Güvenli bölge tartışmaları çok ilginç bir hal almaya başladı. YPG’nin Temmuz 2012’de, Türkiye sınırında bayraklarını dalgalandırması, bazı bölgelerde özerklik ilan etmesi ve ardından da Suriye rejim ordusunun, kuzey Suriye bölgesinden çekilmesi ile Ankara’nın “güvenli bölge” talebini arttırmıştır.

AK Partiye yakın gazetecilerin büyük çoğunluğu, ABD’nin bizi yine oyaladığını ve Türkiye’nin Fırat’ın doğusuna mutlaka harekât yapması konusunda hem fikir olduklarını görüyoruz.

Acaba Türkiye harekât yapmalı mı?

Yoksa ABD ile varılan mutabakat ile ortak koordinasyon merkezi kurulması sonucu güvenli bölge yapılanmasına devam etmeli mi?

Son günlerde, Savunma Bakanı Hulusi Akar ile Dışişleri bakanı Çavuşoğlu’nun birbirine tam zıt açıklamalar kafaları karıştırdı.

Akar, ABD ile anlaşıldığını ve müşterek harekat merkezi konusunda koordinasyon çalışmalarının devam ettiğini belirterek, “ABD’li müttefiklerimizle beraber hareket etmeyi, davranmayı, çalışmayı arzu ediyoruz” dedi.

Çavuşoğlu ise, ön anlaşma yapıldığını ve çözülmesi gereken birçok konu olduğunu vurgulayarak Münbiç’te sözünü tutmayan Amerika’nın oyalaması devam ederse Türkiye gerekeni yapacağını açıkladı.

Çavuşoğlu’nun “Fırat’ın doğusuna müdahale ederiz” söyleminin iki bakan arasında gerilime yol açtığı konuşuluyor.

Eğer, Fırat’ın doğusuna girmemiz hali, sadece 32 km için olacak ise, zaten girmeye gerek yok, çünkü o derinliği müzakereler ile alabilmek mümkün.

Eğer, PYD, YPG devlet yapısının olmaması için girmeyi düşünürsek, Şam’a kadar girmeyi göze almak zorundayız.

32 km’lik güvenli bölgenin ötesinde YPG, PYD devleti olmayacağının garantisini kim verebilir?

Hiç kimse.

Böyle bir durumda, Allah korusun, şehitlerin sayısını Türkiye ile Suriye ordusunun savaş ihtimalini düşünmek bile istemiyorum.

ABD ve müttefiki YPG’yi Türkiye’den korunmak için güvenli bölge istiyor. Bu arada biz de, YPG’nin saldırılarından korunmak için tamamı bizim kontrolümüzde 32 km güvenli koridor istiyoruz.

İşin gerçeği, ABD YPG’ye verdiği silahlara ek olarak 20 bin TIR daha silah verse bile, Türk ordusunun karşısında durabilme imkanı olmadığını en başta Amerika çok iyi biliyor.

NATO’nun 2. Büyük ordusu, binlerce yıllık devlet geçmişine ve kahraman Türk ordusuna sahip Türkiye ile PYD ve YPG’nin mukayese edilmesi mümkün değil.

Devlet olmak, vatan için ölmeyi kabul etmek, asırlar içinde oluşan duygulardır.

Türkiye’nin Esat’la görüşmemekte ısrar etmesi sonucu, Esat tüm ordularını kuzey Suriye’den çekmiş ve mümkün olduğu kadar YPG’nin Türkiye’nin başını ağrıtmasını ve meşgul etmesini sağlamıştır.

Erdoğan, Trump’ın çekilme kararını açıklamasının ardından 21 Aralık’ta yaptığı ilk konuşmada “Önümüzdeki aylarda Suriye sahasında hem PKK, YPG unsurlarını hem de DEAŞ kalıntılarını temizlemeye yönelik harekât başlayacak” diye açıkça ifade etti ve “bu böyle bilinsin” diyerek kararlılığını ortaya koymuştu.

İşte bu söylem sonrası, Trump ve Pentagon’un tarzı sertleşti.

Trump önce 13 Ocak’ta bir Tweet atarak “Türkiye’nin Suriye’de Kürtleri vurması durumunda, Türkiye’yi ekonomik olarak çökertiriz” dedi ve bölgede “32 kilometrelik güvenli bölge oluşması’’ sinyalini verdi.

Esasında bu, güvenli bölge, YPG’yi korumaya yönelikti ve ABD’nin YPG‘ye ne kadar önem verdiğinin açık anlatımıydı.

Dışişleri Bakanı Lavrov, 32 km bir güvenli bölge oluşturulmasını desteklediklerini söylemesi ile beraber, Rusya’da işin içinde olduğunu teyit etti. Zaten Rusya’nın PYD’ye bakışı hiç bir zaman menfi olmamıştı.

İngiliz Times gazetesi de 16 Ocak’ta Pompeo’nun, güvenli bölgeyle ilgili detayların hâlâ görüşüldüğünü ancak amacın “Kürtleri Türk saldırısından korumak, Türkiye’ye de Kürt militanlardan kaynaklanabilecek tehditlere karşı güvenlik garantisi vermek olduğunu” yazdı.

Ayrıca, ABD gazeteleri, Trump’ın, PYD yetkilisi ile ayaküstü sohbetinde “Kürtler için güvenli bölge kuracağız” dediğini bile yazdı.

Bir süredir, YPG ile Esat rejimi devam eden görüşmeleri sonucunda, Suriye içinde oluşacak olan bir Kürt bölgesel yönetimi muhtemeldir.

Böyle bir durumda, Türkiye’nin Suriye içinde bulunduğu bölgelerde uluslararası hukuki sorunlarla karşı karşıya kalacağını düşünmek mümkündür.

Uluslararası hukuki bir mesele, Birleşmiş Milletlerin gündemine girmesi halinde, Birleşmiş Milletler, Güvenlik konseyinde, Rusya dahil olmak üzere, hiçbir ülkenin yanımızda olacağını sanmıyorum.

YPG’NİN TALEBİ,

YPG’den gelen açıklama özetle şöyle:

‘’YPG güçlerini ve 5 kilometre içinde bulunan ağır silahları da çekebiliriz, Türkiye’de saldırmayacağına dair taahhütte bulunsun. Bu alanda mutlaka uluslararası güçler olsun. Uluslararası güç içinde Türkiye’nin olmasını kabul edemeyiz. Tarafsız bir güç olmalı, Türkiye taraftır.’’

Aynı görüşü geçmişte PYD eski yöneticisi Salih Müslim’de Ankara’ya geldiğinde önermişti.

IŞİD’le mücadele eden Amerikalılar ise, 32 kilometrelik güvenli bölgenin YPG’yi korumak için oluşturulması gerektiği görüşünde.

9 Ağustos tarihindeki yazımda ‘’Washington Institute’’ düşünce kuruluşunun şu görüşünü yazdım:

“PKK, Türk hükümeti ile önemli barış görüşmeleri yapmak istemediği sürece, Suriye’deki YPG yerleşim bölgelerinin varlığı ile yaşayamaz.

Başka bir deyişle, eğer Washington PKK ile ilgili doğru adımları atarsa, Türk-YPG bir arada yaşama için uygun koşullar yaratabilir.

Türkiye’nin istikrarını sağlamak. Ankara ile PKK arasındaki görüşmelerin olması, Türkiye’ye yönelik iç ve dış tehditleri en aza indirgeme, ülkenin güçlü etnik gerilimleri için çok ihtiyaç duyulan bir rahatlama sağlayarak, Kürt meseleleriyle ilgili daha geniş bir Türk diyaloğu başlatmak.”

Aklımıza şu sorular da geliyor:

  • Dışişleri bakanımı haklı çıkacak, yoksa Savunma bakanı mı?
  • Diplomasi ve terörle mücadele konusunda Türkiye mi kazanacak Amerika mı?

Hakkımızda hayırlısı olsun.

Facebook Comments

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz