HAYAT PAHALILIĞI, EKONOMİK ŞİDDET HALİNE GELDİ

104

Yükselen döviz beraberinde hayat pahalılığına da neden oldu. Şiddetsiz Toplum Derneği çözüm önerisi olarak, üreticinin, tüketicinin, özel kesimin, devletin dayanışmasını ve kooperatifleşmeyi önerdi.

Şiddetsiz Toplum Derneği, hayat pahalılığının ve hızlı fiyat artışlarının, ağır ekonomik şiddete dönüştüğünü, bu şiddetin sona ermesi için üretici, tüketici, özel sektör ve devlet dayanışmasına, yerelden ülke düzeyinde kooperatifleşmeye gerek bulunduğunu açıkladı.

Dernek Başkanı Rıza Sümer ile verimlik uzmanı, tüketici hakları savunucusu ve Dernek Yönetim Kurulu üyesi Ferda Hekimci, Ankara’da düzenledikleri basın toplantısında “Ekonomik şiddetin diğer şiddet türlerinin tetikleyicisi olduğunu ve ivedilikle bu şiddetin önlenmesi gerektiğini” dile getirerek şunları söylediler.

Devlet, Üretici, Tüketici ve Özel Sektör Dayanışması

“Ürettiğini tüketicilere ulaştıramayan, satamayan veya fiyatlardan yakınan üreticilerin bir bölümü, ağacını keserek, malını çöpe atarak veya çürümeye terk ederek tepki göstermektedir. Bu tepkilerin yararı yoktur. Ürünlerin tüketiciye ulaştırılması, aşırı fiyat artışları ve pazarlama sorunlarını karşısında asıl tepki veya çözüm, üreticiler arasında iletişim ve işbirliği kurulmasıdır. Bu yöntemin kurumsal ve sürdürülebilir olması için üretici ve tüketici kooperatifleri kurulmalıdır. Ancak, üretenin ve tüketenin birlik olması, kooperatif kurması konusunda devlet müdahaleci değil, kolaylaştırıcı olmalıdır.

Devlet, kendisini ekonomik işleyişten uzaklaştırmamalıdır. Çünkü kamu kurum ve kuruluşlarındaki insanı gücü ve bütçeler, halkın sağladığı kaynaklardır. Devlet kavramında birleşen halkın gücünün, ekonomik şiddetin ortadan kaldırılması için kullanılması, Türkiye’nin ve para biriminin, ulusal ve uluslararası alanlarda da rekabet gücünü artıracak, koruyacaktır. Böylece, hayat pahalılığı, haksız ve yasa dışı fiyat artışları, bu haklı gücün karşısında kolay kolay yaşanmayacaktır.

Kooperatifler ve üst birlikleri ile devlet ve özel kesimin odalar şeklindeki üst birlikleri arasında kurulacak çağdaş ve hoşgörülü iletişim, sorunları en aza indirecek ve belki de sorun kalmayacaktır.

Yerelden ülke düzeyine yaygınlaşacak dernekler ve kooperatifler; yaylaların, dağların, derelerin, göllerin, ormanların, tarihi değerlerin, tarım alanlarının ve meraların korunmasına da olumlu katkılar yapacaktır. Böylece, Türkiye, iç ve dış turizm hareketlerinin çekim merkezlerinden birini olabilecektir.  Dahası, halkın bu şekilde yasal birlikteliğinde, Türkiye’de, tarım, hayvancılık, su ürünleri, çevrenin korunması, yeşillendirilmesi ve temiz tutulması konusunda örnek ülkelerden biri haline gelecektir.

Yurttaşlarımız, dernek ve kooperatifleşmede, inançları ve siyasal partileri ölçü olarak almamalıdır.

Üretici ve tüketici kooperatifleri, odalarda örgütlü özel sektör ve devletin güçlü olması, aralarında çağdaş, insan haklarına uygun ve haklara dayalı bir iletişim ve işbirliği kurulması,  Türkiye’de demokrasinin gelişmesine, güçlenmesine de katkı yapacaktır. Demokrasisi eksiksiz ve halkı, her alanda birlik, dayanışma ve ortak yaşama bilinci içindeki bir Türkiye’de, silahlı veya silahsız şiddet yaşama ortamı bulamayacaktır.

Bu nedenle, bu yöntemden, küçük veya büyük ölçekte ticaret yapanların endişe etmesine gerek yoktur. Çünkü, uygar insana yakışan, devlet, üretici, tüketici ve özel sektör arasında, emeğe ve yatırıma saygılı bir iletişim kurmak ve işbirliği yapmaktır.

Türkiye’nin,bu yöntemi uygulamakta zorlanmayacağına inanıyoruz.

Ekonomik Şiddet Önlenmeli

 “Yeni Ekonomi”  de denilen küresel kapitalizmde, denizaşırı ticaretle pazara hakim olan kalkınmış ülkelerle ile az gelişmiş veya gelişmekte olan ülkeler, aynı pazarda rekabet etmektedir. Bu durum, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelere için zaten var olan bölüşüm adaletsizliğini iyice artırmakta, geniş halk katmanlarının her geçen gün daha da fakirleşmesine neden olmaktadır.

Bölüşüm adaletsizliği, sadece Türkiye’de değil, dünya ülkelerinin çoğunda ekonomik şiddet üretmekte, bebekler ve çocuklar başta olmak üzere, insanların yaşantılarını tehlikeye atmaktadır.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı rakamlara göre, Ağustosta tüketici fiyatları (TÜFE) yıllık yüzde 17.90, Yurt içi üretici fiyat endeksi (Yİ-ÜFE) ise yüzde 32’yi aştı. Yİ-ÜFE’ deki bu oranın önümüzdeki aylarda enflasyona yansıması da kaçınılmaz. Son bir yılda elektriğin konutlarda tüketiciye satış fiyatı yüzde 33 oranında; doğal gaz fiyatları ise yüzde 24 oranında arttı.

TÜİK’in 407 üründen oluşan enflasyon sepetinde, 126 ürünün bulunduğu gıda ve alkolsüz içecekler grubundaki aylık artış oranın toplam enflasyon sepetindeki ağırlığı yüzde 23.03’le en yüksek payı oluşturuyor. Üreticiyle tüketici arasındaki fiyat farkları olağan üstü oranlara varmaktadır. Örneğin Türkiye Ziraat Odalarınca seçilmiş ürünlerde 30 Temmuz 2018 tarihi itibarıyla yapılan belirlemelere göre; elma 4 kat, kuru kayısı ve maydanoz 3,8 kat, nohut ve kırmızı mercimek 3,7, havuç 3,6, kuru incir 3,5, yeşil mercimek 3,4 kat fazlaya tüketiciye satıldı.

Yine bu belirlemelere göre, üreticiden 29 lira 4 kuruşa alınan dana eti yüzde 62,29 artışla markette 47 lira 13 kuruşa, 39 lira 43 kuruşa alınan kuzu eti yüzde 61,04 artışla 63 lira 50 kuruşa, 13 lira 80 kuruş olan zeytinyağı, yüzde 115,29 artışla 29 lira 71 kuruşa, üreticide 36 kuruş olan yumurta ise vatandaşa yüzde 57,89 artışla 57 kuruşa satılmıştır.

Üreticiden litresi 1 lira 39 kuruşa alınan süt markette yüzde 230,94 artışla 4 lira 60 kuruşa satılmakta olup, TÜİK rakamlarına göre Ağustos ayında beyaz peynirin kilosu 24,6, kaşar peynirin kilosu 31,3, kahvaltılık tereyağının kilosu ise 51,5 lira olmuştur. Kısacası fiyatlar tarla ve bahçede, çiftçi ve üreticide ucuz; tüketicide ise çok pahalıdır.

Türk-İş tarafından yapılan hesaplamalarda, dört kişilik bir ailenin Ağustos 2018 ayına ilişkin açlık sınırı 1.812 lira olarak belirlenmiştir. Ağustos 2018 ayına ilişkin yoksulluk sınırı ise 5.904 liradır. Eşi çalışmayan iki çocuklu bir asgari ücretlinin eline 1.679 lirayı geçtiği düşünüldüğünde, bu asgari ücretli aileler açlık sınırının altında yaşamaktadırlar. Tüketici Hakları Derneğince açıklandığı üzere,  TÜİK’in hane halkı kullanılabilir gelir dağılımı ile Türk-İş’in yoksulluk sınırı rakamlarına göre, halkın yüzde altmıştan fazlasıyoksulluk sınırının altında yaşamaktadır. Bu durumda, yoksulluk sınırının altında kalan tüketiciler yeterli, dengeli ve sağlıklı beslenememektedir. Küçük çiftçi ve üretici ise; yem, gübre, tohum,  ilaç vb. ithal girdiler, mazot fiyatlarından başını alamamakta, ürünü yok pahasına komisyoncuya, tüccara, aracıya kaptırmaktadır. Bu durum ülkemizde ekonomik şiddetin göstergeleridir.

Öncelikle; ekonomik şiddete en fazla maruz kalan dar ve sabit gelirli, açlık ve yoksulluk sınırının altında yaşayan geniş toplum kesimleri desteklenmeli, mevcut yurt kaynakları üretimde ve tüketimde etkin kullanılmalıdır. Bunun yolu ise üretimde verimlilik, tüketimde ise bilinçli tüketiciliktir.

Diğer Öneriler

Bu bağlamda diğer önerilerimizi şöyle sıralayabiliriz.

Üretici ve tüketici kooperatifleri kurulmalı, bu alandaki mevzuat gözden geçirilmeli, bürokrasi azaltılarak, kurulacak kooperatiflere her türlü destek sağlanmalıdır.

Sebze, meyve ve temel gıda maddelerinin üretiminden tüketimine giden yol kısaltılmalı, ilgili bakanlıklar ve yerel yönetimler devreye girerek gerekli düzenlemeleri yapmalı, üretimde verimlilik sağlanarak, halkımıza ucuz mal ve hizmet sunulmalı, ucuz ve güvenli gıda maddelerinin satılacağı TanzimSatış Mağazaları kurulmalıdır.

Tüketiciler, bilinçli tüketicilik ilkeleri doğrultusunda, alışverişin nesnesi değil, öznesi olmalıdır. İsraf ve her türlü özentiden kaçınmalı, gereksinmelerini yerli malı alarak karşılamalıdır.

Piyasa gözetim ve denetimleri artırılmalı; stokçuluk ve spekülasyon önlenmeli, bu konuda üretici ve tüketici örgütleri yapılacak eğitim, bilgilendirme ve denetimlere gönüllü olarak katkı sağlamalıdır.

Üretici, tüketici, kamu ve özel sektör işbirliğinde yerli malı kullanımı özendirilmelidir.

Halkın yerli malı kullanması için öncelikle tüketicinin devreye sokulması gerektiği unutulmamalıdır. Bu bağlamda üretici ve tüketici örgütleri güçlendirilmeli; siyasetçiler, yazarlar, bilim insanları, toplum önderleri, yerel yöneticiler ve kamu görevlileri, sanatçılar örnek davranışlarla yerli mallarına yönelmeli, topluma güven ve umut vermelidir.

Kamu kurum ve kuruluşlarında savurganlık anlamına gelebilecek harcamalardan kaçınmalı, sağlanacak tasarruflar, sanayide ve tarımda üretime aktarılmalıdır.

Tüketici örgütleriyle işçi, işveren, tacir, sanayici ve kamu temsilcilerini bir araya getiren Tüketici Konseyleri; verimlilikle, kaliteli, ucuz ve tüketici haklarını öngören “yerli malı” imajını da, bunların güvencesi haline getiren bir organizasyon, yasal ve yönetsel platform olarak Ticaret Bakanlığınca ivedi toplanmalıdır.  Bu platformda, yeni gönüllü insanlara yer verilmeli, “Yerli Malı” anlayışı yaygınlaştırılmalıdır.

Ekonomik şiddet de dahil, tüm şiddet çeşitlerinin sona ermesi için,  başta son günlerde bu şiddeti yoğun bir şekilde yaşamakta olan ülkemiz olmak üzere; her ülkede, insanların şiddetten uzak olarak; dernek, federasyon, konfederasyon, kooperatif, vakıf ve benzeri şekillerde örgütlenmeleri ve aralarında haklara uygun iletişim ve işbirliği kurmaları gerektiğini ısrarla ve inançla vurguluyoruz.

Bu iletişim ve işbirliği, çıkarlara değil, haklara dayanmalıdır.”