HAYVAN DOSTLARIMIZ DEVLET KORUMASI ALTINA ALINIYOR

0
97

5199 Sayılı Hayvan Haklarını Koruma Kanunu ile getirilen hayvanlara çip takılması, onların kısırlaştırılması vs. uygulamalarının son günü 14 Ocak 2022 olarak belirlendi. Bu konu ile ilgili Ankara Bölgesi Veteriner Hekimleri Odası (AVHO) Genel Sekreteri ve Kuğulu Veteriner Kliniği’nin sahibi Veteriner Hekim Seda Horum Mete, gazetemize bilgilendirmelerde bulundu.

ESMA ALTIN– Hayvan haklarını korumaya yönelik 2021 yılında yürürlüğü koyulan 5199 Sayılı Kanun gereği, havyan sahiplerinin dostları için çip taktırma, kısırlaştırma işlemlerini yaptırmaları için 14 Ocak son gün olarak belirlendi. bu konu ile ilgili AVHO Genel Sekreteri ve Kuğulu Veteriner Kliniği sahibi Veteriner Hekim Seda Horum Mete, gazetemize konuk oldu. Yasa gereği yapılması gereken işlemlerin gerçekleştirilmemesi durumunda ciddi yaptırımların olduğunu belirten Mete; “14 Ocak’a kadar bütün kedi ve yasaklı ırklı köpeklerimizin çiplenmesi gerekiyor ve kısırlaştırma işlemleri karşılığında alınan belgenin ilçe veya il tarıma götürülüp bırakılması gerekiyor. Eğer çip taktırma işlemi yapılmazsa kanuna göre yaptırımlar var. İlk olarak maddi cezası var. Yaklaşık 11 bin lira bir para cezası uygulanacak. Bu da yapılmazsa 2 yıla kadar hapis cezası var. Sokağa bırakılan bir canlının çipi okutulduğunda sahibi kimse hesabı ondan sorulacak. Sokağa bırakmanın da kanun gereği cezaları olacak. Yaklaşık 30 bin lira kadar bir para cezası ve ödenmediği durumda 2 yıla kadar hapis cezası istenecek. Yine hayvanlara şiddet uygulayanlara da 2 yıla kadar hapis cezası uygulanacak.” dedi.
‘BU YASA İLE HAYVAN DOSTLARIMIZ DEVLET KORUMASI ALTINA ALINIYOR’
Öncelikle 5199 sayılı Hayvan Haklarını Koruma Kanunu hakkında bilgi veren Mete, şunları kaydetti; “Bu kanun aslında Şubat 2021’de çıktı. Daha sonra 14 Temmuz 2021’e kadar zaman tanıyalım dediler. 14 Temmuz’a kadar tüm hayvanlar kısırlaşsın denildi. Fakat 14 Temmuz’da gebe olup gebeliğinin birinci gününde olan hayvanlarda 2 ay gebelik süresi tanıyalım, sonra yavrular 4 aya geçsin ve Ocak 14 itibariyle de son doğan yavrular bile kısırlaşmış olsun, hepsinin çipleri takılsın ve yasak ırkların böylelikle üretimine ve yeni doğumlarını sonlandırılalım denildi. Tanıdıkları sürelere baktığımızda hayvan sahibi vatandaşlarımıza çok geniş bir zaman dilimi tanındı diyebiliriz. Yasa böyle aceleye getirilerek oluşturulan bir yasa olarak çıkmadı. Sadece kamuoyuna duyurmada biraz zayıf kalındı diye düşünüyorum. Biz veteriner hekimler olarak klinikteki hasta yakınlarımızın hepsine mesajlar gönderdik, bildirimlerimizi yaptık. Şimdi de gerçekten 14 Ocak son tarih. Bundan sonra bizi sıkıntılar bekliyor. Ne yazık ki duyduğumuz kadarıyla benim bölgemde ve çevremde yok ama yasak ırkların çok fazla sokağa terk edildiğini işitiyoruz. Zaten köpeğine sahip çıkan, onu yüreğiyle, gözüyle seven insanlar hemen hayvanlarının çiplerini taktırdı, raporlarını aldı, ilçe tarımları ya da il tarımına gitti. Kısacası hayvanını devletin koruması altına aldı. Ama menfaatçi ve bencil karakterde olanlar köpeklerini sokağa bıraktılar. Bundan sonra ne olacak, durum nereye gidecek aslında biraz da hep beraber gözleyeceğiz. Öngöremiyoruz.”
Kanuna göre hayvan dostu olan vatandaşların neleri yapması gerektiğine dair açıklamalarda bulunan Mete, sözlerine şöyle devam etti; “14 Ocak’a kadar bütün kedi ve yasaklı ırklı köpeklerimizin çiplenmesi gerekiyor ve kısırlaştırma işlemleri karşılığında alınan belgenin ilçe veya il tarıma götürülüp bırakılması gerekiyor. Aslında işlemler çok basit. Kısırlaştırmadan korkanlar var. Ancak haklılar. Şöyle ki; insanlarda rahim ameliyatları ile kedi ve köpeklerdeki kısırlaştırma ameliyatları neredeyse aynı. Yani metabolizmalar aynı. Aynı organ, aynı sistem. Dolayısıyla insanlarda rahmin alınacak gibi bir durum trajik bir olay oluyor. Ama biz veteriner hekimleri olarak her gün neredeyse en az bir tane bu ameliyattan yapıyoruz. O yüzden o kadar çok el alışkanlıklarımız var ki. Ama her ameliyatın riski vardır. Anestezi, kanama, komplikasyon, vs. Size bir şey anlatılır ama batını bir açarsınız çok farklı şeylerle karşılaşabilirsiniz. Ne kadar düşük bile olsa her ameliyat kadar riski var.”
‘YASA GEREĞİ İŞLEMLER YAPILMAZSA MADDİ VE CEZAİ YAPTIRIMLAR SÖZ KONUSU’
Hayvanlarına çip taktırmak istemeyen vatandaşların böyle bir seçeneğinin olmadığını ve taktırmak zorunda olduklarını belirten Mete, sözlerine şöyle devam etti; “Eğer çip taktırma işlemi yapılmazsa kanuna göre yaptırımlar var. İlk olarak maddi cezası var. Yaklaşık 11 bin lira bir para cezası uygulanacak. Bu da yapılmazsa 2 yıla kadar hapis cezası var.”
Hayvanlara çip taktırmanın avantajlarından söz eden Mete, şunları dile getirdi; “Örneğin; çok uzun yıllardır bütün Avrupa’da hayvanlara çip takılıyor ve bir çipin bir hastada başka bir şeye sebep olduğunu görmedim. Çip taktırma çok basit bir işlem. İğne yapar gibi yapıyoruz. Anestezi, vs. öyle şeyler yok. İğne yapar gibi hayvanın iki omuz arasından yapıyoruz. Bu işlem bir dakika bile sürmüyor.”
Hayvanlarına sokağa bırakanlar için de bu kanunun çok etkili olacağını vurgulayan Mete, şunları ifade etti; “Ben hayvanları gerçekten çok seviyorum. Dolayısıyla bu konularda biraz sertim. Kedisini, köpeğini sokağa bırakan duygusuz insanları anlamıyorum. Aslında bu yasayla asıl hedef biraz da bunların önüne geçmek. Örneğin; çipi taktırdınız. Verdiğimiz karnelerdeki isim değişikliğinde bile noter ya da tarım bakanlıklarına başvurulacak. Eskisi gibi ben kedim sizi çok sevdi alın bakın diyemeyecekler ya da sokağa bırakamayacaklar. Çünkü tesadüfen sokağa bırakılan bir canlının çipi okutulduğunda sahibi kimse hesabı ondan sorulacak. Sokağa bırakmanın da kanun gereği cezaları olacak. Yaklaşık 30 bin lira kadar bir para cezası ve ödenmediği durumda 2 yıla kadar hapis cezası istenecek. Yine hayvanlara şiddet uygulayanlara da 2 yıla kadar hapis cezası geldi.”
‘HAYVANLAR, SAHİPLERİNİN DAVRANIŞLARINDAN VE TAVIRLARINDAN
ÇOK ETKİLENİR’

Yasa ile birlikte tehlikeli ırkların satışının da yasaklandığına ve özellikle pitbull cinsi köpeklerin insanlara yönelik saldırganlıkları ve yasaklanmasına ilişkin konuşan Mete, doğası gereği agresif ve savunma mekanizması çok yüksek olan bu cinse, sahip edinen vatandaşların yaklaşımlarının da çok önemli olduğunu belirterek şunlara dikkat çekti; “Biz veteriner hekimler büyük ırklardan korkmayız, küçük ırklardan korkarız. Çünkü büyük ırklar tam bir oyuncudur. Çok cana yakın, sevgi dolu olurlar. Pitbulların genlerinde savaşçı, dövüşçü oldukları doğrudur. Ama çocuk da böyle değil midir? Ben bugün çocuğumu şiddete meyilli, bencil, menfaatçi ya da öfkeli yetiştirirsem o da çok saldırgan bir çocuk olabilir. Aslında bunun hayvan ya da insan diye bir ayrımı yok. Pitbullar yapı itibariyle çok kaslı varlıklar. Bu yapısından kaynaklı olarak da bütün vücudu savaşçı olarak gelişiyor. Burası çok doğru. Ama o sevgi dolu büyütülmeye devam ettikçe hiç böyle sorunlar olmuyor. Köpekler çok uysaldır ve eğitimi en kolay olan hayvanlardan biridir. Zekaları çok iyidir. Sadece bana göre bir tane sıkıntı var. Köpekler özellikle pitbull ırkı gibi ırklar biraz hiperaktiviteye sahipler. Yüksel enerjileri var. Yüksek enerji insanlardaki diş sıkma olayı gibi. Enerji harcatılmazsa, o efor bir şekilde sarf edilmezse çene kaslarını kasar ve endorfin oluşur. Bu endorfine bağlı olarak da çiğneme, kemirme, ısırma içgüdüleri gelişir. İnsanlarda da böyledir. Bazı insanlar sinirlendiğinde dişlerini sıkar ya da sorunlu dönemleri olduğunda gece uykularında dişlerini sıkarlar. Bu sadece yönelik bir sorun değil, bu insanlarda da var olan bir şey. Ama yaftalamak, pitbullar çok vahşidir demek, tamamen yanlış bir olay. Bu ırklar Amerika’da neden yasak değil? O noktada biraz daha belki insanların eğitimine bağlı ya da belki Türkiye’de bu ırklar psikolojik analizlerden geçirilmeli. Köpekler aslında sahiplerinin tavırlarından, davranış şekillerinden çok etkilenirler. O yüzden olaya biraz da bu tarafından bakarak değerlendirmek gerekir.”
‘HEM AKADEMİK ANLAMDA HEM DE BARINAKLAR KONUSUNDAN KAPASİTE ARTIRILMALI’
Sokak hayvanlarının toplatılması konusunda özellikle barınakların ciddi kapasite sıkıntılarının olduğuna vurgu yapan Mete, şu ifadeleri kullandı; “Ankara Büyükşehir ve Çankaya belediyelerinin barınaklarında çalışan meslektaşlarımızla da görüşüyoruz. Onlara sokak hayvanları toplatılsın diye bir karar geldi. Toplatılsın ama barınak kapasiteleri de dolu. Barınaklar ne olacak, buradan nereye gidilecek, sonrası ne olacak? Sonuçta bu hayvanlara hem yasalarımız hem de bizim yüreklerimiz ve veteriner hekimler olarak yeminlerimiz doğrultusunda sağlıklı olan canlıları uyutma ötenize yapmıyoruz, yapmamayı da öneriyoruz. O hayvanların o sokak koşullarında en kötü ihtimalle 5-6 sene yaşadı diyelim. Örneğin; Sincan Belediyesi’nin barınağı Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne ait. Diyelim ki, bin tane kapasitesi var. En az 100 tanesi bu ırktan gelse ne olacak? Diğer köpeklerle bir araya koyamazsınız. Ki barınaklarda kafesler toplu olarak vardır. Yani her kafeste 3-4 hayvanı bir araya koyarsınız. Bunlar da saldırganlık durumları, sosyallikleri göz önünde bulundurularak yerleştiriliyorlar. Agresif olanlar tek başına kalır. Örneğin; 100 tanenin 50 tanesi agresif olsa 50 tane kafes demek. Boxer cinsi ortalama 5 köpek alıyor olsa 250 tane alanı kapatmak demek. Bunlar çok ciddi sorunlar. Çünkü sokaktaki canlılarımız da çok hızlı çoğalıyor. Bana göre biraz daha iyi bir planlama ile gidilmeli. 10 sene gibi bir vadede belki projelendirerek sokak köpekleri ve kedilerinin refahları için ne yapılabilir, bunlara eğilmek gerekir. Çünkü bizler özel sektör olarak beli bir yere kadar yardım edebiliyoruz. 6343 Sayılı Kanun, Veteriner Hekimleri Odası’nın hazırladığı asgari ücret listen ne ise onu uygulayabilirsin. Ancak altına inemezsin, indirim yapamazsın ya da ücret almama hakkına sahipsin. Asgari ücret listeleri hazırlanırken sokak hayvanlarına yönelik değil daha çok ilaçlar ve özel sektöre yönelik olduğu için durum bu. Hem akademik anlamda hem de barınak konusunda kapasitelerin artırılması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü barınaklarda çalışan meslektaşlarımız gerçekten çok yorgunlar. Ancak burada en çok mağdur olan maalesef ki sokak canlılarımız kediler ve köpekler.”
‘YAKIN ZAMANDA İNTİHAR EDEN 2 MESLEKTAŞIMIZ OLDU’
Özellike pandemi nedeniyle veteriner hekimler olarak ağır bir yükün altına girdiklerini ve pandeminin ekonomide yarattığı hem psikolojik hem de ekonomik sıkıntıların bazı hekimlerde ciddi sorunlara yol açtığına değinen Mete; “Ben 20 senelik veteriner hekimim. Ancak bu 2 yıllık pandemi sürecinde çalışırken zorlandığım kadar hiçbir zaman zorlanmadım. Bu süreçte meslektaşlarımız filyasyon ekipleri içinde yer aldılar. Ayrıca hayvan dostu olan vatandaşlarımız dışarı çıkabilmek için bizleri bir yol olarak gördüler. Bu süreçte hayvanının aşısını ihmal eden ya da hayvanında gözlemleyip fark ettiği hastalıklar için geldiler. Biz veteriner klinikleri meslek grubu olarak reklam ile çalışmayız. Daha çok referanslar önemlidir bizim için. Ancak bu pandemi döneminde insanların güvenin çok azaldığını gördük. Özellikle biz veteriner hekimlere yönelik. Önceleri hasta yakınlarımız ile daha samimi, dostane ilişkilerim varken şimdi bunlar neredeyse yok gibi. Örneğin; hasta yakınına bir şeyler anlatıyorum, bana şüpheli gözlerle bakıyor. Daha önce hiç böyle şeyler yaşamazdım. Kendimi kanıtlama ihtiyacı hissediyorum.
Genç meslektaşlarımız ile görüşüyorum. Bizim 20 senedir stres yorgunluk anlamında geldiğimiz aşamaya ne yazık ki 3-4 senede geldiler. Bu çok üzücü bir durum. Bu stres gençlerimizde ne sağlık problemi yaratacak bilemiyoruz. Bizim zamanımızda kapanan, devredilen klinik olmazdı. Şimdi benim bildiğim 11 tane meslektaşım kliniğini devretmek için uğraşıyor. Yakın zamanda intihar eden 2 meslektaşımız oldu.” şeklinde konuştu.

- Reklam -