Yol gösterenimiz, ışık saçanımız, ergen yaşımızda; ‘Rahat yaşamak istersen sürüde kal’ diyerek verdiği ters manyelle sürüden kopmamızı sağlayan, pirimiz üstadımız Nietzsche, meğerse ızdırab çocuğuymuş! Ömrü boyu koruduğu dinginliğini, felsefi büyüklüğünü giderayak olmasa da, gider gitmez Nazilere kaptırmış. Neyse ki yere düşmekle cevher sakıt olmaz kadr u kıymetten.

68 kuşağının uyandırıcısı, Camus, Kafka vb. rol modellerimizin kanaat önderi Nietzsche 19.yüzyılın en önemli düşün adamıdır. Hayatım boyunca zihinsel ve bedensel acılar içinde yaşamak zorunda kalan ünlü Alman filozof ‘Yanmayı bilmeyen uçmayı öğrenemez’ düsturuyla girdi hayatımıza.

İnsanlığa sunduğu ‘Ebedi Dönüş’, ‘Kaderini Sevmek/Amor Fati’, ‘Üstinsan/Süpermen’ ve ‘Güç İstenci’ gibi bilgelik kapıları, bugün bile yeni düşünüş biçimlerine i̇lham kaynağı olmaya devam ediyor. İnsanoğlunun yaşadığı hayatı, üzerine çıkılması gereken bir oyun alanı olarak gördü ömür boyu ve dünyanın sorunlarıyla baş edebilmek için gereken oyunun kurallarını açıkça ortaya koydu kitaplarının da. Geleneksel ahlak düşüncesini ve zamanın tüm öğrencilerin sorgulayan, pek çok tartışmaya yol açtı. ‘İnsanlar beni yüzyıl sonra anlayacak’ derdi dediği gibi de oldu. Ben demiştim, 65 Plus risk grubunu ev hapsinde tutmakta riskli aslında..

Kendimden biliyorum, züğürtleyince eski defterleri karıştıran esnaf misali, geçmiş entelektüel dolumlarının sağlamasını yapıyor insan. Bakıyorsunuz ki doğru; bellediklerinizin kimileri hiç de göründüğü gibi değilmiş. Nietzsche’nin çektiği varoluş sancılarını, kurmaya çalıştığı felsefenin anahtarını, delilik ve dahilik arasında gidip gelişini, Richard Wagner’le bitmeye mahkum dostluğunu, kitaplarını yazılma sürecini, Nazilerin eserlerini kendi amaçları uğruna nasıl kullanmaya kalkıştıklarını irdeleyelim.

Gençliğimizde fabrika ayarlarımızla oynayan, birlikte Tanrı’nın ölümüne şahadet ettiğimiz, Nihilizmin (hiçbir şey’cilik) babası Frederic Nietzsche ölümünden sonra, felsefi mirasını çıkarları doğrusunda saptıran kız kardeşi Elizebeth yüzünden, Hitler’in Nasyonal Sosyalist propagandalarına malzeme oldu.

Öyle ki, meşhur selamları ‘Heil Hitler’ derken eş zamanlı Nietzsche’yi selamlıyoruza kadar getirdiler konuyu. Büyük filozofun ünlü yapıtı ‘Böyle Buyurdu Zerdüşt’ de Tanrının ölümü, Hristiyanlığın tüm değerlerinin kaybolduğunu varsaydığı günde, insan olmanın, insanca yaşamanın ne anlama geldiğini sorgulamak için yarattığı ‘Üstinsan/Süpermen’ karakterini de Hitler ile özdeşleştirdiler. Oysa ki Nietzsche’nin Süpermen’i; Toplumun, ebeveynlerin veya dinlerin kişiye verdiği, dayattığı dış hedeflere artık itimat etmeyen kişidir. Kendini, kendi belirlediği hedeflere adayabilen kişidir. Nietzsche’nin yazacağını söylediği ama akıl sağlığı bozulduğu için tamamına erdiremediği GÜÇ İSTENCİ/Will to Power kitabının notları Nasyonal Sosyalist işbirlikçisi kız kardeş elinde ‘İradenin Zaferi’ne dönüşerek Nazi sloganı haline geldi. Halbuki Nietzsche’nin Süpermen’i, Hitler gibi soy islah ustası değil, insanın potansiyelinin sembolüydü. Onun ‘Güç İstenci’ nefret ettiği Nasyonalizme çağrı değil, limitlerimizi aşma isteğimizin tanınmasıydı. 

‘Bengi Dönüş’(sonsuz dönüş, ebedi dönüş, ya da ebedi tekerrür) düşüncesi; Zamanın döngüsel bir formda olduğu ve olayların bu döngüsellikte sonsuza dek yinelenmiş olduğu, yinelendiği ve yineleneceği tezini içermektedir. Naziler Nietzsche felsefi söylemlerini kendilerince çarptırarak ‘Ari ırk sağlamak adına Yahudi soykırımı/holocaust yaparak sloganlaştırdılar.

Hitler’in ideolojisti olmayı aklından bile geçirmeyen, Tanrıyı öldüren, radikal huzur bozucu düşünür Luterien bir papazın oğlu olarak doğdu ve 20 yaşına kadar Bohn’da İlahiyat okudu. Tanrıyı ve Hristiyanlığı terk ederek tüm dönem entelektüellerinin yaptığı gibi Roma ve Yunan tarihine merak sardığında, Basel Üniversitesinde en genç,24 yaşında, profesör olmuştu. Orada ‘Mutluluk mümkün değildir, en mutlu insan en az acı çekendir’ tezini savlayan ateist düşünür Schopenhauer esinlenmeleriyle Tanrının olmadığı dünyada acıyla nasıl mücadele edileceğini ele aldığı ‘Tragedyanın Doğuşu’ adlı ilk kitabını yazdı. Tragedyanın konusu; Işık mantık ve kontrol tanrısı Apollo ile dans çılgınlık ve iç güdüsel duyguların tanrısı Dionysos’un zıtlaşmasıydı.

Mantıklı doğruyu ulaşmak yerine keyif verici kollektif deneyimle kendini kaybetmeyi yeğledi Nietzsche. 19. Yüzyılın Rock ikonu Wagner’den ilham paylaşımını onu bile statükocu bularak sonlandırdı. Hastalığını bahane ederek, Baselofobi dediği hocalığı bir kalemde silip atıp Avrupa’da dolaşmaya başladı. Hastalığı nedeniyle tek seferde 20 dakikalık zaman çerçevesinde yazabiliyordu. Bu nedenle kitapları uzun felsefi bilimsel eserler olmaktan ziyade, dilek aforizmalar ve etkileyici cümlelerle doluydu. 1881’de İsviçre dağlarında küçücük bir çiftçi köyü olan Sils Maria’da ünlü ECCE HOMO (kişi nasıl kendisi olur)u yazdı. Bu kitabında ‘Bengi dönüş’ tezini ilk kez vurguladı. Bengi dönüş hayatın hayat dolu ve pozitif bir şekilde karşılanmasıydı. Hayatı dolu dolu yaşamak için acı çekme riskine girilmeli ve bu atlatılmalıydı. ‘Seni öldürmeyen şey, güçlü kılar’ sloganı burada çıkmıştır.

Üstad inzivadan çıkıp Lucern’e taşınınca aklını başından alan hayatının aşkıyla tanıştı. Yirmi bir yaşında akıllı güzel Rus kızı Lou Salome ile sen bana hayran ben cama tırman şeklinde muhteşem aşk yaşarlarken üstat hayatının hatasını yaparak evlenme teklif edip, genç yazında sorunlu kalmak istemeyen kızı elden kaçırdı. Başkalarına özgürlük, nihilism , tanrıtanımazlık talkımları verirken salkımı adabıyla yemeyerek fazlaya tamah etti ve yıkıldı. Günlüğüne ‘benliğimin en derinlerine , sarsılmayan kara bir melankoli hakim’, ‘Kendime hakimiyetin her parçasını kullanmaya uğraşıyorum’ notları düşerken, bu haleti ruhiye içerisinde, Richard Straus, James Joyce, Kafka, Yeats, Camus gibi dönemin entelektüellerini etkisi altına alan, baş yapıtı ‘Böyle Buyurdu Zerdüşt’ü yazdı. Kendi kendine üstesinden gelmenin önemi üzerine bir ibret öyküsüydü kitap.

Dağdan gelen bir peygamber olan Zerdüşt kendisiydi Nietzsche’nin. Özetle; Peygamber halk arasında tanrının yokluğunun nasıl anlaşıldığını sorgulamak için Süpermen’i aracı kılar. Hitler’le özdeşleştirilen Süpermen kavramı işte bu aşk acısının yazdırdığı kitabın mahsulüdür. Takip eden kimsenin basmak istemediği için kendisinin bastırdığı ‘İyi ve Kötünün Ötesinde’ ile ‘Ahlakın Soykütüğü’ kitaplarında; Cinsel istekler, agressive istekler vb. temel dürtüleri Tanrı ve dinin kendilerine yapılmış hakaret kabul ederek yadsımasını kabullenmez ve bu ‘köle ahlakı’nın dâhilere köstek olduğunu iddia eder. Akıl sağlığı yerinde iken son yazdıkları bunlardı.

Kötüleşince Basel’de tımarhaneye kapatıldı. Daha sonra kız kardeşi bugün müze olan evde izole ederek,1900’de felç geçirerek ölene kadar Nietzsche’yi maymun gibi ziyaretçilere teşhir etti. Ünlü düşünürümüz ‘boşluğa yeterince uzun bakarsan boşlukta sana bakar’ deyişini ispatlarcasına Arabesk deyişle ‘kan kusup kızılcık şurubu içtim’ dedi yaşamı boyu.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz