GÜRBÜZ: ŞAİRİN CEPHANESİ SÖZCÜKLERDİR

1
181

Matematik Öğretmeni ve aynı zamanda Şair Suat Gürbüz, mesleğini de sanatı ile bağdaştırarak kendine verdiği “Küsuratsız Pi” takma adı ile başladığı şiir serüvenini ve hayatını şiir ile nasıl ilişkilendirdiğini gazetemize anlattı.

Esma ALTIN/ANKARA

Uzun yıllardır matematik öğretmenliği yapan ve bir anda şiirle tanışıp hayatını anlamlandıran Suat Gürbüz, “Küsuratsız Pi” takma adı ile sürdürdüğü şiirseverliği hakkında gazetemize konuştu. Gürbüz: “Elimde bir kurşun kalem; kurşun kalem ile yaralanmış bir kâğıt; kâğıdın ise geçmişine baktığı, ilhamım kiraz ağacı ile başladım ilk dizelerimi yazmaya. Bir aydınlık ararsınız, bir çıkış yolu, bir uyanış; şiir, derviş edasıyla güneşi verir kucağınıza. Şiir, samimi yürekle aydınlatır; çıkış yolunu gösterir, uyandırır.” dedi.

KÜSURATSIZ Pİ’NİN ANLAMI

Asıl mesleğinin matematik öğretmenliği olduğunu belirten Gürbüz şiire başladıktan sonra kullanmaya başladığı “Küsuratsız Pi” takma adının hikayesini anlattı ve sözlerine şöyle devam etti; “Şiir yazarken kullandığım takma adım ise Küsuratsız Pi. Bana takma adımla hitap edilmesi hoşuma gider. Bu arada Küsuratsız Pi, matematikte 3 anlamına geliyor.  Bu takma ismi bana yoldaşlık etsin diye 2000 yılından beri şiirlerimde kullanmaya başlamıştım. Pi sayısının virgülünden sonra sonsuz basamağı vardır. Bu basamakların hesapları için asırlarca matematikçiler kafa yormuş. Sonunda özel bilgisayarlarda yazılımlar yardımı ile hesaplar hâle gelinmiştir. Ben de bu çileye bir son vermek için küsuratlı kısmından kurtulmak istedim. Bunları, takma ismimi merak eden olur diye açıkladım. 2004 yılında ODTÜ matematik öğretmenliği bölümünden mezun oldum. 17 yıldır devlet okullarında çalıştım ve şu anda da çalışmaktayım. 5 yaşında şiir gibi bir kızım var; adı Arya Nil. Burada birkaç dize paylaşmak isterim;

Soruları hep başkasına sorduğunda

Elinde yabancı cevapların balyozu ile

Yıkarsın tanımadığın benliğin binasını…

Sakın çok geç, yaşlandım deme

Doğacaksın yıkıntılarından yeniden

Aralıksız kendini hırpaladığında…”

Şiir ile nasıl tanıştığı ve şiirin nasıl ilgi alanına girdiğinden bahseden Gürbüz şunları aktardı; “Evet, önce matematik öğretmeniyim. Sonra bir şiirseverim, beni tanıyanlara göre şairim. Elimde bir kurşun kalem; kurşun kalem ile yaralanmış bir kâğıt; kâğıdın ise geçmişine baktığı, ilhamım kiraz ağacı ile başladım ilk dizelerimi yazmaya. 1996 yılıydı ve Hacettepe Üniversitesi Fizik Mühendisliği bölümünü bırakmıştım. Ailem de büyük bir hayal kırıklığı, ben de istemediğim bir bölümde okumanın bıkkınlığı, babamın zor şartlarda çalışarak kıt kanaat geçindiğimiz parayı kazanmaya çabalaması, eğitimde hiçbir öğrencinin sorgulamaması, insanların kendilerinden uzaklaşarak kutsadıkları putlar ile tapınaklar kurması, içimde bir anarşistin şiir gibi konuşmaya başlaması beni şiir yazmaya sürükledi. O günden sonra da şiir de beni peşinden sürükledi. Toplumsal olaylara asla duyarsız kalmadım. Şiir ile ifade ettim, ağırladım; şiirlerime yoldaşlık eden hislerimi. Bir aydınlık ararsınız, bir çıkış yolu, bir uyanış; şiir, derviş edasıyla güneşi verir kucağınıza. Şiir, samimi yürekle aydınlatır; çıkış yolunu gösterir, uyandırır.”

Sayısal zekaya sahip olanların şiir gibi edebi sanatlara bakış açısını değerlendiren Gürbüz şunları ifade etti; “Benim gibi matematik öğretmenleri ve sayısal zekâya sahip olanlar zamanla bu algının yaşadığı kalenin surlarını yıkacaktır. Espri bir tarafa, doğrudur; sayısal zekâya sahip olanların ezberi kuvvetli değildir. Onlar ezberlemez, sorgularlar. Bunun tersi durumlarda vardır tabii; sorgulayan bir sözel zekâ sahibi gibi. Örneğin; bir şiiri ezberleyerek okumak mı yoksa yaşayarak kâğıttan okumak mı dersek ben her zaman ikincisi derim. Hissetmeden kitap okursanız siz de hiçbir etkisi olmaz; zamanla unutursunuz. Burada önemli olan sözel ya da sayısal zekâya sahip olmak değil, her anlamda uyanık bir bilince sahip olmaktır. Her şeye farklı gözle bakan bilim insanlarına, sanatçılara ve filozof gibi yöneticilere ihtiyacımız var. Geniş kapsamda böyle değerlendirebiliriz. Kısaca şöyle özetleyebilirim; İçinde yeni güne iman eden dervişi uyandırdığında, cenneti göreceksin bu dünyada. Bunu inançsızlara anlatacaklar sanatla.”

‘ŞAİRİN CEPHANESİ SÖZCÜKLERDİR’

Şairliği hakkında konuşan ve bu anlamda sözcüklere vurgu yapan Gürbüz şunlara dikkat çekti; “Bunun ile ilgili konuşmak isterken yirmi dokuz harfi birden susuz yutmak geldi içimden. Çünkü şairin cephanesi sözcüklerdir. Bir olaya şahit olursunuz, bir haber izlersiniz, bu hayatla bir derdi olan şarkı dinlersiniz, insanların yaşadıklarına duygudaşlık edersiniz, mesela toplumcu şairlerden biri olan Hasan Hüseyin Korkmazgil’in şiirlerini okursunuz, bitmemiş kitaba umutla sarılırsınız, içsel sohbetlerle kendinize ulaşmaya çalışırsınız, vb. İşte o zaman şiir ağacının altında oturduğunuzu fark edersiniz; imge yüklü dizeler takılır oltanızın ucuna. Siz oltayı çektikçe şiir, kendi bağımsızlığını ilan eder, kendi kıyınıza vuran sözcüklerle.  İşte bunların hepsi ilhamdır; ilham da duyularımızla var olduğumuzun ispatıdır. Hayata farklı bakanlar, farklı ama etkili eserler ortaya koyabilirler.”

Şiir yazma sürecine değinen Gürbüz şunları söyledi; “İlham geldiğinde ve bana ilk büyülü sözcüğü ya da dizeyi fısıldadığında mutlaka yazmaya başlarım. Not alıp sonradan yazdığım şiir olmadı. O an yazdım yazdım yoksa o nefes alamayan dizeleri gömerim. Şiiri üretme sırasında, telefonumdan ya da TV’ye yansıttığım enstrümantal şarkılardan bana eşlik etmelerini isterim. Müzik hislerimin canlanmasına yardımcı oluyor. Çoğunlukla ilk dizeler çıktıktan sonra başlığın ismine karar veririm ve tüm şiirin odağında başlık olur. Etkili başlığa inananlardanım. İmge yani düşsel tasarım ve metafor olmadan çok az şiir yazmışımdır. Şiiri ayakta tutan ve her okuyanda farklı düşlerin kapısını aralayan imgeler ordusunun askerleri olmadan, şiirin topraklarını ele geçiremezsiniz. İmge ve metafor kullanılmış dizelere örnek vermek isterim;

gönül kuşunu kafeste besleyen duymaz

isyan kaleminin çığlıklarını

asi sözcükler sarar da mahalle yangınını

yetim çocuklar ağırlar terli sokakları…

yine de umut doğar

marşlar söyleyen dağın ardından

güneş kapısını açar da

sıcak bir kestane ile ağırlar

divane şairin kış kokan dizelerini.

Umarım okurlar yazdığım dizeleri beğenirler. Şiire varsıllık katan imgelerdir. Sözcükler yetersiz kaldığında şairin hayal dünyası ile şiir düzlüğe çıkar ve daha büyülü bir hâl alır.”

Şiirlerinde genel olarak hangi temaları ve konuları işlediği ile ilgili bilgi veren Gürbüz; “Şiirimde güncel olayları, daha çok içsel dertleşmelerimi, saklanan ne kadar gerçek varsa ortaya döken durumları, mücadeleyi, hayat kavgasını, aşkı, isyanı, canlı ya da cansız nesneleri, hayata dair ne varsa varsa konu olarak seçerim. Şiire, hislerimizi derin uykudan uyandıran büyülü bir değnek gözüyle bakıyorum. Tabii her şiirde bunu hissetmiyorsak; şiirin dilinden ya da yazanın yeteneğinden şüphe etmek doğaldır. Bir de şiir okurunun alt yapısı önemlidir. İmge bilmeden bir şiiri okumaya çalışan, dizelere anlam veremez ve şiir saçma gelebilir; soyut resme bakan ve soyut resimden anlamayan sanat meraklıları gibi.” dedi.

Sanat ile iç içe olan insanların daha detaycı ve estetik algısının fazla olduğunu savunan Gürbüz şunları belirtti; “Sanat olmadan bir toplum kaba yaşar, detayları ve inceliği göremez ve estetik anlayışı olmaz. Örnek verecek olursak; sanattan anlayan biri ile sanatla arası olmayan biri aynı filmi izleyip tartışsalar; sanattan anlayan her detayı ve incelikleri söylerken, sanatla arası olmayan kaba yaklaşıp sadece birkaç cümle edecektir. Sanat topluma yön verir ve geliştirir. ‘Sanat toplum içindir’ diyenler ile ‘sanat, sanat içindir’ diyenler çatışırken ben şunu söylemek istiyorum; ‘sanat, sanattan anlayan toplum içindir’. Yani toplumu sanattan anlar hâle getirmek için kapitalist düzenin tüm çarkları değiştirilmeli ve toplumun geçinme derdi ortadan kalktıktan sonra topluma sanat eğitimi verilmeli. Geçim kaygısı olmadan insanlar sinemaya, tiyatroya, resim sergilerine, kitap okumaya ve şiir için daha çok kafa yormaya başlayacaktır.”

‘ŞİİR İLE MATEMATİĞİ ANLATMAM DA ETKİLENDİ’

Bir matematik öğretmeni olarak şiirin hayatına girmesi ile insan ilişkilerinde de olumlu etkileri olduğunu dile getiren Gürbüz şunları vurguladı; “Şiir, benim matematik anlatma yöntemlerimi de etkiledi. Öğrencilerle iletişimimin iyi olduğunu söyleyebilirim. Sosyal medya aracılığı ile şiir yazdığımı öğrenen öğrencilerim şaşırıyorlar. Sayısal zekâya sahip bir öğretmen nasıl olur da şiir yazabiliyor diye. Hatta iş arkadaşlarım da çok şaşırıyorlar ve takdir ediyorlar. Yıllarca düşündüğüm, okullarda okutulmayan iki ders var; hoşgörü ve şiir. Bu iki ders bir başkasını anlamamıza yardımı olacak dersler. Bu dersleri seçmeli olarak okul programlarına dâhil edebiliriz. Bu iki ders sayesinde daha ince ve anlayışla bakacağız hayata. Şiir deyince, öğrencilerimin aklına mâni geliyor. Çünkü onu duymuşlar. Daha önce de söylemiştim; sanat, bir uyanışı, yeniden dirilişi, yeniliklerin muştusunu ifade ediyor. Sanatla içli dışlı olmayan toplumların her alanda geri kalması kaçınılmazdır. Sanat, farklı bakan bireylerle olur; farklı bakan bireylerle yenilik hareketleri başlar.”

Şu an bir şiir kitabı yayınlama hazırlığı içinde olduğunu belirten Gürbüz şunlara değindi; “En geç haziranda çıkacak olan ‘Başıboş Şiirlerin Yalnızlığı’ isimli kitabım şu an dizgi aşamasında. Sonsöz okurları, kitap ile ilgili gelişmeleri ‘www.kusuratsiz-pi.com’ isimli kişisel web sayfamdan takip edebilirler.”

Sanatta üretmenin önemli olduğunu ve bunların küçük yaşlarda aşılanması gerektiğini aktaran Gürbüz şu ifadeleri kullandı; “Çok ağır şartlarda çalışan insanlar var bu dünyada. Onlar bile şarkılarla, türkülerle günün yorgunluklarını atıyor. Kimi eline sazını alıp bir deyiş, kimi kemanını alıp şarkısını söylüyor. Ama sanatta bir üretme olmalıdır. Sanat, olanın gücü ile olmayanı yaratma çabasıdır. Küçük yaşlardan itibaren sanat eğitimi verilmelidir. Şarkı olup dilimize doladığımız şiirleri bir de toplantı ve yürüyüşlerde sloganlaşmış şiirleri seviyoruz. Dalga geçme amaçlı, toplumumuzun yüzde 99’u şair derler. Gerçekten şiir okuyan az kişi var. Bunu şiir kitaplarının satış sayılarına bakarak da söyleyebiliriz. Evet bu toplum, toplumcu şairleri, İkinci Yeni şiir akımının şairlerini ve diğer şairleri çok sevdi ama şiirlerini fazla okumadı. Sadece onlardan etkilendi.”

Gençlerin özellikle teknoloji çağı içinde şiire bakış açısını değerlendiren Gürbüz şunları belirtti; “İstediğimiz seviyede olmasa da gençlerin bir kısmı sanatı yakından takip ediyor. Sanat dergilerinde çok fazla genç aktif olarak görev almakta ve içerik sağlamaktadır. Dediğiniz gibi sosyal medya ile daha fazla ilgileniyorlar. Uzun paylaşımlarla ilgilenmeyip, kısa aforizmalar ya da şiirlerden alıntılar ile ilgileniyorlar. Bu, her yaştan insanımız için geçerli bir durum.”

Son olarak bir şiir ile konuşmasını tamamlayan Gürbüz şu dizeleri sıraladı; “

Sarhoş Rüzgârın Islığı

bir dağın dışlanmış evladıydı

çok tokat yedi, karşılık vermeden…

içine attıkça dertleri, doldu taştı

tek başına içerdi aşkın şarabını

tek başına çekerdi sevda yarasını

kafası güzel ay ona göz kırpardı…

yalnızlığını haykırmak için

inandığı değerleri bulmak için

kendini oradan oraya vurmak için

saçtı tüm hikâyesini bulutlara

avuçlarında bulutların gözyaşı

sımsıkı sarıldı, öptü ay ışığını

ve anladı, ne varsa yalandı

avcılar dağda bir karacayı vuralı…

indi ovaya, yalayıp geçti başakları

tuttu kuklaları, sahiplerinin önüne attı

kattı önüne namuslu namussuzları

baltasıyla kovaladı, tipsiz cellatları

savurdu küçük dilini yutmuş sözcükleri

fırlatıp attı, balkondan sarkan cümleleri

ve tükürdü yüzüne korkunun

ve övdü birleşmiş ellerin birliğini…

kafası o kadar güzeldi ki

kucakladı yanağı al al olmuş günleri

dilinde ayık günlerin türküleri

ve silkindi yeryüzü

uyandı dağda, uyuyakalmış çoban

uykularında çitlerden atlıyordu koyunlar

kulaklarında sarhoş rüzgârın ıslığı

şöyle diyordu sürüye

“uyanın, artık uyanın, derin uykudan

siz isterseniz, kuzu olur bu çoban…

sıradanlığın sohbetini edenlere, daha SONSÖZ’ünü söylemedi şair.”

1 Yorum

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz