamın ürünü olarak 2018 yılında ‘Umudun Rengi’ romanı ortaya çıktı. İlk profesyonel çalışmam diyebileceğim ‘Umudun Rengi’ ile ilgili en güzel olay, bu romanımın 2019 Attila İlhan Roman Ödülü’nü kazanmasıydı. Bu ödül beni son romanımı yazmaya teşvik etti; ‘Bana Borcun Var.’ Hatta şu sıralarda yeni bir tanesine daha başladım.” ifadelerini kullandı.

Yazmanın kendisini iyi hissettirdiğini belirten Özsan; “Yazmamın birkaç sebebi olabilir. Birincisi yazmak bana kendimi iyi hissettiriyor. Kendimi ifade ediyorum. Hiç olamayacağınız kişiler yaratıp, onlarla aynı dünyada buluşuyorsunuz. Birlikte üzülüyor, isyan ediyor ya da mutlu oluyorsunuz. Bu arada onları ete kemiğe büründürebilmek çok önemli bence. Çünkü bu noktadan itibaren romanda sizin değil, onların sesi duyuluyor ki bu yazdığınız eserin gerçek bir roman haline gelmesini sağlıyor. Yazmak hoşuma gitmeyen şeylere bir başkaldırı bir yandan da. Varlık kazandırdığım karakterler ve kurgusal olaylar yoluyla değişik toplumsal meselelere, insanlık hallerine değiniyorum. Yazmak insanlara çizilen sınırları aşmanızı sağlıyor diyebilirim. Yazmanın önemli bir büyüsü de, beni göremeyeceğim sonraki kuşaklarıma ulaştıracak, onlarla bağ kurmamı sağlayacak olması. Yüz, iki yüz sene önce yaşamış bir aile bireyimden bana böyle bir şey ulaşsa çok hoşuma giderdi.” dedi.

Romanlarındaki karakterlerin kendi hayatıyla nasıl bir bağı olduğunu değerlendiren Özsan şunları değindi; “Romalarımdaki kişiler, az veya çok mutlaka benden veya etrafımdaki kişilerden bir şeyler barındırıyordur.  Ama barındırmasa bile okuyucunun böyle hissetmesi iyi bir şey. Çünkü okuyucu romanın kurgu olduğunu bilse de okuduğu kitabın gerçek hayat olduğu yanılsamasına kapılmak ister. Dolayısıyla romanda sizden bir şeyler olup olmadığını merak eder. Bu merak roman okumayı çekici kılan önemli bir etken bence.”

ATİLLA İLHAN ROMAN ÖDÜLÜ

‘Umudun Rengi’ adlı romanıyla ‘Atiila İlhan Roman Ödülü’nü kazandığını aktaran Özsan yarışma serüvenini anlattı. Özsan: “On yıldan fazla süredir mesleğimin yanı sıra roman yazmakla yoğun şekilde ilgilensem de edebiyat ortamının dışında bir kişiydim. Bu yüzden ‘Umudun Rengi’ isimli romanımı ‘Attila İlhan Roman Yarışması’na gönderdiğimde, eserime güvenim varsa da yarışmadan fazla bir beklentim yoktu. O yüzden Ekim 2019’da telefonumdan beni arayan kişi isminin Doğan Hızlan olduğunu ve beni Attila İlhan Roman Ödülü’nü kazandığımı bildirmek için aradığını söylediğinde çok heyecanlandım.” ifadelerini kullandı.

Ödülü kazandığını duyunca çok heyecanlandığını dile getiren Özsan; “Heyecanımın seviyesini şöyle ifade edebilirim. O gün sabaha karşı kötü bir baş ağrısı ile uyanmıştım. Ağrı öylesine şiddetliydi ki, son 15 yıldır böylesi bir migren atağı yaşamamıştım. Aldığım hiçbir ilaç fayda etmeyince öğlene doğru ailem beni yakındaki bir tıp merkezine götürdü. İlaçlar, kan tetkikleri, radyolojik incelemeler derken birkaç saat sonra ağrının şiddeti bir parça azalınca eve geldim ve yatağa uzandım. Derken telefonum çaldı. Bilmediğim bir numara arıyordu. Konuşmak ağrımı şiddetlendireceği için önce açmamayı düşündüysem de sonunda açtım. Karşımdaki Doğan Hızlan’dı ve ödülü kazandığımı söylediğinde ona teşekkür ederken ayağa kalktığımı fark ettim. Sözleri kısa bir süre için ağrımı hissetmemi engellemişti. Kasım ayındaki tören ise benim için rüya gibiydi diyebilirim.” dedi.

‘DOKTORLUK MESLEK, HEKİMLİK SANATTIR’

Doktor olarak bilimsel bilgilerin yanında öğrencilerine hekim olmayı öğretmek gibi bir ilke edinen Özsan şunları ifade etti; “Aslına bakarsak beni roman yazmaya yönlendiren sebeplerden birisi de mesleğim olmuştur. Çok iyi doktorsanız iyi bir tıp bilgisine sahipsiniz demektir. Ama bu iyi bir hekim olmak için yeterli değildir. Çünkü doktorluk bir meslek, hekimlik ise sanattır ve bir hekim ne kadar sanatkârsa hastasına uzatacağı el de o kadar şifa verici olacaktır.”

Hekimliğin bir sanat olduğunu düşündüğü için bunu öğrencilerine de öğretmek amacıyla yeni dersler eklettiğini dile getiren Özsan şunları kaydetti; “Bu amaç doğrultusunda 2012 yılından beri Ankara Tıp Fakültesi’ndeki tıbbi derslerimin yanı sıra, Dönem 3 öğrencilerine bir sömestr boyunca haftada iki saat ‘Şiir ve İnsan’ seçmeli dersi veriyorum. Yaklaşık yirmi civarında öğrenci ile her hafta çay, kahve, simit ve eşimin yaptığı kek eşliğinde şairler ve yazarların hayatları, eserleri üzerine sohbet ediyoruz. Birlikteliğimiz bu derslerle de kalmıyor. Beraberce tiyatroya gitme, bizim evde bir pazar günü toplanıp kahvaltı yapma, değişik mekânlarda buluşma, oyunlar oynama gibi çeşitli sosyal faaliyetler de yapıyoruz. Bir tıp öğrencisine altı yıl boyunca yoğun tıp derslerinin yanı sıra böyle dersleri de vermemizin onları birer hekim haline getirebilmek için önemli olduğuna inanıyorum.”

Mesleğinin, yazar olmasında büyük bir katkısı olduğunu vurgulayan Özsan şunları belirtti; “Bir kere tıp eğitimi sayesinde analitik düşünmeyi ve algoritmalar kurmayı öğrendim. Bu romanlarımın kurgusunu oluştururken çok işime yaradı. Bunun yanı sıra çok fazla insanla karşılaştığım için değişik pek çok hayatın hikâyesini öğrenme şansım oldu. Bu da daha gerçekçi karakterler oluşturmamda işime yaradı. Romanlarımda mesleğimle ilgili bir şeyler illaki oluyor. Ancak bunların dozu bilimsel düzeylerde olmadığı için romanın edebi yönünü etkilemiyor.”  

Ağır mesailerle çalıştıklarını ancak yine de kitaba zaman ayırabildiğini aktaran Özsan; “Roman yazmak benim için bir dinlenme şekli diyebilirim. Dolayısıyla boş zamanlarımı roman okumak veya yazmakla değerlendirmekten keyif alıyorum. Hatta şu pandemi günlerinde fırsat buldukça yazmak bana terapi gibi geliyor.” ifadelerini kullandı.

AŞIYA DEĞİNDİ

Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Uzmanı olarak Korona Virüs aşısına da değinen Özsan aşının önemi ile ilgili açıklamalarda bulundu. Özsan: “Covid-19 aşıları pandemi ile mücadelede çok önemli. Bu nedenle etkinliği gösterilmiş aşılardan hangisine erişebiliyorsanız mutlaka aşılanmanızı öneririm. Ancak aşı olsanız da maske, mesafe ve temizliğe dikkat etmeyi sürdürmeniz gerekir.” dedi.Çin aşına da açıklık getiren Özsan şunları aktardı; “Veriler inaktive CoronaVac aşısı ile ilgili bildirilmiş ciddi bir yan etkinin olmadığını, ağır hastalık ve ölümleri önleme konusunda ise etkinliğinin çok yüksek olduğunu göstermektedir. Ancak alerjik reaksiyonlar gösteren kişilerin aşılama öncesinde bu durumlarını sağlık personeline bildirmeleri uygun olacaktır.”